Körfez'deki Amerikan üslerinin akıbeti ne olacak?
"ABD bugün Körfez ve çevresindeki yaklaşık 20 askeri tesiste yaklaşık 50 bin asker bulunduruyor."
Dario Sabaghi | New Arab | Tercüme: Mepa News
Körfez'deki ABD üsleri kırk yılı aşkın süredir tehditleri caydırmayı, bölgesel müttefiklere güvenlik garantileri sağlamayı ve Ortadoğu genelinde güç projeksiyonu yapmayı amaçlıyor.
Ancak İran ile savaş şimdi bu üslerin geleceği konusunda soru işaretleri doğuruyor.
ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta başlayan İran savaşı, İran'ın Körfez'deki ABD üsleri ve varlıklarına misilleme saldırıları düzenlemesine yol açtı. Bu saldırılar üslerin kırılganlığını ortaya koyarken onları Körfez ülkeleri açısından stratejik varlıklardan hedeflere dönüştürdü.
ABD-İran gerilimi artarken, daha ağır ekonomik yaptırımlar yürürlükte ve kırılgan ateşkese rağmen müzakereler tıkanmış durumda. Washington'un artık bölgedeki üslerinin geleceğini değerlendirdiği bildiriliyor.
Son haberler, Pentagon'un, İran saldırılarının Körfez'deki üslere zarar vermesinin ardından, Ortadoğu'daki askeri varlığını yeniden değerlendirdiğini, daha küçük ve daha dağınık bir konuşlanmayı veya güçlerin batıya kaydırılmasını düşündüğünü gösteriyor.
Henüz resmi bir karar alınmamış olsa da böyle bir değerlendirme lojistiğin ve altyapının ötesine geçiyor. Riskler çok daha büyük, zira mesele ABD'nin Körfez politikasının geleceğini etkiliyor ve Ortadoğu genelindeki güç dengesini yeniden şekillendirebilir.
ABD bugün Körfez ve çevresindeki yaklaşık 20 askeri tesiste yaklaşık 50 bin asker bulunduruyor. Başlıca tesisleri Katar'daki El Udeyd, Bahreyn'deki NSA Bahrain, Kuveyt'teki Camp Arifjan ve Camp Buehring, Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki Dafra ve Suudi Arabistan'daki Prens Sultan Hava Üssü.
Bazı tahminlere göre saldırıların yaklaşık yüzde 80-90'ı önlenmiş olsa da İran en az 15 ABD askeri tesisine zarar verdi. Bunlar arasında Katar'daki El Udeyd'de radar ve erken uyarı sistemleri, Bahreyn'de deniz kuvvetleri karargahı, depolar ve iletişim altyapısı ile Kuveyt'te uçaklar, lojistik ve destek tesisleri bulunuyor.
Amerika'nın Körfez güvenlik modelinin sınırları
İran ile savaş, ABD'nin Körfez'deki üs ağının caydırıcılık değerinin sınırlarını ortaya çıkardı. ABD varlığı Körfez ülkelerinin İran saldırılarından korunmasını garanti etmedi, aksine ABD güçlerine ev sahipliği yapmak, Körfez ülkelerini İran misillemelerinin hedefi haline getirdi.
Bununla birlikte ABD desteğiyle geliştirilen entegre hava savunma sistemi muhtemelen daha ağır can kayıplarını ve hasarı önledi.
Rabdan Security and Defence Institute kıdemli araştırmacısı Kristian Alexander, The New Arab'a İran'ın misillemelerinin geleneksel caydırıcılık modelinin sınırlarını ortaya koyduğunu ancak "ileri konuşlanmanın" hala muazzam askeri değer sağladığını söyledi.
"Caydırıcılığın artık dağınık konuşlanma, güçlendirilmiş altyapı, katmanlı füze ve İHA savunmaları, yedeklilik ve ABD güçlerinin ev sahibi devletleri ne zaman ve nasıl savunacağına ilişkin çok daha açık siyasi mutabakatlarla tamamlanması gerekiyor" dedi.
ABD askeri varlığının Körfez'den daha uzağa kaydırılması, ABD'nin Körfez politikasında büyük bir değişimi temsil edecektir. İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden bu yana ABD'nin Körfez'deki askeri varlığı yıllar içinde kademeli olarak genişledi ve 1990-1991 Körfez Savaşı'ndan sonra daha kurumsal hale geldi.
