Joseph Massad

Joseph Massad

Yerleşimcilere yaptırım, İsrail'le ticaret: Batı'nın Filistin politikasındaki çelişki

Yerleşimcilere yaptırım, İsrail'le ticaret: Batı'nın Filistin politikasındaki çelişki

Batı Şeria'daki Yahudi yerleşimcilere yönelik (ancak Doğu Kudüs veya Golan Tepeleri'ndekilere yönelik olmayan) sert ve güçlü kınamalar Batı'daki çevrelerden peş peşe geliyor.

Bu ayın başlarında, Gazze'deki İsrail soykırımının başlıca destekçileri arasında yer alan Birleşik Krallık, Fransa ve Kanada, Batı Şeria'daki Yahudi yerleşimleriyle ticareti yasakladı. Böylece İspanya, İrlanda ve soykırıma karşı çıkan diğer ülkelerin çok daha önce başlattığı boykota nihayet katılmış oldular. Oysa yerleşimci ürünlerinin ticaretinin yapılması başından beri uluslararası hukukun ihlaliydi.

Hatta aşırı derecede Hristiyan Siyonist olan ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, Batı Şeria'yı ziyaret ederek yerleşimci şiddetini "terör eylemi" olarak kınadı. Ancak Huckabee, Avrupa'nın boykotuna "Yahudi halkına karşı ayrımcılık" olduğu gerekçesiyle karşı çıkıyor ve kendisi de Yahudi ve Siyonist olan İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband'ı "Yahudi nefreti" ile suçluyor.

Bu arada, Batı Şeria'daki Yahudi yerleşimlerini boykot ettiklerini açıklayan Avrupa ülkeleri ve Kanada, Yahudi yerleşimci kolonisi olan İsrail'in kendisinden ürün ithal etmeye devam edecek.

İsrail ise her zamanki kibirli ve öfkeli tavrıyla Birleşik Krallık'a karşılık verdi; 11 İngiliz milletvekilinin İsrail kontrolündeki herhangi bir bölgeye girişini yasakladı ve Kudüs'teki İngiliz konsolosluğunu kapattı.

Peki bütün bunlar ne anlama geliyor? Avrupalılar ve Kanadalılar neden birdenbire Batı Şeria'daki Yahudi yerleşimcilere karşı birleşiyor? Yerleşimciler, böylesine güçlü bir kınama ve boykotu hak edecek kadar korkunç ne yaptı?

Boykot kararını alanlar, artan yerleşimci şiddetine atıfta bulunuyor. Bu da daha önceki yerleşimci şiddetinin boykot uygulanmasını gerektirecek ölçüde görülmediği anlamına geliyor. Ayrıca boykotu, Uluslararası Adalet Divanı'nın 2024 tarihli danışma görüşüne dayandırıyorlar. Divan bu görüşünde, İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarındaki -Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze- devam eden varlığının hukuka aykırı olduğu sonucuna varmıştı.

Ancak İsrail'in işgali ve Doğu Kudüs, Gazze, Batı Şeria ve Suriye'nin Golan Tepeleri'ndeki Yahudi yerleşimleri yarım yüzyıldan uzun süredir uluslararası hukuka aykırı ilan ediliyor. Daha Kasım 1967'de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 242 sayılı kararı, savaş yoluyla toprak edinmenin kabul edilemez olduğunu vurgulamış ve o yıl işgal edilen topraklardan İsrail silahlı kuvvetlerinin çekilmesi çağrısında bulunmuştu.

Yerleşimlerin hukuki geçerliliğinin bulunmadığı Mart 1979'da kabul edilen 446 sayılı kararla ilan edildi. Mart 1980 tarihli 465 sayılı karar ise İsrail'in yerleşim politikasını Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin açık bir ihlali olarak nitelendirdi. Nitekim Birleşik Krallık ve Fransa, 242 ve 465 sayılı kararlara oy verirken Fransa 446 sayılı karara oy verdi, Birleşik Krallık ise çekimser kaldı.

