İsrail'in Bosna'daki ayrılıkçı Sırplarla ilişkilerine dair neler biliniyor?
"Bosna Hersek'te artan bu yakınlaşma, ayrılıkçılığın uluslararası düzeyde meşrulaştırılması, etnik ve dini milliyetçi anlatıların yeniden yükselişi hakkında sorular doğuruyor."
Giorgio Cafiero | New Arab | Tercüme: Mepa News
"İsrail'in 7 Ekim'den bu yana yaptığı her şeyin haklı olduğunu düşünüyorum. İsrail acı çekmemeli."
Bu sözleri geçen ay, Bosna Hersek içindeki Sırpların çoğunlukta olduğu entite Sırp Cumhuriyeti'nin fiili lideri Milorad Dodik söyledi.
Bu açıklama pek de şaşırtıcı değildi. Son yıllarda, Sırp Cumhuriyeti ile İsrail arasındaki ilişkiler gelişirken Dodik, İsrail'e ve Gazze'de yürüttüğü soykırım savaşına desteğini açıkça dile getiriyor.
Üst düzey siyasi destek açıklamalarından Banja Luka'da bir İsrail Ticaret Odası ofisinin açılmasına ve giderek daha açık hale gelen karşılıklı dayanışma ifadelerine uzanan bir yakınlaşma söz konusu. Artan bu yakınlaşma, her iki yönetimin de büyüyen siyasi baskılar karşısında uluslararası meşruiyetlerini güçlendirmeye çalıştığını gösteriyor.
Dodik açısından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile derin ilişkiler, Washington'a erişimini güçlendirebilir ve Bosnalı Sırpların entitesinin özerkliğini genişletmeye yönelik uzun süredir taşıdığı hedefleri destekleyebilir. İsrail ise bu ilişkiyi yeni müttefikler edinmek ve Avrupa'daki diplomatik nüfuzunu artırmak için bir fırsat olarak görebilir.
Ancak sonuçlar ikili işbirliğinin ötesine uzanıyor. Kırılgan anayasal düzeni 1995 Dayton Barış Anlaşması'na dayanan Bosna Hersek'te artan bu yakınlaşma, ayrılıkçılığın uluslararası düzeyde meşrulaştırılması, etnik ve dini milliyetçi anlatıların yeniden yükselişi ve Brüksel'in Avrupa'nın "İç Avlusu"nda istikrarı koruma kapasitesi hakkında sorular doğuruyor.
Siyasi hesaplar
Sırp Cumhuriyeti'nin bazı Batı Avrupa hükümetleri ve uluslararası kurumlarla giderek artan gerilimleri, İsrail'in Bosnalı Sırpların entitesiyle artan temaslarının önemini anlamak açısından gerekli bağlamın bir parçasını oluşturuyor.
Saraybosna Üniversitesi'nde felsefe doçenti olan Dr. Asim Mujkić'e göre İsrail hükümetine yönelik uluslararası destekteki keskin düşüş, Tel Aviv'i alışılmadık ortaklıklara daha açık hale getirdi.
İsrail, Dodik'le kamuoyu önünde temas kurarak yeni ortaklıklar oluştururken mevcut ortaklıklarını da koruyabildiğini gösteriyor. Aynı zamanda İsrail'in Sırp Cumhuriyeti hükümetiyle bağları, Tel Aviv'e Avrupa güçleriyle ilişkilerinde daha fazla pazarlık gücü sağlayabilir.
The New Arab'a konuşan Mujkić, "Netanyahu'nun hükümetine yönelik uluslararası destek eksikliğinin giderek artmasının, geleneksel olarak dostane tutum sergileyen ülkeler ve kuruluşlardan gelen eleştirilerin yükselmesinin, hatta boykotların Netanyahu'yu bu tür siyasi maceracılığa açık hale getirdiğini söyleyebilirim. İç kamuoyu açısından, bazı siyasi liderlerin gerçekten de İsrail'i ziyaret ettiğini gösterebilmek kuşkusuz avantajlı" dedi.
Milano merkezli İtalyan Uluslararası Siyasi Araştırmalar Enstitüsü'nde araştırmacı olan Giorgio Fruscione, birbiriyle bağlantılı ancak daha geniş bir dizi motivasyon görüyor. Ona göre Netanyahu hükümeti, Washington ve Moskova ile güçlü bağları olan siyasi aktörlerle ilişkiler üzerinden uluslararası meşruiyet arıyor.
Fruscione, Srebrenitsa soykırımının yorumlanmasına ilişkin anlaşmazlıkları da İsrail-Sırp Cumhuriyeti ilişkilerini şekillendiren siyasi bağlamın bir parçası olarak görüyor.
Bölgesel düzeyde bakıldığında, İsrail'in Balkanlar'daki aktörlerle ortaklıklarını genişletmesi, Güneydoğu Avrupa'da kendi ağlarına sahip olan İran, Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan'ın etkisine karşı koymaya hizmet ediyor.
