Giorgio Cafiero

Giorgio Cafiero

Arap-İsrail normalleşmesi Gazze'deki savaştan nasıl etkilenecek?

Arap-İsrail normalleşmesi Gazze'deki savaştan nasıl etkilenecek?

Sadece birkaç ay önce birçok Batılı, İsrailli ve Arap politika yapıcı ve analist, Arap dünyasının Filistin meselesini geride bıraktığı gibi yanlış bir sonuca varmıştı.

Bazı yorumcular Arapların İsrail ile normalleşme eğilimini "gelecek" olarak görüyordu. Bu görüşte olanlar Suudi Arabistan, Umman, Tunus ve diğer Arap devletlerinin İbrahim Anlaşmaları'na katılmalarının an meselesi olduğuna inanıyordu.

Arap-İsrail çatışmasında hiçbir zaman doğrudan çatışan aktörler olmayan (Sudan haricinde) Arap hükümetleri ile Tel Aviv arasında 2020'de imzalanan diplomatik anlaşmaların Ortadoğu'da yeni bir "barış" dönemi başlatabileceği iddiası ABD'li yetkililer tarafından geniş kabul gördü.

Ancak 7 Ekim her şeyi değiştirdi. Artık yakın zamanda hiçbir yeni Arap devletinin İbrahim Anlaşması'na katılmayacağını varsaymak mümkün.

Geçen yıl Hamas'ın öncülüğünde İsrail'in güneyine yapılan Aksa Tufanı Operasyonu ve ardından İsrail'in Gazze'ye yönelik başlattığı saldırı sonucunda Filistin meselesi bölgesel ve küresel ilginin merkezinde yer alıyor. Arap şehirlerinin çoğunda Filistin'le dayanışma için büyük protestolar düzenlendi.

Washington'un İsrail'in Gazze'de işlediği suçlara verdiği destek nedeniyle Arap toplumlarında ABD'ye yönelik öfke, 21 yıl önce Irak'ın işgalinden bu yana görülmemiş seviyelere ulaştı. Basitçe ifade etmek gerekirse, bu dönemde İsrail ile normalleşme herhangi bir Arap lider için muhtemelen siyasi intihardan başka bir şey olmayacaktır.

Başkan Joe Biden'ın yönetimi için bu yeni gerçeklik büyük bir darbe teşkil ediyor. Suudi Arabistan, Libya ve diğer Arap devletlerini İbrahim Anlaşmaları'na dahil etmek için büyük miktarda diplomatik enerji harcayan Beyaz Saray'ın daha fazla Arap hükümetini Filistin meselesinin üstünü örtmeyi kabul etmeye ikna etme planları duvara tosladı.

Ancak Biden'ın ekibi Suudi-İsrail normalleşme anlaşması için hala umut olduğuna inanıyor gibi görünüyor. Beyaz Saray'ın Riyad'ı normalleşme kampına çekmenin bir yolunu bulmaya çalıştığına ve bunu mümkün kılmak için bir Filistin "devletinin" kurulmasından söz edildiğine dair haberler gelmeye devam ediyor.

Georgetown Üniversitesi Dış İlişkiler Fakültesi Prens Alwaleed Hıristiyan-Müslüman Anlayış Merkezi Direktörü Dr. Nader Hashemi, Biden yönetiminin Riyad'ı İbrahim Anlaşmaları'na dahil etmek için sürdürdüğü çabalardan "kesinlikle hiçbir şey çıkmayacağını" düşünüyor.

The New Arab'a verdiği demeçte Hashemi "Benim için gerçekten şok edici olan, Beyaz Saray'ın Orta Doğu'nun ve daha geniş Arap ve İslam dünyasının gerçeklerinden tamamen kopuk olması" dedi ve ekledi:

"Biden'ın dış politika ekibinin, kendilerine Nobel Barış Ödülü kazandıracağını düşündükleri bu fikri bir şekilde kurtarabileceklerine dair fanteziler kurduklarına dair hala açıklamalar ve işaretler görüyorsunuz."

Kamuoyu faktörü

Batılı politika yapıcılar, Arap liderlerin ve politikacıların da tıpkı Amerikalı ve Avrupalı meslektaşları gibi iç politikayı dikkate almaları gerektiğini ve bunu ne ölçüde yapacaklarını çoğu zaman takdir edemiyor.

