1. ANALİZ

  2. Afganistan dönüm noktasında: Geleceğe dair üç senaryo
Afganistan dönüm noktasında: Geleceğe dair üç senaryo

Afganistan dönüm noktasında: Geleceğe dair üç senaryo

"Bu dönüm noktası 10 aylık barış sürecine dair en muhtemel üç senaryoyu neyin yönlendirdiğine bakmak için mükemmel bir fırsat sunuyor. Bunlar; müzakerelerin çöküşü, müzakerelerin de çatışmaların de devamı ya da barış anlaşması."

Mepa News | Haber Merkezi
A+A-

Afganistan’da her şey hızlı gelişiyor. ABD’nin Afganistan Uzlaşısı için Özel Temsilcisi ve Taliban ile görüşmelerin baş müzakerecisi Zalmay Khalilzad 31 Temmuz’da paylaştığı tweette Taliban’ın ‘üzerine düşeni yapması’ durumunda ABD’nin ‘anlaşmayı sonuçlandırmaya’ hazır olduğunu söyledi. ABD ile Taliban arasında Katar’ın başkenti Doha’da gerçekleştirilen görüşmelerin 8. turundan hemen önce gelen Khalilzad’ın bu yorumu, tarafların 18 yıllık savaşı sonlandırmak için bir barış anlaşması imzalamanın eşiğinde olduğuna dair en güçlü göstergeyi sunuyor.

Khalilzad’ın bu açıklamasından iki gün önce ise ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Başkan Donald Trump’ın Afganistan’daki ABD güçlerinin sayısını 2020 Başkanlık seçimlerinden önce azaltmayı istediğini duyurdu. Bir barış anlaşması her ne kadar eli kulağında gibi görünse de, bu dönüm noktası 10 aylık barış sürecine dair en muhtemel üç senaryoyu neyin yönlendirdiğine bakmak için mükemmel bir fırsat sunuyor. Bunlar; müzakerelerin çöküşü, hem müzakerelerin hem de çatışmaların -yani mevcut durumun-devamı, ya da savaşa nihayet son verecek bir barış anlaşması.

Senaryo 1: Müzakerelerin çöküşü

Bu senaryoda Taliban ve ABD’nin taleplerinin uzlaştırılamaz olduğunun kanıtlanması ve sonuç olarak taraflardan biri ya da her ikisinin görüşmeleri sonlandırması gözlenebilir. Böylesi bir gelişme görüşmelerin yeniden başlatılması umutlarını yerle bir etmek zorunda olmasa da, taraflardan biri ya da her ikisinin de siyasi çözümden çok askeri bir çözümü daha tercih edilebilir bulduğuna işaret edecektir. Müzakereleri sonlandırmak en nihayetinde, ülkede 14 bin ve 8 bin asker bulunduran ABD ve NATO güçlerinin 18 yıllık bu çatışmaya müdahil olmaya devam edeceği anlamına gelecektir. Sürekli kan dökülmesinin gözle görülür insani sonuçlarının yanı sıra, savaşın devam ettiği bir Afganistan, ülkenin -Orta Doğu, Orta Asya, Güney Asya ve Çin’in kavşağında önemli bir kara köprüsü olarak rolünü aktifleştirmeyi de içeren- bölgesel ekonomik entegrasyonuna zarar verecektir. Savaş tarafından sarmalanan bir Afganistan’ın, Türkmenistan-Afganistan-Pakistan-Hindistan (TAPI) Boru Hattı’nı geliştirmek, Çin’in Kemer ve Yol Girişimi’ne katılmak veya trilyon dolar değerindeki maden yataklarından yararlanmak için pek şansı olmayacaktır.

Senaryo 2: Görüşmelerin ve çatışmaların devam etmesi

Bu senaryoda, NATO destekli Afgan güvenlik güçleri ve Taliban öncülüğündeki ayaklanma arasındaki çatışmalar, militanlar ve ABD arasındaki birden çok görüşme turlarına paralel bir şekilde devam edecektir. Taliban muhtemelen ABD askeri çekilme ilan edene kadar savaşmaya devam edecektir ki bu da Afgan güvenlik güçlerinin buna yanıt olarak çatışmalara devam etmek zorunda kalacağı anlamına gelecektir. Bu koşullara bakıldığında, Khalilzad’ın Taliban’dan talep ettiği temel taleplerden biri kalıcı bir ateşkes olacaktır. Taliban böyle bir talebe karşılık vereceklerini söyledi ancak tek bir koşulla: Taliban’ın en büyük amacına ulaşması konusunda zafer ilan etmesine olanak sağlayacak bir askeri çekilme ABD tarafından açıklanırsa. Taliban’ın en büyük hedefi, 2001’de Taliban hükümetinin varlığına son verip Pakistan’da yeniden organize olmak zorunda bırakılmalarına neden olan yabancı güçlerin Afganistan’dan çekilmesiydi.

