Joseph Massad

Joseph Massad

Lübnanlı liderler neden İsrail'e kur yapıyor?

Lübnanlı liderler neden İsrail'e kur yapıyor?

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Başbakan Nevvaf Selam, 2025 yılının başında -Lübnan direnişi ile İsrail arasında Kasım 2024’te varılan ateşkesten sadece birkaç hafta sonra- göreve geldiklerinden beri, ABD ve Suudi Arabistan’ın güçlü tavsiyeleri doğrultusunda İsrail’e dostluk ve tam iş birliği sunmak için aceleyle adımlar attılar.

Yeni yönetim yalnızca İsrail’in, Şubat 2026 sonunda ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırısına kadar geçen 15 aylık süreçte gerçekleştirdiği 10 binden fazla ateşkes ihlalini protesto etmemekle kalmadı -ki bunlar arasında binlerce hava saldırısı, insansız hava aracı saldırısı ve kara ihlalleri bulunuyordu ve bu saldırılarda çoğu sivil olmak üzere 500’den fazla kişi hayatını kaybetti- aynı zamanda İsrail’le kalıcı barışı sağlamak için doğrudan müzakereler teklif edecek, hatta bunun için adeta yalvaracak kadar ileri gitti.

İki lider, Lübnan halkına karşı devam eden suçlarından dolayı İsrail’i suçlamak yerine, suçu Hizbullah’a yükledi. Sanki İsrail’in saldırıları direnişe bir tepkiymiş gibi davranıldı; oysa gerçekte direniş, İsrail’in kesintisiz saldırılarına ve Lübnan topraklarındaki işgaline karşılık veriyordu.

Bu tür “cömert” teklifler Lübnan’da en son 1982’de ülkesini işgal eden İsrail güçleriyle iş birliği yapan Falanjist Cumhurbaşkanı Beşir Cemayel ve kardeşi Emin Cemayel tarafından yapılmıştı. Ancak o dönemde bu girişimler yoğun muhalefet nedeniyle rafa kaldırılmıştı.

İsrail hükümeti başlangıçta Selam’ın tekrar tekrar yaptığı bu açılımları reddetti; ancak geçen hafta sonunda kabul etti. Trump yönetiminin baskısıyla İsrail, bu hafta Washington’da Lübnanlı yetkililerle 30 yıldan uzun süredir ilk kez doğrudan görüşmeler yaptı. Bu görüşmeler gerçekleşirken İsrail aynı anda Lübnan’ı, hatta başkent Beyrut’u bombalamaya devam ediyor. Son altı hafta içinde bu saldırılarda 2 binden fazla kişi hayatını kaybetti.

İsrail, 1960’ların sonlarından bu yana Lübnan’a yönelik sayısız işgal ve saldırıyı, 1969’dan sonra ülkeye gelen Filistinli direniş savaşçılarını yenme girişimi olarak gerekçelendirdi. Filistinli savaşçılar 1982’de Lübnan’dan çekilmek zorunda bırakıldı. İsrail daha sonra aynı gerekçeyi, özellikle Hizbullah olmak üzere Lübnan’daki direniş hareketlerine karşı kullanmaya devam etti.

Ancak bugün direniş hareketlerinin İsrail saldırganlığını “kışkırttığı” ve Lübnanlı liderlerin istikrar için İsrail’le ilişkileri normalleştirmesi gerektiği yönündeki iddialar tarihsel gerçekleri gizliyor. Çünkü İsrail ile Lübnan’daki bazı siyasi ve dini figürler arasındaki dostluk ve iş birliği arayışı 1920’lere kadar uzanıyor. Bu ilişkiler, İsrail devleti kurulmadan önce başlamıştı; Filistin direnişinin Lübnan’a gelmesinden ya da Hizbullah’ın ortaya çıkmasından çok önce.

Gerçekte Avn ve Selam, İsrail’i memnun etmeye çalışan Lübnanlı siyasetçilerin uzun zincirinin sadece son halkasını oluşturuyor.

Mezhepçi mitler

Lübnan’da yaygın bir iddiaya göre sağcı Maruni liderler İsrail’le dostluk arayışına ancak 1948’den sonra, Filistin’den sürülen 100 binden fazla Filistinli mültecinin Lübnan’a gelmesi ve demografik dengelerin değişmesi üzerine yöneldi. Ancak bu iddia gerçeği yansıtmıyor. Maruni mezhepçi çevrelerin Lübnanlı Müslümanlara yönelik düşmanlığı Filistinlilerin gelişinden yaklaşık otuz yıl önce başlamıştı.

Mart 1920’de Yahudi Ajansı temsilcisi Yehoshua Hankin ile Lübnanlı Maruni temsilciler arasında bir iş birliği anlaşması imzalandı. Bu anlaşmada “önde gelen Müslüman aileler” de yer aldı; bunların bir kısmı Filistin’deki topraklarını Siyonist yerleşimcilere satan büyük toprak sahipleriydi.

