Suriye'nin İsrail ile diplomasiyi tercih etme yaklaşımı sürdürülebilir mi?

Suriye'nin İsrail ile diplomasiyi tercih etme yaklaşımı sürdürülebilir mi?

"İsrail, Suriye topraklarına yönelik tekrarlanan saldırılar da dahil olmak üzere daha kalıcı bir barış anlaşmasına yönelik her türlü çabayı sekteye uğratmayı sürdürüyor."

Justin Salhani | Al Jazeera | Tercüme: Mepa News

Beşar Esed hükümetinin devrilmesinden bu yana Suriye, İsrail'le askeri çatışmaya girmek yerine diplomatik temas kurmayı tercih ediyor.

Suriye'nin yeni hükümeti, on yılı aşkın süren savaşın ardından ülkeyi yeniden inşa etmeye çalışırken, yetkililer de komşularla çatışmadan kaçınmaya dayalı bir politika izlemeye kararlı olduklarını ortaya koydu.

Ancak İsrail, Suriye topraklarına yönelik tekrarlanan saldırılar da dahil olmak üzere daha kalıcı bir barış anlaşmasına yönelik her türlü çabayı sekteye uğratmayı sürdürüyor. Buna rağmen analistler Al Jazeera'ye yaptıkları değerlendirmelerde, Şam'ın bu provokasyonlar karşısında dahi diplomasi yolunu tek seçenek olarak gördüğünü belirtiyor.

King's College London'da güvenlik çalışmaları alanında öğretim görevlisi olan Rob Geist Pinfold, Al Jazeera'ye yaptığı açıklamada, "Suriye hükümeti son derece pragmatik davranıyor. Suriye'nin ulusal çıkarlarına hizmet ettiği sürece insanlarla oturup konuşmaya ve anlaşmalar yapmaya hazır" dedi.

Suriye'nin kaygıları

Esed döneminde Suriye, Tahran'ın diğer müttefiklerinin de yer aldığı, İran öncülüğündeki "direniş ekseni"nin bir parçasıydı. Suriye toprakları, İran'dan Tahran'ın Lübnanlı müttefiki Hizbullah'a silah ve mali yardım ulaştırılması amacıyla kullanılıyordu.

Ancak Suriye ordusu, Beşar Esed'in babası ve Hafız Esed döneminde imzalanan 1974 tarihli kuvvetlerin ayrıştırılması anlaşmasından bu yana İsrail'le doğrudan askeri çatışmaya girmedi.

Mevcut Devlet Başkanı Ahmed Şara liderliğindeki muhalifler Aralık 2024'te Şam'ı ele geçirip Esed hükümetini devirdiğinde, İsrail buna ülke genelindeki Suriye askeri altyapısını hedef alan saldırılarla derhal karşılık verdi. İsrail askerleri ayrıca işgal altındaki Golan Tepeleri'nin ötesine geçerek Suriye'nin güneyindeki bazı bölgelere doğru ilerledi. Aradan yaklaşık iki yıl geçmesine rağmen İsrail askerleri ülkenin bu bölgelerinde kontrol noktaları kurmaya, Suriyeli vatandaşları taciz etmeye ve gözaltına almaya devam ediyor.

O tarihten bu yana Devlet Başkanı Şara da dahil olmak üzere Suriyeli yetkililer, İsrail'e saldırma niyetinde olmadıklarını ve bütün komşularıyla barış istediklerini belirtti. Buna karşın İsrail, Suriye hükümetini birçok kez tehdit ederek ülkenin güneyine asker konuşlandırmaması yönünde uyarıda bulundu ve Temmuz 2025'te Şam'daki Suriye Savunma Bakanlığı'nı dahi bombaladı.

Geist Pinfold, "Hükümet her zamanki gibi çok hassas bir dengeyi gözetmek zorunda" dedi. "Suriye'de, Suriyelilerin savaştan ve çatışmadan yorulduğu, istikrar istediği, kalkınmak ve devletlerini yeniden inşa etmek istediği yönünde bir kanaat var gibi görünüyor."

Şam ise çok sayıdaki saldırıya bölgesel ve uluslararası destek arayarak karşılık verdi. Suriye'nin yeni hükümeti ABD'deki Donald Trump yönetiminin güvenini kazanırken Türkiye ve çok sayıda Körfez ülkesiyle de yakın ilişkiler kurdu. İsrail'in devam eden saldırıları ve ihlalleri de Suriye'yi diplomasi çabalarından vazgeçirmedi.