Senaryo 3: Barış anlaşması

Mevcut görüşmelerde belirlenen hedef, bir barış anlaşması. Bu senaryo çerçevesinde, ABD ve Taliban dört temel noktayı sergileyebilen bir barış anlaşmasına varacaktır. Bunlar, savaşı sonlandıran bir kalıcı ateşkes, Taliban’ın El Kaide ve IŞİD gibi uluslararası radikal grupların Afganistan’ı saldırı düzenlemek için bir üs olarak kullanmaktan alıkoyacağına dair taahhüdü, ABD’nin ülkedeki askerlerini çekmek için bir zaman çizelgesi ilan etmesi ve Taliban’ın NATO tarafından desteklenen Kabil’deki merkezi hükümetle diyaloglara başlama sözü. Her ne kadar birden çok varyasyon söz konusu olsa da, ABD bir miktar askeri ülkede bırakarak birkaç yıl sürecek aşamalı bir askeri çekilmeyi hayata geçirebilir. Ancak bu Taliban’ın karşı çıkacağı bir plan olacaktır. Yine de bu, barış sürecinin ABD ile Taliban arasında varılacak bir anlaşma kadar önemli çok daha karmaşık bir aşamasına kapıyı açacaktır: Taliban’ın da dahil olduğu bir Afganlar arası görüşme süreci ve Kabil’in güç paylaşım anlaşmasına şekil vermesi.

Şimdiye dek iki kez ertelenmiş olan ve gelecek ay yapılması planlanan Afganistan cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesindeki uzun, zorlu ve çekişmeli bir süreçte, Afganistan anayasasının geçerliliği, kadın hakları, Taliban’ın seçimlere yaklaşımı ve demokrasiye ilişkin geriye kalan diğer temel sorular çözümlere gereksinim duyacaktır.

Sonuç

ABD’nin askerlerini çekmeyi istediğini ancak Afganistan’da uluslararası gruplarca 11 Eylül tarzı bir saldırının planlanmasını engellemek amacıyla güçlü bir istihbarat varlığının Taliban tarafından kabul edilmesini ve terörle mücadeleye ilişkin Taliban’dan taahhüdü içeren bir anlaşmaya varılmadan bu askeri çekilmeyi gerçekleştiremeyeceğini farz edersek, müzakerelerin çöküşü en az muhtemel olan senaryo olarak ortaya çıkıyor. Ne de olsa, Trump’ın içgüdüleri yabancı ülkelerdeki savaşlardaki ABD varlığını azaltmaktan yana (2017’de Afganistan’a ilave birkaç bin asker göndermeyi gönülsüzce kabul etmişti), ABD’nin daha geniş çerçevedeki stratejisi ise odak noktasını terörizmden büyük güç rekabetine yönlendirme yönünde.

ABD’nin Taliban ile müzakerelerine ilk kez Afganistan’daki askeri varlığı meselesini dahil etmesinin -ve Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani hükümetinin başlattığı diyalog sürecini desteklemektense, Taliban ile müzakerelere öncülük etmeye karar vermesinin- nedeni budur. Taliban ise, kendi açılarından bakıldığında, görüşmelerin çökmesini istemiyor çünkü bu görüşmeleri yabancı güçlerin ülkeden çekilmesini sağlama yolunda bulunmaz bir fırsat olarak görüyor.

Elbette, süreci rayından çıkarabilecek pek çok sorun var. Örneğin 2015’te Taliban’ın kurucusu Molla Ömer’in o tarihten 2 yıl önce öldüğünün ortaya çıkarılması sonucu örgüt içerisinde Molla Ömer’in ölümünden haberdar olanlar ile konu hakkında bilgisi olmayanlar arasında bir ayrışma meydana gelmiş ve bu olay yeni başlamış Taliban-Kabil barış görüşmelerini başarısızlığa götürmüştü. Bu gelişme, barış sürecine zarar veren ve savaşın devam etmesine neden olan çok sayıdaki engellerden biri olmuştu.

Her şeye rağmen, ABD’nin görüşmeleri uzun uzadıya sürdürmeyip net bir sonuç elde etmek istemesi ve Taliban’ın önde gelen dış destekçisi olan Pakistan’ın ABD ile ilişkilerini geliştirmek için (Pakistan’ın bu isteği Başbakan Imran Khan’ın Washington’da Trump ile yaptığı son görüşmede gözler önüne serildi) örgütü barış görüşmelerine zorlaması sayesinde, barış anlaşması imzalanması şansı her zamankinden yüksek. Bununla birlikte, doğal olarak, ABD ile Taliban arasında imzalanacak bir barış anlaşması yalnızca şimdikinden çok daha zorlu bir meseleye zemin hazırlamış olacak: Afganlar arası görüşme.

Stratfor'un analizi Enîse Malbat tarafından tercüme edilmiştir. Analizdeki ifadeler Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

haber-altliklari.jpg

HABERE YORUM KAT

UYARI: Hakaret içeren ve imla kurallarına dikkat edilmeden yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
İlgili Haberler