Maruni lider Emile Edde ile Siyonist temsilciler arasındaki temaslar ise 1930’ların başında başladı. Edde o dönemde Yahudi yerleşimcilerle dostane ilişkiler kurulmasını ve hatta bir “Siyonist-Maruni ittifakı” kurulmasını desteklediğini ifade etti. Edde 1936’da Lübnan cumhurbaşkanı seçildi ve sonraki iki yıl boyunca Yahudi Ajansı ile temaslarını sürdürdü.

Edde’nin başbakanı Khayr al-Din al-Ahdab ise Lübnan tarihindeki ilk Sünni başbakandı. Ahdab, ülkesinin Lübnan sınırı boyunca kurulan Yahudi yerleşimlerinin güvenliğini garanti edebileceğini söyledi.
Görevden ayrıldıktan sonra yeniden iktidara gelmeye çalışan Edde, 1948’de Fransa’da tatil yaparken İsraillilerle temaslarını yeniden başlattı. Bunu 30 Mayıs 1946’da Yahudi Ajansı ile Maruni Patriği Antoine Arida arasında imzalanan ünlü siyasi anlaşma izledi. Bu anlaşma Maruni Kilisesi ile Yahudi yerleşimciler arasında yakın ilişkilerin çerçevesini belirliyordu. Yahudi Ajansı Lübnan’ın “Hristiyan karakterini” tanıyacak ve Lübnan topraklarında herhangi bir iddiası olmadığını garanti edecekti. Buna karşılık Maruni Kilisesi Filistin’e Yahudi göçünü ve burada bir Yahudi devletinin kurulmasını destekleyecekti.

İş birliğinin derinleşmesi

Lübnan’da İsrail’e dostluk sunanlar yalnızca Edde, Ahdab ve Maruni Kilisesi değildi. Sırada Falanjistler vardı.

İsrail, 1948’in sonunda ABD’de Falanjistlerle ilişki kurdu. Bu temaslar Maruni rahip Yusuf Avad aracılığıyla sağlandı. Falanjistlerin ana temsilcisi Elias Rababi idi. Rababi ve diğer Falanjist liderler Avrupa’da Siyonist temsilcilerle bir dizi görüşme gerçekleştirdi. Rababi İsraillilere, Falanjistlerin iktidara gelmesi halinde İsrail’le diplomatik ilişkiler kurulacağını söyledi. Buna karşılık hareketin siyasi faaliyetlerini finanse etmek ve silah temin etmek için para talep etti.

İsrailliler Falanjistlerin gücünden emin olmasalar da Dışişleri Bakanlığı Rababi’ye 2 bin dolar ödeme yaptı. 1949 Şubat’ında Beyrut Maruni Başpiskoposu Ignatius Mubarak’ın üç temsilcisi İsrail’e giderek bir dışişleri yetkilisiyle görüştü. Bu kişiler Mubarek’in, Arap dünyasıyla entegrasyonu destekleyen Cumhurbaşkanı Beşara el-Huri’ye karşı planlanan bir darbe hakkında İsrail hükümetinin tutumunu öğrenmek istediğini söyledi. Planın içinde Emile Edde ve Pierre Gemayel gibi isimlerin olduğu iddia ediliyordu.

İsrailliler, Lübnan’daki Hristiyanların “pan-Arap liderlerin boyunduruğundan kurtulma” girişimini memnuniyetle karşılayacaklarını söyledi; ancak darbenin nasıl gerçekleştirileceğine dair ayrıntılı bir plan talep etti.

Bu plan hiçbir zaman hayata geçmedi.

Ancak Lübnan’da İsrail yanlısı bir hükümet kurmak için darbe fikri, Siyonist çevrelerin 1920’lerden beri tartıştığı bir konuydu.

1954’te İsrail’in eski başbakanı David Ben-Gurion Lübnan’da İsrail yanlısı bir Hristiyan rejimi kurmak için askeri darbeyi teşvik etmeyi önerdi. Ancak dönemin başbakanı Moshe Sharett bunu “saçmalık” olarak nitelendirdi ve Lübnan’da yalnızca Maruni bir devlet kurabilecek kadar güçlü bir hareket bulunmadığını belirtti.

Bunun üzerine dönemin genelkurmay başkanı Moshe Dayan, 1955’te İsrail’in Litani Nehri’nin güneyindeki Lübnan topraklarını ilhak etmesini önerdi.

Direnişten önce

Lübnanlı bazı siyasetçilerin İsrail’e dostluk sunmasının uzun bir tarihi olduğu gibi, İsrail’in Lübnan halkına karşı işlediği suçların tarihi de 1948 ile 1969 arasında zaten başlamıştı. Bu dönem, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün veya Hizbullah’ın henüz var olmadığı bir zamandı.

