Dani Rodrik

Dani Rodrik

Dünyanın soyguncu baronu Amerika

Dünyanın soyguncu baronu Amerika

Trump yönetiminde daha önce üst düzey ekonomist olarak görev yapan bir isim, haziran sonunda yayımlanan dikkat çekici bir yorum yazısında, birçok kişinin şüphelendiği şeyi kabul ediyor ve onaylıyor: Trump'ın dış ekonomi politikasının işlevi, 21. yüzyılın soyguncu baronu gibi hareket etmektir.

İlk soyguncu baronlar, ABD'de Yaldızlı Çağ olarak bilinen dönemde tekelci uygulamalar yoluyla zenginleşen açgözlü sanayicilerdi. 19. yüzyılın sonlarında John D. Rockefeller ve Andrew Carnegie gibi isimler, petrol ve çelik gibi sektörlerde rekabeti bastırarak ve fahiş fiyatlar uygulayarak devasa servetler inşa etti.

Onlara soyguncu denmesinin nedeni, tüketicileri sömürerek kendinizi zenginleştirmenin muhtemelen dünyadaki en çok aşağılanan ticari uygulama olmasıdır. Ancak Başkan Donald Trump'ın Ekonomik Danışmanlar Konseyi'ne Şubat 2026'ya kadar başkanlık eden ve şu anda ABD Merkez Bankası yönetim kurulunda görev yapan Stephan Miran'ın övünerek söylediği gibi, ABD'nin son 1.5 yıldır yaptığı şey tam olarak budur. Miran bu yaklaşımdan övgüyle söz ediyor ve bunun ABD için "harikalar yarattığını" savunuyor, yabancıları ise hiç önemsemiyor.

Elbette Miran iddiasını bu kadar açık biçimde ortaya koymuyor. Argümanını teknik terimlerle örterek ve sonuçlarını belirsizleştirerek, ekonomistlerin "optimum tarife" fikrine başvuruyor. Bu fikre göre bir ülke, korumacı ithalat vergileri uygulayarak kendisini daha iyi duruma getirebilir. Elbette böyle bir strateji ancak bir ülke dünya ekonomisinde piyasa gücü kullanabilecek kadar büyükse işe yarar, yani tekelci gibi davranıyorsa. Optimum tarife politikası, Rockefeller'ın Standard Oil şirketinin 1880'lerde mükemmelleştirdiği stratejinin ülke düzeyindeki karşılığıdır.

Optimum tarife, ülkenin ticaret ortaklarının sattığı mallara yönelik talebi azaltarak ve buna denk biçimde kendi ihracat arzını dünya piyasalarında düşürerek dünya piyasa fiyatlarını kendi ekonomisi lehine değiştirir. Böylece esasen yabancılara tarifenin büyük bir kısmını ödetir. Tarife doğru seviyede belirlendiğinde, ülkenin ticaretten elde ettiği kazançlarda yaşadığı kayıp, tekel rantlarıyla fazlasıyla telafi edilir. Kaybedenler ise ülkenin ticaret ortakları ve genel olarak dünya ekonomisidir.

Bu, klasik bir komşunu zarara uğratma dinamiği olmasına rağmen Miran bunun ABD için harika bir anlaşma olduğunu düşünüyor, çünkü bir taşla iki kuş vurduğunu savunuyor. Tekel rantlarının yanı sıra bu politika, federal hükümetin iç vergilerle bağlantılı verimsizlikleri azaltmasına imkan tanıyor. Tarifeler hazineye gelir sağlıyor ve bu gelir, gelir vergileri gibi diğer vergilerin azaltılmasından doğacak gelir kayıplarını telafi etmek için kullanılabiliyor. Ona göre ekonomik mantık kusursuz.

Buradaki zorluklardan biri, büyüklüğüne ve görünürdeki piyasa gücüne rağmen ABD'nin yabancılara tarifeleri ödetme kapasitesinin Miran'ın düşündüğü kadar yüksek olmayabileceğidir. Son kanıtlar, ABD tarifelerinin büyük kısmının, hatta tamamının yerli tüketicilere yansıtıldığını gösteriyor.

