Trump'ın İran ekonomisine yönelik tehdidi Körfez ülkeleri için ne anlama geliyor?
Trump yönetimi, İran'ın mali can damarlarını kesmek için agresif bir girişim yürütüyor.
Hazine Bakanı Scott Bessent, 24 Ağustos'ta Tahran'ı tecrit etmek ve hükümetini çöküşe doğru baskı altına almak amacıyla tasarlanan kapsamlı bir yaptırım kampanyası olan "Ekonomik Dışlama Operasyonu"nu duyurdu.
ABD, İran'ın petrol satmasına, teknoloji edinmesine ve gelir sağlamasına yardımcı olan ağları, şirketleri, gemileri ve mali kanalları tespit ettiğini belirtiyor. Washington aynı zamanda Tahran ile çalışmayı sürdüren ülke ve şirketleri ikincil yaptırımlarla karşılaşabilecekleri konusunda uyarıyor.
Yeni tedbirler, İran'ın petrol ticareti, nükleer ve füze programları, siber operasyonları ve mali ağlarıyla bağlantılı 60'tan fazla kişi, şirket ve gemiyi hedef alıyor.
Kampanya ayrıca İran'ın uluslararası ortaklarına odaklanıyor. Muhtemel ikincil yaptırımlar deniz taşımacılığı, havacılık, teknoloji, altın ve dijital varlıklar gibi sektörleri etkileyebilir.
Çin, İran'ın ihraç ettiği petrolün yaklaşık yüzde 90'ını satın aldığı için özellikle önemli. Ancak Bessent, Çin bankaları veya şirketlerine yönelik belirli cezalar açıklamaktan kaçındı.
Trump yönetiminin İran üzerindeki artan baskısı kaçınılmaz olarak İran halkına ağır insani ve ekonomik maliyetler yükleyecek.
İran, "Ekonomik Dışlama Operasyonu"ndan önce de ağır enflasyon, çöken para birimi, işsizlik, elektrik kesintileri ve yükselen fiyatlarla mücadele ediyordu.
Yeni tedbirler sıradan vatandaşların yaşadığı bu sıkıntıları yalnızca daha da derinleştirecek. Ancak İranlılara daha fazla acı çektirmenin Trump yönetiminin hedeflerine ulaşacağı bir ABD zaferine dönüşüp dönüşmeyeceği başka bir soru. Bu stratejinin başarılı olacağından şüphe etmek için güçlü nedenler var.
Trump yönetiminin son altı ayda savaşın gidişatından rahatsız olduğu açık.
Beyaz Saray şimdi hedeflerini, savaşın uzun süredir popüler olmadığı ve giderek daha da fazla tepki çektiği ülke içinde çok daha düşük siyasi maliyet taşıyan yeni bir strateji aracılığıyla gerçekleştirmeye kararlı görünüyor.
Washington merkezli gazeteci, The Iran Podcast'in sunucusu ve Center for International Policy kıdemli araştırmacısı Negar Mortazavi, The New Arab'a verdiği röportajda, "Trump İran üzerinde yeniden ekonomik baskıya yöneliyor çünkü askeri güç beklediği zaferi sağlayamadı" dedi.
Bu aşamada "Ekonomik Dışlama Operasyonu"nun başarıya ulaşması kesin olmaktan çok uzak. Özellikle İran'ın Amerikan ve Avrupa yaptırımlarını aşma konusunda onlarca yıllık deneyimi bulunuyor. Ayrıca strateji Washington'un Tahran'ı tecrit etme hedefiyle Çin ve diğer büyük ticaret ortaklarıyla karşı karşıya gelmenin ekonomik ve jeopolitik riskleri arasında denge kurmasını gerektirecek.
Yönetimin yaptırım stratejisi dikkat çekici ölçüde saldırgan olsa da temelde belirsizliğini de koruyor. Özellikle tedbirlerin tam anlamıyla uygulanmasının küresel mali sistemi istikrarsızlaştırabileceğinin kabul edilmesi göz önüne alındığında, bundan sonra ne olacağına ilişkin net bir cevap bulunmuyor. Eski Amerikalı diplomat Robert Malley de buna dikkat çekti.