Basitçe ifade etmek gerekirse, İsrailli yetkililer Sırp Cumhuriyeti, Arnavutluk ve Balkanlardaki diğer aktörlerle ticari işbirliğinin, ticaretin ve yatırımın önemini sık sık vurgulasa da bu ortaklıkların öneminin açıklanan ekonomik hedeflerin ötesine geçtiği inkar edilemez.
İsrail'in Sırp milliyetçisi Milorad Dodik'e desteği Bosna ve Balkanlar'ı tehdit ediyor
Dodik'in siyasi pazarlık gücü arayışı
Bütün bu hesapların ötesinde, Dodik'in İsrail'le daha yakın bağlar kurmasındaki temel motivasyon, Washington'a erişimini artırma arzusu gibi görünüyor.
Dodik geçen yıl Sırp Cumhuriyeti cumhurbaşkanlığından resmen uzaklaştırılmış olsa da Banja Luka'nın fiili lideri olmayı sürdürüyor. Bosnalı Sırpların güçlü adamı, Bosna Hersek'in kırılgan istikrarı pahasına siyasi gündemini ilerletmeye devam etmekte kararlı. Dolayısıyla, tam bağımsızlık mutlaka nihai hedefi olmasa bile, siyasi hedeflerinin peşinden giden Dodik için uluslararası destek değerini koruyor.
Trump yönetimiyle daha derin bağlar geliştirmek için Dodik, geleneksel lobi faaliyetlerine başvurdu. Ancak bu, Washington'da önemli bir aracı olarak muhtemelen Netanyahu'ya bel bağlayabilecek Bosnalı Sırp lider için tek başına yeterli olmayabilir.
ABD ve Rusya'nın desteği ya da en azından uzlaşmacı tutumu, Dodik'in siyasi konumuna yarar sağladı. Banja Luka'da bir İsrail Ticaret Odası ofisinin açılması ve Sırp Cumhuriyeti ile İsrail'den yetkililerin kamuoyuna açık temaslarını artırmasıyla, Dodik'in liderliğini tecrit edilmiş değil, dünyayla bağlantılı olarak sunması kolaylaşıyor.
Dodik'in ABD, Rusya ve İsrail'le bağlarını güçlendirme arzusunun merkezinde, Bosna Hersek'teki ve uluslararası düzeydeki diğer aktörlerle ilişkilerinde daha fazla pazarlık gücü elde etme isteği yatıyor. Dodik, Sırp Cumhuriyeti'ni bağımsız bir devlet haline getirmeye mutlaka girişmeden (uygulamada son derece zorlu ve karmaşık olacak bir süreç) bağımsızlığı gündeme getirerek böyle bir pazarlık gücü elde edebilir.
İsrail ve Sırp Cumhuriyeti'nin derinleşen bağlarının önemli ekonomik ve güvenlik boyutları var. Dodik, teknoloji ve yatırım alanlarında İsrail'le daha fazla işbirliği isterken Netanyahu hükümeti bu ikili ilişkinin temel alanları olarak enerji ve güvenliğe odaklanıyor.
Ancak kamuoyuna açık somut ayrıntıların eksikliği nedeniyle, öngörülen bu ekonomik işbirliğinin boyutu ve kapsamı belirsizliğini koruyor.
Yine de Sırp Cumhuriyeti mali baskı altındayken Banja Luka'daki yönetimin, büyüyen bu ortaklıktan gelebilecek siyasi avantajların yanı sıra İsrail sermayesini de memnuniyetle karşılaması anlaşılabilir bir durum.
Belgrad'ın rolü
Sırbistan'ın Banja Luka'daki etkisi göz önüne alındığında, Sırp Cumhuriyeti'nin İsrail'le artan bağları Belgrad'ın Tel Aviv'le ilişkisi bağlamında anlaşılmalı. Sırbistan, özellikle savunma alanında İsrail'le ilişkisini güçlendirdi. İsrailli savunma şirketi Elbit Systems'in dahil olduğu bir insansız hava aracı montaj tesisinin kurulması ve Belgrad'ın Tel Aviv'e silah ihracatı bunu ortaya koyuyor.
Fruscione'ye göre Sırp Cumhuriyeti'nin dış politikası tamamen bağımsız değil ve Banja Luka'nın uluslararası ilişkileri, Sırbistan'ın uluslararası arenadaki öncelikleriyle yakından bağlantılı olmaya devam ediyor.
The New Arab'a konuşan Fruscione, "Sırp Cumhuriyeti'nin özerk bir dış politikası yok. Öyle görünebilse de Belgrad'la uyumlu hareket ediyor, hatta Belgrad tarafından yönlendiriliyor da olabilir. Dolayısıyla İsrail ile Sırp Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler bu çerçevede anlaşılmalı" diye açıkladı.
Bu bakış açısı, Sırp Cumhuriyeti'nin Tel Aviv'le büyüyen ortaklığını, yönetimini Belgrad, Moskova ve Washington'a bağlayan daha geniş bir siyasi ve ekonomik ilişkiler ağı içine yerleştiriyor.