2024 tarihli Uluslararası Adalet Divanı danışma görüşü, söz konusu BM kararlarını yalnızca güçlendirdi ve kapsamını genişletti; yerleşimlerin hukuka aykırılığı konusunda yeni bir tespit ortaya koymadı.

Dahası, İsrail ordusunun Batı Şeria'daki Filistinlilere yönelik uyguladığı şiddet -Gazze ve Doğu Kudüs'teki Filistinlilere yönelik şiddet bir yana- kötülenen Yahudi yerleşimcilerin uyguladığı şiddeti katbekat aşıyor. İsrail ordusu 1967'de 300 bin Filistinliyi yerinden etti ve o tarihten bu yana binlercesini öldürdü. Yerleşimciler ise en fazla onlarca kişiyi öldürdü ve yüzlerce kişiyi daha yerinden etti.

Buna rağmen İsrail'e veya en azından İsrail ordusuna yönelik herhangi bir boykot açıklanmadı. Bu da İsrail ordusunun uyguladığı şiddetin cezalandırılmayı gerektirecek ciddi bir suç olarak görülmediği sonucuna götürüyor.

Siyonist hareketin, İsrail devletinin ve ordusunun 1880'lerden bu yana Filistin halkına uyguladığı devasa baskı karşısında yalnızca tali aktörler olan bu zavallı yerleşimciler neden sonuçların yükünü haksız biçimde taşıyor?

İncil'e dayanan iddialar

Mayıs 1948'den önce askeri çeteler halinde örgütlenen Yahudi yerleşimciler ve sonrasında İsrail ordusu, 1947-1949 yılları arasındaki Siyonist Filistin işgali sırasında yalnızca yaklaşık 800 bin yerli Filistinliyi yerinden edip 13 bin kişiyi öldürmekle kalmadı, aynı zamanda biyolojik savaş da yürüttü.

Filistin köylerindeki kuyuları tifüs ve dizanteri bakterileriyle zehirlediler. Bu, yerleşimcilerin lideri David Ben-Gurion'un gözetiminde gerçekleştirilen bir savaş suçuydu.

Bugünkü Batı Şeria Yahudi yerleşimcileri Batı Şeria'yı ele geçirmelerini açıklamak için İncil'e atıfta bulunuyorsa, 1967 öncesinde ve sonrasında İsrail'in sözde "laik" Yahudi yerleşimci liderleri de aynı şeyi yaptı. Ben-Gurion, "Tanrı [Filistin'i] bize vaat etti" sözünü hatırlatmaktan hiç yorulmadı.

1956'da "Araplar"dan "Amalek" olarak söz eden de Ben-Gurion'du. İsrail ordusu da 1948'de Filistin kuyularını zehirleme operasyonuna, İncil'deki Vaiz kitabındaki bir ayetten esinlenerek "Ekmeğini Suların Yüzüne At" adını verdi.

İsrail'in 1948'de İncil'deki figürlerin isimlerini taşıyan askeri operasyonları arasında "Nachshon Operasyonu", "Yiftach Operasyonu" ve "Yoav Operasyonu" da bulunuyordu. İsrail ordusu bugün de operasyonlarına İncil'den isimler vermeyi sürdürüyor. Bunlar arasında 2025'te İran'a karşı yürütülen savaş için kullanılan "Yükselen Aslan Operasyonu" ve 2012'de Gazze'deki Filistinlilere karşı yürütülen savaş için kullanılan "Bulut Sütunu" bulunuyor.

İsrail'in silahları dahi İncil'den alınan isimleri taşıyor. Bunlar arasında "Jericho" balistik füzeleri ve "David's Sling" füzeleri bulunuyor. Tankları ise "savaş arabası" anlamına gelen ve Hezekiel kitabına atıfta bulunan "Merkava" adını taşıyor.