Bu savaş, tehditleri caydırmak ve krizlere hızla yanıt vermek amacıyla bölgesel ortaklıkları, ileri konuşlanmaları, lojistik ağları ve önceden konuşlandırılmış teçhizatı güçlendirdi.
Ancak bugün İran tarafından vurulan ABD Körfez üslerinin geleceğine ilişkin belirsizlik, ABD'nin bölgeye olan bağlılığının zayıflaması olarak görülebilir. Aralık 2025'te yayımlanan Trump'ın Ulusal Güvenlik Stratejisinin Ortadoğu'nun artık Washington'un birinci stratejik önceliği olmadığını belirtmesi göz önüne alındığında bu şaşırtıcı olmayacaktır.
Middle East Institute yardımcı araştırmacısı F. Gregory Gause III, The New Arab'a Kuveyt, Katar ve Bahreyn'deki ABD üslerinin uzun süredir bu hükümetler tarafından Washington'un savunmalarına olan bağlılığının kanıtı olarak görüldüğünü söyledi.
Bu nedenle üslerin kapatılmasının ABD'nin artık bu ülkelerin güvenliğine bağlı olmadığı yönünde bir sinyal olarak yorumlanabileceği uyarısında bulundu. Bunun da Körfez ülkelerini "öncelikle İran ile ilişkilerini yeniden hesaplamaya ve belki de aksi halde yapacaklarından çok daha doğrudan biçimde İran çizgisini izlemek zorunda hissetmeye" sevk edebileceğini söyledi.
Bu arada ABD'nin Körfez'deki müttefikleri ortak savunma yoluyla daha fazla stratejik özerklik arıyor.
Buna Körfez İşbirliği Konseyi Birleşik Askeri Komutanlığı, ortak erken uyarı sistemleri ve müşterek tatbikatlar dahil. Körfez ülkeleri ayrıca Türkiye, Avrupa, Pakistan, Güney Kore ve Çin'den silah alımlarını çeşitlendiriyor ve Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye ile yakın zamanda imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması gibi savunma ortaklıkları geliştiriyor.
Ancak ABD sistemlerine, eğitimine ve altyapısına devam eden bağımlılıkları göz önüne alındığında bu adımların kısa vadede Washington'un rolünün yerini alması beklenmiyor.
İran saldırıları Ortadoğu'daki Amerikan üslerinde milyarlarca dolarlık hasara yol açtı
ABD'nin askeri varlığı yeniden mi düşünülüyor?
Bazı uzmanlar ABD varlığındaki herhangi bir azalmanın geçici olacağını ve muhtemelen tersine çevrileceğini düşünüyor.
Chatham House yardımcı araştırmacısı Ahmed Aboudouh, The New Arab'a, "ABD ile İran arasındaki savaş çözüldüğünde bu üsler farklı düzenlemelerin parçası olarak varlıklarını sürdürmeye devam edecek" dedi.
Önerdiği modellerden biri, ABD'nin Avrupalı müttefikleriyle yaptığı düzenlemeleri tekrarlayabilir. Bu model mutlaka üsleri değil, "ABD'nin bu ülkelerin talebi üzerine güçlerini konuşlandırma hakkına sahip olduğu" konuşlanma anlaşmalarını, ayrıca devam eden sanayi iş birliği, istihbarat paylaşımı, birlikte çalışabilirlik ve operasyonel entegrasyonu içerebilir.
Sonuç olarak ABD'nin askeri garantilerinden bağımsızlaşmaya yönelik bu tür adımlar, Washington'un Körfez üslerine yaptığı yatırımların azalmasına ve ABD'nin garantör konumundan ortak konumuna kaymasına yol açabilir.
New Lines Institute for Strategy and Policy program başkanı ve kıdemli analist Dania Arayssi, The New Arab'a, "Bölge güvenlik açısından ABD'den daha bağımsız hale geldikçe Amerika'nın Körfez bölgesindeki askeri üslere yatırımı muhtemelen önemli ölçüde azalacaktır" dedi ve ekledi:
"Aynı zamanda ABD'nin angajmanı devam edecek, sahada mutlaka asker bulundurmak yerine askeri eğitim, ortaklıklar ve bölgenin askeri kapasitesini geliştirmeye kayacak, bunun yanında ekonomik ve enerji alanındaki angajman da artacaktır."
Körfez ülkeleri askeri ittifakları güçlendirmenin, silah tedarikini çeşitlendirmenin ve yerli silah üretimini genişletmenin yanı sıra ABD askeri varlığı azalırken İran ile güvenlik düzenlemeleri arayabilir.