"D-Day yaptırımları" İranlılara daha fazla ekonomik acı ve insani sıkıntı yaşatacak olsa da İran'ı daha saldırgan bir tutuma da itebilir. İranlı yetkililerin Beyaz Saray'ın nihai amacının rejim değişikliği olduğuna kanaat getirmesi halinde askeri tırmanma ihtimali artabilir.
Paradoks ise Trump yönetiminin, en azından bu yılki ABD ara seçimleri sonrasına kadar savaşa geri dönmeden hedeflerine ulaşmak için tam da ekonomik baskıya başvuruyor olması.
BAE, Trump'ın baskı kampanyasının kilit unsuru
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), özellikle de Dubai, İran için uzun süredir önemli bir ticari, mali ve yeniden ihracat merkezi olması nedeniyle bu girişimin merkezinde yer alıyor.
Trump yönetiminin "Ekonomik Dışlama Operasyonu"nu açıklamasından kısa süre önce BAE, Tahran'ın balistik füze saldırılarına karşılık olarak İran ile ticareti askıya aldığını duyurdu.
Suudi jeopolitik analist ve Saudi Elite Group Başkanı Muhammed el-Hamid, The New Arab'a verdiği röportajda BAE'nin ticareti askıya alma kararının İran üzerinde "gerçek bir etkisi" olacağını ve bunun öneminin "ikili ticaretin askıya alınmasının çok ötesine geçtiğini" söyledi.
Thayer Marshall Institute Profesörü David Des Roches ise The New Arab'a, "Tarihsel kayıtlar ortaya çıktığında ve bunları incelediğimizde, BAE'nin İran'ın bankacılık ve mali ilişkilerini kapatmasının Ekonomik D-Day için gerekli bir ön koşul olduğunu göreceğimizi düşünüyorum" dedi.
El-Hamid, "Trump yönetimi bu dış mali can damarlarına odaklanmakta haklı. Bankacılık kanallarına, ticari aracılara, paravan şirketlere, dijital varlıklara ve yeniden ihracat ağlarına erişimin kesilmesi, Tahran'ın para hareket ettirmesini ve kısıtlamaları aşmasını önemli ölçüde daha zor ve maliyetli hale getiriyor" dedi.
Bununla birlikte BAE-İran ticaretinin askıya alınmasını "önemli bir adım" olarak nitelendiren el-Hamid, baskı kampanyasının etkinliğinin uygulamaya bağlı olacağını vurguladı.
"Bölge genelindeki mali işlemler, döviz ağları, kripto para faaliyetleri, paravan şirketler ve gayriresmi ödeme mekanizmalarının çok daha güçlü biçimde denetlenmesi gerekiyor. Geriye kalan bu kanallar ciddi şekilde kısıtlanırsa Tahran üzerindeki ekonomik baskının aşılması çok daha zor hale gelecektir" dedi.
Körfez, İran'ın misilleme riskiyle karşı karşıya
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri Trump yönetiminin baskı kampanyasının sonuçlarını yönetmekte zorlanabilir.
Körfez'deki Arap monarşileri, ABD ile güçlü güvenlik ilişkilerini korurken yeni bir bölgesel tırmanma dalgasından kaçınmayı gerektiren zorlu bir stratejik denge kurmak zorunda.
İran, "Ekonomik Dışlama Operasyonu"na ortak olmakla suçladığı ülkelere karşı misilleme tehdidini açık biçimde dile getirdi.
Des Roches, İran'ın KİK üyelerine yönelik muhtemel askeri saldırılarını değerlendirirken Tahran'ın askeri değil ekonomik bir eyleme karşılık "tarafsız devletlere" saldırmayı gerekçelendirmekte zorlanacağını ve böyle bir senaryonun Trump'a İran'a karşı askeri operasyonları yeniden başlatmak için bahane sağlayabileceğini söyledi.