Suudi Arabistan gibi ülkeler otoriter siyasi sistemlere sahip olsalar da, Riyad ve diğer Arap başkentlerini yönetenler toplumlarını oluşturan insanların duygu, tutum ve tutkularına kayıtsız kalamazlar.

Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman (MbS) ve diğer Arap liderler, Filistin meselesinin tabandaki Arap vatandaşlarını ABD dostu Arap rejimlerinin meşruiyetine doğrudan meydan okuyacak şekilde nasıl hızla harekete geçirebileceğinin farkındalar.

Bazı Körfez Arap diplomatları 7 Ekim'den önce The New Arab'a verdikleri demeçlerde, Suudi Arabistan'ın İsrail'le normalleşmesi halinde ülkede nadiren sokak gösterileri düzenlenmesini beklediklerini söylemişlerdi. Gazze'deki savaşın ortasında bunu hayal etmek daha da kolay.

Filistinlilerin çektiği acılar onlarca yıldır Dr. Hashemi'nin deyimiyle "Araplar ve Müslümanlar için temel bir kimlik işareti" oldu ve Arap hükümetlerinin ABD destekli İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşında suç ortağı görünmemek için çektiği sancılar bu noktayı gösteriyor.

Dr. Hashemi, MbS ve Suudi hanedanının "Suudi Arabistan'da ve Orta Doğu'da ve hatta dünya genelinde pek çok kişi tarafından olası bir soykırım devleti olarak görülen" bir ülkeyle normalleşme planlarını ilerletmesinin son derece zor olduğunu sözlerine ekledi.

Bahreyn dışındaki Arap ülkelerinin geçen yılın sonlarında Refah Muhafızı Operasyonu'na resmen katılmayı reddetmesi ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyelerinin çoğunun geçen ay Yemen'deki Husi hedeflerine yönelik ABD-İngiltere saldırılarına mesafe koymayı -ve Umman örneğinde olduğu gibi açıkça kınamayı- tercih etmesi, bu ülkelerdeki kamuoyunun nerede durduğu hakkında çok şey söylüyor.

Bölgede daha önce Husi isyancı hareketine karşı çıkan ya da Ensarullah hakkında herhangi bir fikri olmayan pek çok kişi arasında bile Husilerin Aden Körfezi ve Kızıldeniz'in güneyinde İsrail bağlantılı gemilere yönelik insansız hava aracı ve füze saldırılarının İsrail'in Gazze'de işlediği suçlar bağlamında haklı olduğu yönünde bir görüş olması dikkat çekici.

Suudi Arabistan'ın Batı'nın Yemen'deki bu tür bir askeri harekâtını desteklemesi, Suudi yönetiminin İran'la yumuşamayı sürdürmek ve Krallığı Husilerin misilleme saldırılarından korumak gibi pek çok çıkarını zedeleyebilir. Ancak Riyad'ın 12 Ocak'ta başlayan Amerikan-İngiliz saldırılarından uzak durma kararını açıklayan diğer önemli faktörlerden biri de Suudi Arabistan'daki kamuoyu.

Washington'daki İsrail yanlısı bir düşünce kuruluşunun 7 Ekim sonrası dönemde Hamas'ın Suudi halkının gözündeki konumuna ilişkin bulgularını açıklaması dikkat çekiciydi. Ankete göre, Filistinli İslamcı grubun Suudi vatandaşları arasındaki onaylanma seviyesi, İsrail'in Ekim ayında Gazze'ye yönelik savaşının patlak vermesinden sonra yüzde 10'dan yüzde 40'a yükseldi.

Soufan Group'un politika ve araştırma direktörü Dr. Colin P. Clarke New Arab'a yaptığı açıklamada, "Arap hükümetleri normalleşme yolunda ilerlemek ile Arap Sokağı olarak adlandırılan ve sivil kayıplar karşısında dehşete düşen Orta Doğu vatandaşlarının artan öfkesini dengelemek arasında ince bir çizgide yürümeye çalışıyor" dedi ve şöyle devam etti:

"Bazı kamuoyu yoklamalarına göre Hamas şu anda her zamankinden daha popüler, bu nedenle çatışma sona erdiğinde Hamas'a ne olacağı konusu da çözülmemiş ve başa çıkılması zor olacak önemli bir mesele."