Ancak Miran'ın argümanındaki asıl sorun başka yerde yatıyor. Günümüzde büyük bir gücün başka ülkelerden bu kadar açık biçimde haraç almasının mantıklı olduğunu öne sürmek akıl alır gibi değil. Miran, hesaplamasını sunarken ABD'nin bir soyguncu baron gibi davranarak uğradığı itibar ve güvenilirlik kaybını hesaba katmamış görünüyor. Uluslararası bir paryaya dönüşmenin getirdiği statü kaybını dolar ve sent cinsinden fiyatlandırmak kolay olmayabilir, ancak bu kayıp yine de büyüktür.

Miran Amerika'nın dünyadaki konumunu önemsemiyor olabilir, ancak ekonomik argümanı da nihayetinde kendi kendini boşa çıkarıyor. Ekonomistler optimum tarifeyi tartışırken genellikle bunun uzun vadede işe yaramayacağını hemen eklerler. Sonuçta aynı oyunu birden fazla ülke oynayabilir. Avrupa Birliği ve Çin'in her biri, dünya ticaretinde yaklaşık olarak ABD'ye benzer paylara sahiptir. ABD ticaret haddini iyileştirmek için tarifelerini yükselttiğinde, dünyanın diğer ticaret güçleri de aynısını yapabilir. Misilleme, ticaret haddi etkilerini dengeleyip ticaretten elde edilen kazançlardaki kaybı büyüttüğü için tüm ülkeleri, ABD dahil, daha kötü duruma düşürür ve etkili bir caydırıcı olabilir.

Miran, Trump ilk kez tarifelerini uyguladığında herhangi bir misilleme olmadığını iddia ediyor ve bunu optimum tarifenin başarısız olacağını söyleyen ekonomistlere karşı bir delil olarak görüyor. Ancak Avrupa'nın tepkisinin sınırlı kaldığı doğru olsa da Çin, "Kurtuluş Günü" tarifelerine karşı gerçekten misillemede bulundu. Çin Ticaret Bakanlığı, ABD tarafındaki her yeni tarife artışına aynı şekilde karşılık verme sözü vererek, "ABD tarafı yanlış yolda ilerlemekte ısrar ederse Çin sonuna kadar mücadele edecektir" dedi. ABD ve Çin sonunda tarifelerini düşürdü.

İronik olan şu ki Miran'ın herkesin bildiği ama açıkça söylenmeyen şeyi yüksek sesle dile getirme isteği, ABD optimum tarife mantığında ısrar ederse AB dahil diğer aktörlerin misillemeyi seçmesini neredeyse garanti altına alıyor. Tarifeleri ulusal güvenlik kaygıları nedeniyle ya da yerli imalatı yeniden canlandırmak istediğiniz için artırdığınızı söylemek başka bir şeydir. Bunlar, ithalat tarifelerinin bu hedeflere ulaşmada yararlı olup olmadığı tartışmalı olsa da makul iç politika hedefleridir. Ancak Miran'ın yaptığı gibi amacın, ticaret hadlerini manipüle ederek yabancı ülkelerden tekel rantı elde etmek olduğunu söylemek bambaşka bir şeydir. Hedef bu kadar açık biçimde ortaya konduğunda, diğerleri de buna göre karşılık verecektir.

Bir yıl önce misillemeye karşı çıkanlar arasındaydım, çünkü Trump'ın yüksek tarifelerin, ister içeride ister dışarıda olsun, ABD ekonomisine vereceği zarara karşı duyarsız olduğuna inanıyordum. Misilleme mantığı ancak siyasi liderler yüksek tarifelerin ekonomik sonuçlarını anlarsa ve ticaretten elde edilen kazançları önemserse işler. Paradoks şu ki Miran, Trump'ın mantıksızlığını başka ülkelerin misillemesini artık tamamen meşrulaştıran bir ekonomik mantıkla değiştirerek kendi argümanını zayıflatıyor.

Optimum tarife argümanına dayalı bir ticaret politikası, Avrupa ve Doğu Asya'daki uzun vadeli müttefikler dahil başkalarına zarar vermek için tasarlanmış çıplak bir ekonomik güç iddiası anlamına gelir. Böyle bir yaklaşım, en iyi ihtimalle yumuşak güç ve küresel liderlik pahasına kısa vadeli kazanımlar sağlar. Aynı zamanda ekonomik açıdan kendi kendini boşa çıkarır ve kaçınılmaz olarak geri teper.


Project Syndicate'te yayınlanan bu değerlendirme Mepa News okurları için Türkçeleştirilmiştir. Değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı toplam 628 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.
Dani Rodrik Arşivi