Resmî ideolojiye alternatif olabilmek
Halkı Müslüman ülkelerde velayeti/yönetimi devralan kadrolar hemen iman ettikleri ideolojinin ayakta kalabilmeleri ve varlıklarını sürdürebilmeleri için hayatın genişlik alanıyla alakalı yüzlerce kurum oluşturmuşlardır. Eğitimden askeri, hukuki, iktisadi, idari, ahlaki konulara kadar el atmadıkları alan kalmamıştır. Hatta kendi kurumlarına karşı farklı kurumlar açmayı çıkardıkları yasalarla illegal saymışlardır. Kendileri dünya resmî ideolojisine teslim oldukları gibi vatandaşlarını da yerel resmî ideolojiye (ülkemizdeki adı Kemalizm) teslim olmaya mecbur etmişlerdir. Ona karşı olan her fikri akım ve hareketi gayri meşru saymışlardır.
Bu anlamda demokrasi “gavurun davulunu çalmaktır.” Zaten davulu çalmayı reddedince “oyun bitti” diyerek her şeyi sonlandırıyorlar. Halkı Müslüman ülkelere has olmak üzere bu kurumlara bazen din alanında makyaj yapılmıştır. Meselenin künhüne vakıf olamayan basiretsiz insanlar bunlara kanıp sisteme entegre olmuşlardır. Sistemin öncü kadrosu olayı bildikleri için bu tip pudralama işini çokça yapmaktadır. Bu yapılanlar karşısında tekliften kaçan korkak kişiler, ideali olan Müslümanlara “Daha ne istiyorsunuz, bundan iyisi can sağlığı” kabilinden sistemin meşruiyetini! dayatmaya çalışmaktadırlar. Siyasete/velayete vahyin penceresinden bakamayanlar için kurucu kadronun konuşmalarında “maşallahlı, inşallahlı” cümleler kurması, arada sırada Cuma namazlarına gitmesi veya namaz kılması gözleri kör etmek için yeter de artar bir durumdur.
Resmî ideoloji oluşturduğu kurumlar vasıtasıyla ve denetimli kadrosuyla varlığını sürdürmektedir. Güçlendikçe de baskısını ve zulmünü artırmaktadır. Varlığını devam ettirmek için sürekli kendini yenilemektedir. Buna karşılık hayatın vahye göre anlamlandırılmasını tek çıkış yolu olarak gören Müslümanlar ne yapmaktadırlar? Binlerce soru üzerinden bu soru açılıp cevaplanmalıdır. Konuya cevap mahiyetinde Kur’an ve sünnetten onlarca delil bulmak mümkündür. En önemli delil, sistemin velayetine yol açacak tüm kapıları Kur’an kapatmıştır. Kur’an ve sünnet kâfirlerin velayetini haram kılmıştır. Bir bu anlaşılsaydı her şey değişecekti ama bu bile anlaşılmadı. Maalesef Müslümanlar istenen çalışma fıkhını ortaya koyamadılar, sisteme alternatif kurumlar vücuda getiremediler,[1] çalışmalarını fıkhi bir zemine oturtamadılar, ulemayı (eğer varsa) yanlarına alamadılar, nasıl ve nereden başlayacaklarını tespit edemediler.
Sonuç malum… Sistemden daha güçlü ve daha hızlı olmadıkça istenen şeyleri tahakkuk ettirmek oldukça zordur.
Peygamber Efendimiz Mekke’de sisteme Müslümanların entegre olmasına izin vermemiş, Medine’ye hicretle beraber hemen kurumlar oluşturmaya başlamıştır. Resulullah (s.a.v.) önce Müslümanların sayılarını öğrenmiş daha sonra da eğitim, iktisadî, askerî, hukukî alanlarla ilgili kurumlar oluşturmuştur. Müslümanları yerli kültürden ve farklı dinlerin uygulamalarından uzak tutmuştur. Tarif ve tezkiye süreçlerini her an denetlemiş ve zihin ile gönlün Müslümanlaşmasını eş zamanlı götürmüştür. Zihnini şirkle ortak kullanan Müslümanların çıkmasına asla müsaade etmemiştir. Yüzdeli bir imana fırsat vermemiştir. Bunlar Müslüman olabilmek ve kalabilmek için için çok önemlidir.
Kendi açımızdan bir değerlendirme ve öz eleştiri yapacak olursak şunu söyleyebiliriz. Kendimize ait ne bir eğitim ne de iktisadî ve hukukî kurumlarımız vardır. Kemalizm’e imana zorlanan çocuklara seçmeli Kur’an dersi koyuyorsak (bu derslerin seçilme oranı tam bir trajedi. Müslümanlar da eğitime tüketim bağlamında bakıyorlar. Gelecekte maddi getirisi olmayan dersleri seçmiyorlar) bununla tatmin oluyor ve resmî ideolojiyi onayabiliyorlar. İslamizasyon politikalarına kurban olmuş bilinçsiz topluma bu konuların önemini anlatmak zordur. Dünya sisteminin denetiminde çalışan ideolojik rejimler baskı döneminin kıskacından geçmiş Müslümanları iyi tahlil ettikleri için onları uyutacak istismarcı politikalarını sürekli yenilemektedirler. Bir kısım tekliften kaçan korkak zevattan taraftar bulabilmektedirler. Netice olarak vurgulamak istediğimiz, bireysel ve toplumsal anlamda ümmet olmayı beceremeyen kimseler alternatif kurumlar oluşturmak konusunda bir adım atmıyorlar. Sistemin içerisinde kalıp risk almamaktan memnunlar. Buradan çıkmadıkça ve kurumlar oluşturmadıkça İslâmî bir hareketin zuhuru zordur.
[1] Para kazanmak için açtıkları okullarda resmî ideolojinin müfredatları ve kitapları okutulurken, Kemalist dayatma kabul görürken çocukların Cuma namazına katılmaları veya bazı seçmeli dersleri almaları çok abartılmaktadır. Müslüman olmak, batılın karşısında olmaktır. Ülkemizde ise resmî ideoloji reddedilmeden Müslüman olunmaz. Bizim “lâ” mız buradan başlar. Ölü yüzü pudralamak suretiyle Müslümanların uyur gezer hâle getirilmesine tahammülümüz kalmadı. Bardağa boş tarafından bakıyoruz. Namuslu olmak bunu gerektiriyor.
Bu değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.