Yerleşimcilerin 2000'li yıllarda Filistin köylerindeki kuyuları ve su kaynaklarını kirli çocuk bezleri ve diğer kirleticileri içlerine atarak kasıtlı biçimde kirlettiği doğru. Ancak onlar, Ben-Gurion'un 1948'de yaptığı gibi bu kaynakları Siyonist laboratuvarlarda geliştirilen biyolojik maddelerle kirletmedi.

Bugünkü Yahudi yerleşimciler görece küçük pogromlar gerçekleştirirken, Siyonist yerleşimciler 1948'de korkunç katliamlar gerçekleştirdi. Bugünkü çok daha az şiddet uygulayan Yahudi yerleşimcilerin yaptıkları, Gazze'de devam eden soykırımla kıyaslandığında bile bununla boy ölçüşemez.

1948 öncesi ve sonrasındaki İsrail'in Yahudi yerleşimcileri gibi, 1967 sonrası Yahudi yerleşimciler, özellikle de Amerikalı yerleşimciler, Ben-Gurion'un Tanrı'nın kendilerine "Yahuda ve Samiriye"yi verdiği yönündeki iddiasıyla aynı İncil temelli iddiaları ileri sürüyor; yeni iddialar ortaya atmıyor.

Seçici cezalandırma

İsrail ordusu, 7 Ekim 2023'te Gazze'deki Filistinlilere yönelik soykırımın başlamasından bu yana Batı Şeria'da 1200'den fazla Filistinliyi öldürdü; bunların dörtte biri çocuktu.

Yalnızca 2026 yılında İsrail ordusu ve Yahudi yerleşimciler Batı Şeria'da 19'u çocuk olmak üzere yaklaşık 100 Filistinliyi öldürdü. Bunların 23'ü yerleşimci saldırıları sırasında öldürüldü. Bu arada İsrail ordusu, yalnızca son birkaç ay içinde Batı Şeria'daki birçok mülteci kampında büyük çaplı yıkım gerçekleştirdi ve buralarda yaşayanları yerinden etti.

Avrupalılar ve Kanadalılar için çok değerli olan sözde iki devletli çözümün önünü tıkayanlar yerleşimciler değil, İsrail hükümeti ve ordusudur. Avrupa ve Kanada, yerleşimlere yönelik boykotlarını bu "çözümü" savunmanın bir yolu olarak gerekçelendirdi.

İsrail'in yayılmacılığının ve sömürgeleştirme politikasının asıl karar alıcıları hükümet ve ordudur. Yerleşimciler ise yalnızca onların piyadeleridir. Buna rağmen boykotçular tarafından haksız biçimde cezalandırılanlar yine onlar oluyor.

Bu, karşı çıkılması ve derhal düzeltilmesi gereken ağır bir adaletsizliktir.

İsrail'in işgal ve soykırım politikasının Avrupalı ve Kanadalı destekçileri ile her ikisine de karşı çıkanlar, adil olmak ve İsrail'in Yahudi üstünlükçü rejimini ve Filistin topraklarını sömürgeleştirmesini sona erdirmek istiyorsa, cezalandırılması gereken birkaç çaresiz yerleşimci değil, İsrail devletinin kendisidir. Zira yerleşimciler devletin tam desteği olmadan güçsüz kalacaktır.

12 ülkenin yerleşimlerle ticareti yasaklama kararı, Yahudi yerleşimci kolonisi üzerinde hiçbir ekonomik etki yaratmayacak ve Yahudilerin sömürgeleştirme faaliyetlerini durdurmayacaktır. Bu tür ticaret, söz konusu ülkelerin İsrail'le gerçekleştirdiği devasa ticaretin yanında son derece küçük kalmaktadır.

Ancak soykırım uygulayan İsrail devletine ve onun tüm kurumlarına yönelik kapsamlı ve kategorik bir boykot böyle bir sonuç sağlayabilir.

Ve bu, yerleşimcilere karşı da ancak adil olur.


Middle East Eye'da yayınlanan bu değerlendirme Mepa News okurları için Türkçeleştirilmiştir. Değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı toplam 310 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.
Joseph Massad Arşivi