Aboudouh, Çin'in 2023'te Suudi Arabistan-İran yakınlaşmasına aracılık etmesine benzer şekilde bölgesel güvenlik görüşmelerini kolaylaştırabileceğini, ancak asıl arabuluculuğu Pakistan, Umman, Irak veya Katar gibi ülkelerin üstlenebileceğini söyledi.
"Bana göre bütün bu boyutlar, ABD sonrası bir güvenlik yapısında gelecekte güvenliğin nasıl görüneceğini belirleyecek" dedi.
Ancak Arayssi, Körfez ülkelerinin Hürmüz Boğazı'nı devre dışı bırakma çabalarının ve Mekke anlaşması gibi alternatif güvenlik çerçevelerinin İran'ın ekonomisini ve nüfuzunu önemli ölçüde zayıflatacağını savunuyor. Ayrıca İran'ın başta Suudi Arabistan ve BAE olmak üzere önemli Körfez ülkelerinin güvenini kaybettiğine inanıyor.
"Bence İranlılar Arap ve Körfez ülkelerini kaybetti. Artık onları geri kazanamazlar. Bu, onlar açısından masada olan bir seçenek değil" dedi.
Trump'ın İran ekonomisine yönelik tehdidi Körfez ülkeleri için ne anlama geliyor?
ABD varlığının azaltıldığı yeni bir Körfez güvenlik düzeni vizyonu ciddi sınırlamalarla karşılaşabilir. Körfez savunması parçalı yapısını koruyor ve ülkeler halen büyük ölçüde ABD desteğine bağımlı.
Alexander, başka ülkelerin belirli yetenekler sağlayabileceğini ancak "hiçbirinin şu anda Washington'un sağladığı istihbarat, lojistik, deniz gücü, hava gücü, komuta-kontrol ve küresel güç projeksiyonu bileşimini sunmadığını" söyledi ve "Şu anda ABD'nin yerini aynı ölçekte alabilecek güvenilir bir alternatif yok." dedi.
Ayrıca bu açığı kapatmak için yerli kabiliyetler geliştirmek veya alternatif ortaklıklar kurmak önemli zaman alacaktır.
Daha geniş bölgede ABD varlığının azalması, İsrail'i daha iddialı bir tutum almaya teşvik ederken bölge ülkelerini ona karşı denge arayışına itebilir.
Bu değişim şimdiden, özellikle Suriye konusunda Türkiye-İsrail gerilimini keskinleştiriyor. Ankara siyasi ve ekonomik nüfuzunu genişletirken İsrail, Türkiye'nin Suriye'deki askeri rolünün büyümesinden endişe ediyor. Körfez ülkeleri ise İbrahim Anlaşmalarının sağladığı tampon nedeniyle daha iddialı bir İsrail'den daha az etkilenebilir.
Ancak İran'a yaklaşımları, Gause III'e göre ABD'nin güvenlik taahhütlerine duyulan güvene bağlı olacak.
Körfez ülkelerinin savaş nasıl sona ererse ersin Tahran ile bir anlayış araması muhtemel olsa da güvenilir bir ABD savunma ilişkisine duyulan güven onları İran'a karşı daha az tavizkar hale getirecektir. Washington'un güvenliklerine bağlılığı konusunda şüpheler ise çok daha büyük tavizlere yol açabilir.
Alexander'a göre Körfez'deki büyük ve kalıcı ABD üslerine en makul alternatif, dönüşümlü konuşlanmalar, önceden konuşlandırılmış teçhizat, ortak kullanılan tesisler, deniz gücü ve dağınık bölgelere garantili erişim üzerine kurulu bir model olacaktır. Buna daha güçlü ve entegre Körfez hava ve füze savunmaları da eşlik edecektir.
Bu yaklaşım, yoğun biçimde bir araya getirilmiş tesislerin yarattığı kırılganlığı ve siyasi riski azaltırken ABD'nin erişimini, caydırıcılığını, birlikte çalışabilirliğini ve siyasi nüfuzunu koruyacaktır.
Alexander, "Amaç asker veya üs saymak değil, yoğunlaşmayı ve kırılganlığı azaltırken erişimi, caydırıcılığı, birlikte çalışabilirliği ve siyasi nüfuzu korumak olmalı. Bu anlamda ABD'nin Körfez'deki askeri varlığının geleceği fiziksel açıdan daha küçük, ancak entegrasyon açısından daha derin olabilir." dedi.