1948 savaşında Lübnan ordusu İsrail’le çatışmaya girmemiş olmasına rağmen Siyonist güçler “Hiram Operasyonu” kapsamında Güney Lübnan’ı işgal etti ve Litani Nehri’ne kadar uzanan 15 köyü ele geçirdi.

Siyonist komutan General Mordechai Makleff, Ben-Gurion’dan Beyrut’u işgal etmek için izin istedi ve bunun 12 saat içinde yapılabileceğini söyledi. Ancak Ben-Gurion Lübnan’ın tarafsızlığı nedeniyle uluslararası tepki doğacağından korkarak bunu reddetti.

İsrail güçleri Güney Lübnan’daki işgalleri sırasında 31 Ekim 1948’de El-Hula köyünde 85 sivili katletti. Bu, 1948 savaşının en ağır katliamlarından biriydi. İsrail 2024’te köye yeniden girdiğinde askerler katliam anıtını tahrip etti.

1949’un başında Lübnan ve İsrail yetkilileri Ras el-Nakura’da ateşkes görüşmeleri yaptı. Bu görüşmeler diğer Arap ülkelerine kıyasla “daha sorunsuz” ilerledi.

Lübnan delegasyonu, birkaç hafta önce Lübnanlı sivillere karşı işlenen İsrail suçlarını kınamak yerine İsraillilere özel olarak “aslında Arap olmadıklarını” söyledi ve diplomatik ilişkiler kurulması ihtimalini tartıştı. İsrail Mart 1949’da Lübnan’dan çekildi.

Bu hafta Washington’da yapılan görüşmeler de benzer bir tablo ortaya koydu. Lübnan’ın ABD büyükelçisi İsrail’in son katliamlarını kınamak yerine iki saatlik özel bir görüşmede İsrailli yetkililerle tokalaştı.
Ancak bu tür görüşmeler İsrail’in saldırılarını durdurmayacak. 1949’daki dostane görüşmeler de sonraki saldırıları durdurmamıştı.

1950 ve 1960’larda -yani Filistin Kurtuluş Örgütü'nün Lübnan’a gelmesinden çok önce- İsrail Lübnan’a yaklaşık 200 saldırı düzenledi. Bunlar arasında baskınlar, silahlı saldırılar, hayvanların çalınması, sınır köylerinde ekinlerin yakılması, evlerin yıkılması ve Lübnanlı sivillerin kaçırılması yer alıyordu.

1965’te İsrail, Banyas, Hasbani ve Litani nehirlerinin sularını yönlendirmeyi amaçlayan bir baraj projesini bombalayarak yok etti.

1950 Temmuz’unda İsrail savaş uçakları Lübnan hava sahasında sivil bir yolcu uçağını taradı. Doğu Kudüs’ten Beyrut’a giden uçakta iki kişi öldü, yedi kişi yaralandı.

1967’de İsrail Şeba Çiftlikleri’ni işgal etti ve bu bölgeyi bugün halen elinde tutuyor.

1968 Aralık ayında ise İsrail Beyrut Uluslararası Havalimanı’nı bombalayarak 13 sivil yolcu uçağını imha etti.

Tüm bu saldırılar Filistinli direniş gruplarının Lübnan’dan İsrail’e operasyon düzenlemeye başlamasından önce gerçekleşmişti. Dolayısıyla İsrail’le iş birliği yapan Lübnanlı siyasetçiler de bu gelişmelerden çok önce aynı politikayı izliyordu.

Bugün Avn ve Selam’ın İsrail’e sunduğu teklifler, geçmişte İsrail’in Lübnan’daki müttefiklerinin sunduklarından farklı değil.

Lübnan hükümeti Hizbullah’ı etkisiz hale getirmek için İsrail’e geniş destek sunuyor; direniş hareketini kriminalize etmeye çalışıyor ve İran karşıtı propaganda yayıyor. Ancak tüm bu yardımlara rağmen İsrail’in Lübnan’da yeni katliamlar işlemesini hiçbir şey engellemeyecek. Ne ABD, ne Suudi Arabistan ne de İsrail’e yakın Lübnan hükümeti, Lübnan direnişinin bu devlete karşı savaşmasını durduramayacak.

Sonuçta İsrail’in Lübnan’da kendisiyle müttefik bir yönetim kurmak için darbe yapmasına gerek kalmadı.
Bu işi ABD ve Suudi Arabistan zaten onun adına yaptı. -hatta daha fazlasını-

Nitekim 1982’de Lübnan’ın işgaline katılan ve Washington’daki görüşmelere katılan İsrail’in ABD büyükelçisi Yechiel Leiter, toplantıdan çıktıktan sonra şu sözleri söyledi: “Biz aynı taraftayız.”


Middle East Eye'da yayınlanan bu değerlendirme Mepa News okurları için Türkçeleştirilmiştir. Değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı toplam 497 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.
Joseph Massad Arşivi