Azerbaycan'da bir asrın ardından: Müslüman kadınların başörtüsüne kim el uzatır?
Azerbaycan, bir asır öncesinde olduğu gibi yeniden Müslüman kadınların başörtüsüne, tesettürüne el uzatılmasıyla gündemde.
Azerbaycan Türkü tarihçi Prof. Dr. Solmaz Rüstemova-Tohidi, bundan bir asır önce, 1918 yılının Mart ayında Bakü'de yaşanan hadiseleri şu şekilde anlatıyor:
"Ermenilerin hain saldırısıyla karşılaşan şehrin Müslüman halkı, başlangıçta silahlı haydut çetelerinin asıl hedefinin genç Azerbaycanlı erkekler olacağını düşünmüş, yaşlılara, kadınlara ve çocuklara dokunulmayacağını ummuştu. Ancak katliamların daha ilk gününde öldürülenler arasında çok sayıda kadın, çocuk ve yaşlı erkeğin bulunması, Ermeni-Bolşevik güçlerinin şehrin Azerbaycanlı halkını cinsiyet ve yaş gözetmeksizin topluca katletme niyetini bir kez daha kanıtlamıştır. Birçok kadın, kocalarını, oğullarını ve babalarını kurtarmak amacıyla Ermenilerin ayaklarına kapanıyor, ricada bulunuyor, yalvarıyor, bazen yakınlarını savunmaya çalışıyor ve böylece erkeklerle birlikte hayatını kaybediyordu. Azerbaycanlı kadın ve çocukların çoğu, ancak Bolşevikler tarafından bu olaylara dahil edilen bazı Rus asker ve denizcilerin etkin müdahalesi sayesinde kaçınılmaz ölümden kurtuluyor ve bu sırada esir alınıyordu. Ermeni askerleri, Müslüman kadınların çarşaflarını yırtıyor, onları saç örgülerinden birbirine bağlıyor ve başları açık, yalın ayak şehir sokaklarında dolaştırarak yol boyunca süngülerle dövüyor, esirlerin tutulduğu yerlere sürüyorlardı. Buralarda esir kadınların gözleri önünde işlenen cinayetlerden dehşete kapılarak ölmesi, bebekleri kucaklarında can veren annelerin aklını yitirmesi, küçük çocukların açlıktan, korkudan ve susuzluktan hayatını kaybetmesi gibi olaylar yaşanıyordu."
Mart Katliamı olarak da bilinen bu hadiseler, Azerbaycan'ın Ermenilerin desteğiyle Sovyetler tarafından işgal edildiği süreçte yaşandı.
Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İşler İdaresi Siyasi Belgeler Arşivi'ne göre olayların görgü tanıkları şu gibi hadiselerin yaşandığını aktarıyor:
"Ben Cevad Bey'in kızı Bibi Hanım. Bakü sakiniyim, Mariinskaya Sokağı'ndaki 32 numaralı evde yaşıyorum, 40 yaşındayım, okuma yazma bilmiyorum. Bu yılın 19 Mart günü sabah saat 8'de yukarıda belirtilen eve Ermeni askerleri zorla girdiler ve hepimizi, yani Müslümanları esir alıp götürdüler, evlerimizi ise yağmaladılar. (...) Ermeniler çarşaflarımızı çekip açtılar ve bizi başlarımız açık bir şekilde Mailov Tiyatrosu'na götürerek orada 3 gün tuttular."
"Ben Nur Memmed'in kızı Sona Hanım. 41 yaşındayım, Bakü sakiniyim, Bakü şehrinde, Mariinskaya Sokağı'ndaki 4 numaralı evde yaşıyorum, okuma yazma bilmiyorum. Gününü ve tarihini hatırlamıyorum, bu yılın mart ayının ortalarında Ermeni askerleri evimize zorla girdiler, akrabam Meşedi Bala Baba Avtun Ali oğlunu öldürdüler, beni ve çocuklarımı ise esir alıp götürdüler. Kadınların başlarını örtmelerine ve çizme giymelerine izin vermediler."
Görüleceği üzere, bundan yaklaşık bir asır önce Azerbaycan'da Müslüman kadınların başörtüsü, çarşafı, tesettürü doğrudan Rus ve Ermeni çeteler tarafından hedef alınıyordu.
***
Azerbaycan'ın tesettür konusuyla bir kez daha gündeme gelmesi geçtiğimiz günlerde oldu.
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in yönetimi, "laikliği" gerekçe göstererek, kız çocuklarının ve kadın öğretmenlerin okullara başörtüsüyle girmesini yasakladı. Yürürlüğe sokulan kanunda "başörtüsü" ifadesi doğrudan geçmiyor olsa da uygulamada görünen açık: Başları örtülü olduğu için okullara alınmayan kız çocukları, gözleri yaşlı bir şekilde okulların bahçelerinde, pencerelerin önünde çaresizce kaldılar.
Aliyev yönetiminin bu hususta Türkiye'deki 28 Şubatçı İslam düşmanı zihniyetin izinden gittiği açık. O dönemlerde de doğrudan kanun maddelerinde bu hükmün konulmasından ziyade çeşitli hukuki yorumlar ve uygulamalarla Müslümanlara yasaklar dayatılmıştı.
Aliyev'in böyle bir yasağı hangi hesapları güderek aldığı bilinmez. Karabağ Ermeni işgalinden kurtulduğu sırada, işgalden kurtulan Ağdam kentinde Ağdam Cuma Camii'ni ziyaret eden de kendisiydi. Kendisi ve eşi, harap halde bulunan ve yerde halı bile olmayan camiye ayakkabılarını çıkararak girmişti. Eşinin başında alelacele dolanmış bir örtü bulunuyordu. İkili camiye Kur'an-ı Kerim bağışlamıştı.
Savaşta İslam, barışta ise laiklik... Bölgemizdeki diktatörlerin alışkın olduğu bir yaklaşım...
İşte Müslüman kadınların başörtüsüne böyleleri el uzatır.
Bakü'de 1918 yılında yaşananlarla 2026 yılında yaşananların failleri arasında zihniyet bakımından pek de bir fark yoktur. İnsanda teessüf uyandıran şey, 100 sene içerisinde Müslümanların tesettür gibi değerlerini koruma konusunda içerisine düştüğü gayretsizliktir. Müttefik ve dost addedilenler İslam'ı ayaklar altına aldığında, onları eleştirmekten bile çekiniyor olmaktır. Allah'tan başka dostlar tanımaktır. Oysa Allah azze ve celle şöyle buyurur:
"Allah'tan başka velîler edinenlerin durumu, tıpkı kendisine (ağdan) bir ev edinen örümceğe benzer. Halbuki evlerin en zayıfı elbet örümceğin evidir, keşke bilselerdi! Şüphesiz Allah, onların kendisinden başka neye yalvarıp taptıklarını bilir. O mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir." (Ankebut Suresi, 41-42)
Bu değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.