Bu ilişkiler, dış destek sağlama ve siyasi çıkarları ilerletme yönündeki birbiriyle örtüşen, zaman zaman da rekabet eden çabaları yansıtıyor. İsrail'le ilişki, Milorad Dodik'in Bağımsız Sosyal Demokratlar İttifakı ile Bosna Hersek'in başlıca Hırvat milliyetçi partisi olan Bosna Hersek Hırvat Demokrat Birliği arasındaki siyasi işbirliğiyle de kesişiyor.
Her iki parti de hedefleri ve çıkarları aynı olmamakla birlikte, Bosna Hersek'in siyasi düzenlemelerinin bazı yönlerinde, özellikle entite özerkliğini, siyasi temsili ve güç dağılımını etkileyen alanlarda değişiklikler talep etti.
İsrail'in Bosna'daki soykırımda rolü neydi?
Dr. Mujkić'e göre Netanyahu hükümetinin Sırp ve Hırvat milliyetçi liderlerle kurduğu ilişkiler, Bosna Hersek'in Dayton dengesine meydan okuyan siyasi güçleri pekiştirme riski taşıyor. Birlikte ele alındığında bu ilişkiler, Saraybosna'daki kurumlar üzerindeki baskıyı artırabilir ve eşgüdümlü bir Bosna dış politikası geliştirme çabalarını zorlaştırabilir.
Ayrıca bu ilişkiler, büyük güçler arasındaki rekabetin yoğunlaştığı bir dönemde, Tel Aviv'i ilgilendiren gelişmelerin Belgrad'ın hedefleri, Bosna Hersek içindeki ayrılıklar ve ABD ile Rusya'nın birbiriyle rekabet eden çıkarlarıyla giderek daha fazla iç içe geçtiği bir bölgesel dinamik yaratıyor.
The New Arab'a konuşan Mujkić, "Netanyahu hükümeti, Bosna'daki etnik parti HDZ'nin [Hırvat milliyetçisi sertlik yanlıları], Hırvat milliyetçiliğini desteklemekle kalmayıp Bosna Yahudi toplumunun temsilini de çarpıtan İsrailli iş insanı Amir Kabiri'nin varlığı aracılığıyla ekonomik olarak bile destekledi. Sırp milliyetçisi sertlik yanlılarını da destekledi; dolayısıyla elbette böyle bir politika Dayton dengesini tehdit ediyor" dedi.
Dr. Mujkić'e göre her iki milliyetçi hareket de siyasi söylemlerinde Hristiyan milliyetçiliğine ve Boşnakların "İslamcı bir tehlike" oluşturduğu iddialarına giderek daha fazla yer veriyor.
Tarihin ironisi şu ki günümüz Hırvat milliyetçiliği, yerel Yahudileri yok etmeyi amaçlayan, Nazilerle müttefik Bağımsız Hırvatistan Devleti'nin ideolojisinin mirasçısı. Günümüz Sırp milliyetçiliği ise Milan Nedić'in işbirlikçi rejimi altında 1941'de Sırbistan'ı "yeni Avrupa"nın ilk "Yahudilerden arındırılmış" ülkesi ilan etmekle övünen radikal milliyetçi bir gelenekten besleniyor.
Dr. Mujkić, The New Arab'a, "Ancak bugün Netanyahu'nun 'müttefikleri' örneğin Bosna Hersek Yahudi Topluluğu değil, bunlar" dedi.
Dayton düzeni ve Bosna'nın kırılgan istikrarı
Sırp Cumhuriyeti'nin İsrail'le güçlenen ilişkisi, Bosna Hersek'in toprak bütünlüğüne yönelik ciddi meydan okumaların daha fazla kabul gördüğü bir siyasi ortamı pekiştirebilir.
Dr. Mujkić'in açıkladığı üzere bu gelişme, Moskova'nın yerel milliyetçi hareketlere verdiği desteğin ve Trump'ın ikinci döneminde Washington'ın dış politikasındaki değişimlerin, Avrupa Birliği'nin Batı Balkanlar'daki istikrarsızlığa yanıt verme kapasitesini zayıflatma riski taşıdığı daha geniş bir jeopolitik örüntünün parçası.
Fruscione'nin The New Arab'a söylediği gibi İsrail'in desteği, Bosna Hersek'te yeni bir ayrılıkçı dinamik yaratmıyor. Ancak özellikle AB içindeki ayrılıkların Brüksel'in bu Balkan ülkesiyle ilişkilerini zorlaştırdığı bir ortamda, zaten işlemekte olan bir dinamiği hızlandırabilir.
Dayton çerçevesi için kritik bir uluslararası güvence sağlayan Yüksek Temsilcilik makamına yeni bir ismin atanmasına ilişkin zorluklar, mevcut denetim sisteminin karşı karşıya olduğu ciddi sorunları ortaya koyuyor.
Ancak Sırp Cumhuriyeti ile İsrail arasındaki ilişkinin güçlenmesinin nihai sonuçları belirsizliğini koruyor. Tel Aviv'in artan temasları, Dodik'in uluslararası konumunu ve pazarlık gücünü pekiştirmesine yardımcı olabilir. Ancak Washington ya da Tel Aviv'in onu desteklemek için ne kadar ileri gideceği belirsiz.