Geist Pinfold, "Suriye hükümeti, pragmatizmini kullanarak, Esed sonrası günümüz Suriye'sinde şu anda istikrarın önündeki başlıca engel konumundaki İsrail'i bu rolden çıkarıp ülkede istikrar sağlamayı umuyor" dedi. "Şu ana kadar bunu başaramadı. Bunun temel nedeni ise Netanyahu yönetimi altında İsrail'in kılıçla yaşamaya daha istekli görünmesi."

Şam barışa ve diplomasiye bağlı olduğunu ifade ederken, İsrail'i henüz güvenilir bir komşu olarak görmediğini de açıkça ortaya koydu. Suriye Dışişleri Bakanı Esed Hasan Şeybani, Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada, "Şu anda İsrail'e güvenmiyoruz" dedi.

Suriye ayrıca İsrail'le ilgili olarak Birleşmiş Milletler'e çok sayıda şikayette bulundu.

Beyrut merkezli düşünce kuruluşu Badil'de görev yapan Lübnanlı analist Souhayb Jawhar, Al Jazeera'ye yaptığı açıklamada, "Şam şu anda İsrail'i güvenilir bir siyasi ortak olarak görmüyor ancak onunla müzakere etmeyi güvenlik açısından bir zorunluluk olarak değerlendiriyor" dedi.

Jawhar'a göre Şam'ın üç acil talebi bulunuyor: İsrail'in Suriye topraklarına yönelik saldırılarını durdurması, Suriye topraklarına yönelik ihlallerine ve Suriyeli vatandaşları gözaltına almasına son vermesi ve Esed'ın devrilmesinin ardından ele geçirdiği bölgelerden askerlerini çekmesi.

Heinrich Böll Stiftung'ın Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölümü Başkanı Bente Scheller ise Al Jazeera'ye, "Yıllarca süren savaşın ardından Suriyeliler yorgun ve kesinlikle yeni bir savaşla ilgilenmiyor" dedi. "Ancak İsrail'in Suriye'de cezasız biçimde hareket etmesi ciddi bir tepkiye yol açıyor ve normalleşmeye, hatta barışa verilen desteği zayıflatıyor."

Şu ana kadarki tablo, Suriye'nin İsrail saldırıları sürerken dahi diplomasi dışındaki seçeneğin, özellikle de yıllarca süren yıkıcı bir savaşın ardından hala yeniden yapılanmaya çalışan bir ülke açısından, çok ağır bir bedel doğurabileceğine inandığını gösteriyor.

Jawhar, "Diplomasi Şam açısından en az maliyetli seçenek" dedi. "Suriye yönetimi ordusunu, devletini ve ekonomisini yeniden inşa ederken İsrail'le askeri bir cephe açmak istemiyor. Aynı zamanda İsrail'in davranışlarını sınırlandırması için ABD'ye güveniyor."

İsrail'in kaygıları

Şeybani kısa süre önce Amman'da, ABD arabuluculuğunda gerçekleştirilen görüşmelerde İsrail'in Mossad istihbarat teşkilatının başındaki Roman Gofman ile bir araya geldi. Suriye'nin resmi haber ajansı SANA, görüşmelerin "İsrail saldırılarının, gözaltıların ve hedef alma operasyonlarının durdurulmasına yönelik uygulanabilir mekanizmaların oluşturulmasına" ve "iki taraf arasında kalıcı bir güvenlik anlaşmasına yönelik müzakerelerin yeniden canlandırılmasına" odaklandığını bildirdi.

Görüşmeler, İsrail'in Suriye'nin kuzeybatısındaki İdlib yakınlarında bulunan bir Suriye hava üssüne düzenlediği saldırının ardından gerçekleştirildi. Ancak iki tarafın söz konusu saldırıdan kısa süre önce de bir araya geldiği bildirildi. Analistler, saldırıların büyük olasılıkla Suriye'ye hava kuvvetlerini yeniden inşa etme çabaları konusunda, nüfuz alanı Suriye'nin kuzeyine yayılan Türkiye'ye ise ayrıca bir mesaj niteliği taşıdığını belirtti.

Ancak İsrail'in saldırgan tutumuna rağmen analistler, Suriyelilerin genel olarak hükümetin çatışmadan kaçınma ve bölgesel ve uluslararası müttefikler aracılığıyla İsrail üzerinde baskı kurma çabalarını desteklediğini belirtti.