Suudi-İsrail ilişkilerinin geleceği

Suudi Arabistan'ın öngörülebilir gelecekte diplomatik ilişkileri resmileştirme ihtimalinin düşük olması, Riyad ve Tel Aviv'in gayrı resmi ilişkilerinin muhtemelen derinleşmeye devam edeceği gerçeğini ortadan kaldırmıyor. İsraillilerle el altından yürütülen iş birliği MbS ve diğer Suudi yetkililer için önemli olmaya devam edecek.

Bu durum özellikle Suudi Arabistan'ın İsrail teknolojisi ve inovasyonunun verimli bir rol oynayabileceği görkemli ekonomik çeşitlendirme gündemi bağlamında geçerli.

İtalyan Orta Doğu Uzmanı ve Analist Francesco Salesio Schiavi New Arab'a yaptığı açıklamada "Dinamik ve yenilikçi İsrail ekonomisiyle buluşmak, Krallığın Vizyon 2030'da belirtilen büyüme ve çeşitlendirme hedeflerine gerçekten de iyi hizmet edebilir" şeklinde konuştu.

Riyad ve Tel Aviv arasındaki ilişkiler açısından ise Dr. Hashemi "gizli ilişkiler, örtülü ilişkiler, koordinasyon ve tartışmalar bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da devam edecek" yorumunda bulundu.

Mevcut normalleşme anlaşmalarının dayanıklılığı

Bugün kilit soru, normalleşme kampına bundan sonra hangi Arap devletinin/devletlerinin katılacağı değil. Asıl soru, Gazze savaşının bazı Arap devletlerinin Tel Aviv ile halihazırda sahip olduğu diplomatik anlaşmaları nasıl etkileyeceği. 7 Ekim'den dört ay sonra, daha önce İsrail ile normalleşen hiçbir Arap ülkesi Gazze savaşına tepki olarak diplomatik ilişkilerini kesmedi.

Schiavi şöyle söylüyor:

"Genel olarak, siyasi ve ekonomik çıkarlar, güvenlik kaygıları ve ABD ile güçlü bağların birleşimi, Tel Aviv ile normalleşmeye yönelik tutumlarını şekillendiriyor. Bahreyn, Fas ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) de aralarında bulunduğu, 2020 yılında İsrail ile normalleşen Arap devletleri, Filistin yanlısı kamuoyu duyguları ile hükümetlerinin Tel Aviv ve Washington ile ilişkileri arasındaki boşluğu doldurarak kendilerini hassas bir dengeleme eylemi içinde buluyorlar."

BAE'nin durumunda İsrail ile normalleşme geri döndürülemez görünüyor. Bunun başlıca nedenlerinden biri, İbrahim Anlaşmaları'nın Abu Dabi'nin Washington'daki çıkarlarını güvence altına alması ve BAE'nin ABD'li yetkililerden minimum eleştiri alarak Rusya ve Çin dostu bir dış politika yürütmesine olanak sağlamasıdır.

Yüksek teknolojili bir polis devleti olan küçük ve ultra zengin bir ülkeyi yöneten BAE yetkililerinin, Filistin'de devam eden acılar bağlamında kendi halklarının İbrahim Anlaşmaları'na duyduğu öfke konusunda endişelenmeleri gereken çok az şey var.

Ancak Bahreyn, Mısır, Ürdün, Fas ve Sudan'da tablo farklı. Bu hükümetlerin Tel Aviv ile ilişkilerinin incelenmesi açısından dikkate almaları gereken farklı dinamikler var. İsrail ile normalleşme anlaşmaları belki de Gazze savaşı sürecinden yara almadan kurtulabilir.

Ancak Gazze'deki koşullar kötüleşmeye devam ederse, bu Arap devletlerinin İsrail ile normalleşen ilişkileri giderek daha fazla gerilecektir.

Gazze'deki birçok Filistinliyi Mısır'a iten büyük bir etnik temizlik kampanyası oyunun kurallarını değiştirebilir ve bu da normalleşme kampındaki bazı Arap hükümetlerinin çekilme ihtimalini ortaya çıkarabilir. Bunu zaman gösterecek.


New Arab'da yayınlanan bu değerlendirme Mepa News okurları için Türkçeleştirilmiştir. Değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı toplam 1167 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
Giorgio Cafiero Arşivi