Des Roches, The New Arab'a, "Trump yönetimi en başta savaş için hiçbir zaman gerekçe oluşturmadı ancak şu anda burada nispi bir barış hali sürerken İran birdenbire, kendisine saldırılmadan saldırılar başlatırsa Trump ve partisinin, 'Burada ortaklarınızı desteklemek zorundasınız ve bu artık tercih edilmiş bir savaş değil' şeklinde bir gerekçe ortaya koyacağını düşünüyorum" dedi.
El-Hamid'e göre İran, Körfez'deki Arap devletlerine Trump yönetiminin baskı kampanyasıyla aynı çizgide oldukları gerekçesiyle misilleme yaparsa bu adım ters tepebilir ve ABD-KİK istihbarat, deniz güvenliği, füze savunması ve daha geniş güvenlik iş birliğini güçlendirebilir.
Ancak Mortazavi daha uzun vadeli bir endişeye dikkat çekti. İran'ın KİK üyelerine yönelik bu tür füze ve İHA saldırıları, Körfez başkentlerinde zaten var olan, güvenlik garantörü olarak ABD'ye bağımlılığın kendilerini başlamasında rol oynamadıkları ve kontrol edemedikleri çatışmalara tehlikeli biçimde maruz bıraktığı yönündeki görüşleri güçlendirebilir.
İleriye bakıldığında "Ekonomik D-Day"in başarısı nihayetinde bu yoğunlaştırılmış baskının siyasi açıdan ne ürettiğine bağlı olacak.
Trump yönetiminin bakış açısından ideal sonuç, "Ekonomik Dışlama Operasyonu"nun Tahran'ı müzakere masasına geri getirmesi ve küresel ekonomiye ciddi zarar verebilecek yeni bir yoğun savaş dalgasını tetiklemeden Washington'a yeni bir anlaşmada aşağılayıcı tavizler vermeye hazır hale getirmesi olacaktır.
Ancak İslam Cumhuriyeti yön değiştirmek yerine çatışmayı tırmandırarak karşılık verirse kampanya gerilimi daha da derinleştirebilir, KİK ülkelerinin karşı karşıya olduğu riskleri artırabilir ve yeni bir bölgesel çatışma döngüsüne katkıda bulunabilir.
Dolayısıyla asıl sınav, ekonomik baskının daha fazla tırmanmaya giden bir yola dönüşmek yerine diplomasi için bir fırsat oluşturup oluşturamayacağıdır.
Önceki ABD yönetimlerinin yürüttüğü ve sıradan İranlılara önemli ekonomik sıkıntılar yaşatmasına rağmen siyasi teslimiyet sağlamayan maksimum baskı kampanyalarının deneyimine işaret eden Mortazavi şüpheci.
Mortazavi, The New Arab'a, "Yaptırımlar sıradan İranlılar üzerindeki ekonomik acıyı derinleştiriyor. Ancak yıllar süren maksimum baskı, ekonomik sıkıntının siyasi teslimiyete dönüşmediğini gösterdi" dedi.
Dolayısıyla Körfez'deki Arap monarşileri açısından riskler yaptırımların doğrudan ekonomik etkisinin çok ötesine uzanıyor.
Washington, Tahran üzerindeki baskıyı halihazırda yaptıklarının ötesinde daha da artırmaya çalışırken KİK üyeleri, yeni bir çatışma dalgasını önlemeyi amaçlayan tedbirlerin tam tersine böyle bir çatışmayı tetikleyerek Körfez'deki Arap devletlerini kaotik bir çalkantının içine sürükleyebileceği ihtimaliyle başa çıkmak zorunda kalacak.
Körfez başkentleri açısından temel ikilem yalnızca Washington'un kampanyasına nasıl yanıt verileceği değil, mevcut çatışmadan çok daha uzun süre bölgede rol oynamaya devam edecek komşu bir güç olan İran ile ilişkilerin nasıl yönetileceğidir.
Mortazavi'nin ifadesiyle, "KİK ülkeleri bir kez daha binlerce kilometre uzaktaki güçlü bir müttefik ile binlerce yıldır orada bulunan ve bu savaş bittikten çok sonra da komşuları olmaya devam edecek güçlü bir komşu arasında sıkışmış durumda."
New Arab'da yayınlanan bu değerlendirme Mepa News okurları için Türkçeleştirilmiştir. Değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.