Geist Pinfold, "İsrail'in esasen çekip gitmesi, tehdit olmaktan ve işleri bozan bir aktör olmaktan çıkması yönünde toplumsal bir istek var gibi görünüyor" dedi. "Ancak bu, örneğin Suriye'nin Golan Tepeleri üzerindeki hak iddiasından vazgeçmesine yönelik toplumsal bir talep olduğu anlamına gelmiyor."

Golan Tepeleri meselesi Suriye açısından özel bir öneme sahip. Bölge ilk olarak 1967'de İsrail tarafından işgal edildi ve Esed'ın Aralık 2024'te devrilmesinin ardından İsrail askerleri Golan'da daha da ilerledi. Geist Pinfold'un da dikkat çektiği üzere İsrail, Golan Tepeleri'nden vazgeçmeye niyeti olmadığını defalarca belirtti. Bölge aynı zamanda İsrail'e İran'a yönelik saldırılar için doğrudan bir uçuş güzergahı sağlıyor.

İsrail'de ekim ayında yapılacak seçimler yaklaşırken birçok analist, Binyamin Netanyahu hükümetinin gerilimi azaltmak yerine, Suriye de dahil olmak üzere İsrail'in karşı karşıya olduğu çeşitli cephelerde tansiyonu yükseltmeye yönelebileceğini belirtiyor.

Geist Pinfold, "Suriye ile bir anlaşmaya varmanın aslında İsrail'in ulusal çıkarları açısından daha kötü olabileceği yönünde bir anlayış var" dedi. "Oysa İsrail hiçbir konuda anlaşmaya varmazsa herhangi bir şeyi ihlal etmekle de suçlanamaz. Bu aynı zamanda İsrail'e daha geniş bir operasyonel hareket alanı sağlıyor."

Sıradaki "öcü" Türkiye

İsrail'in hava üssüne yönelik saldırısının ardından ABD'nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Türkiye, Suriye ve İsrail'i kapsayacak bir çatışmasızlık mekanizması kurulmasını önerdi.

Bu mekanizma, ABD öncülüğünde Lübnan'da ve Amman'da İsrail ile Suriye arasında yürütülen benzer girişimlerin devamı niteliğinde. Ancak analistler, ABD'nin İsrail üzerinde kararlı bir baskı kurmaması halinde böyle bir mekanizmanın etkili olma ihtimalinin düşük olduğunu belirtiyor.

Scheller, "Önceki günlerde yoğun görüşmeler yürütülmesine rağmen Ebu Zuhur Hava Üssü'nün kısa süre önce bombalanması, mevcut İsrail hükümetinin siyasi sürece kıyasla askeri yöntemlere daha fazla önem verdiğini ve Trump'ın planlarına karşı hareket etmekten çekinmediğini gösteriyor" dedi.

İlan edilen ateşkeslere veya gerilimi azaltma çabalarına rağmen İsrail, Gazze'de, işgal altındaki Batı Şeria'da, Lübnan'da ve Suriye'de siviller de dahil olmak üzere insanlara yönelik saldırılarını sürdürüyor. Analistler ise İsrail'in artık yeni bir düşmanı hedef tahtasına aldığına inanıyor.

Geist Pinfold, "Ufukta beliren yeni ve büyük korkutucu 'öcü' Türkiye" dedi:

"Netanyahu bundan söz ediyor. Muhalefet liderleri, özellikle Naftali Bennett, İsrail'in dış ve güvenlik politikalarını Türkiye ile karşı karşıya gelmeye yönelik olarak yeniden şekillendirmesi gerektiğini söylüyor. Dolayısıyla Türkiye, ufukta beliren bir sonraki büyük tehdit olarak görülüyor."

Analistlere göre bu tablo içinde yakın gelecekte gerçek anlamda bir barış anlaşmasına varılması pek olası görünmüyor.

Geist Pinfold, "Şu andaki sorun, İsrail tarafında buna açık bir muhatabın bulunmaması" dedi. "Suriye hükümeti, İsrail'i bir tehdit olmadığına ve İsrail'in kendi iradesini tek taraflı olarak zor kullanarak dayatması yerine kendisiyle müzakere edilebileceğine diplomasi yoluyla ikna etmeye kararlı görünüyor. Ancak şu anda bunu dinlemeye hazır bir muhatap yok."

tg.png

Etiketler :
HABERE YORUM KAT
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.