1. HABERLER

  2. ASYA

  3. Pakistan nasıl kuruldu?
Pakistan nasıl kuruldu?

Pakistan nasıl kuruldu?

İngiliz yönetimindeki Hindistan'ın parçalanmasıyla Pakistan 14 Ağustos 1947 tarihinde kuruldu.

A+A-

Bölgede bağımsız bir devletin kurulması XX. yüzyılın ilk yarısında yaşanan tarihî ve siyasî gelişmelerin sonucudur. Hindistan’ın tamamen sömürge haline getirilmesiyle neticelenen 1857 Büyük Hint Ayaklanması’ndan sonra İngilizler bu olaydan öncelikle Müslümanları sorumlu tutmuşlardı. Böylece bir zamanlar hâkim bulundukları topraklarda bütün siyasal, kültürel ve ekonomik haklarını kaybeden Müslümanlar belli bir içe kapanış döneminin ardından kendi durumları ve ülke meseleleriyle daha aktif biçimde ilgilenmek üzere siyasî faaliyetlere yöneldiler.

Hindistan Kongre Partisi’ni (Indian National Congress) bir Hindu partisi saydıkları için 1906’da Hindistan Müslümanları Birliği’ni (All India Muslim League) kurdular. I. Dünya Savaşı ve sonrasında İngiltere’nin kendilerine verdiği, Osmanlı Devleti’nin ve hilâfetin geleceğiyle ilgili taahhütleri yerine getirmemesi sebebiyle ülkede İngiliz sömürgeciliğine karşı tavır alan Hindular’la ortak hareket etmeye başladılar (Hindistan Hilafet Hareketi).

Ancak 1924’te hilâfetin ilgası üzerine bu birliktelik bozuldu. Buna karşılık bağımsızlık arayışları yoğunlaştı. 1928’de Hindistan Kongre Partisi’nin açıkladığı anayasa taslağı Müslümanlarla Hindular arasında bağımsızlıkla ilgili derin görüş ayrılıklarını gündeme getirdi; bu sebeple Müslümanlar da kendi taslaklarını hazırladılar. Müslümanların tezi Hindistan Kongre Partisi’nin teklif ettiği eşit haklara sahip Hindistan vatandaşlığı fikrinin Hindu çoğunluğun bulunduğu bir sistemde işlemesinin mümkün olamayacağı, bunun yerine nüfus yoğunluğuna dayalı özerk bölgelerin kurulması gerektiği şeklindeydi. Bu tartışmalar arasında 29 Aralık 1930’da Muhammed İkbal, Hindistan’ın kuzeybatısında ve doğusunda iki bölgeden oluşacak ayrı bir Müslüman devleti fikrini ortaya attı. Mevlânâ Muhammed Ali, Muhammed Ali Cinnah gibi toplum önderleri de bu fikrin savunucuları arasında yer aldı.

Baskı altında kalan İngiliz hükümeti Hindistan’ın geleceği konusunda taraflar arasında görüşmeler başlattıysa da bundan bir sonuç alınamadı. 1935’te çıkarılan Hindistan İdare Kanunu, İngilizler’in ülkeden ayrılmaya niyetli olmadıkları yönünde yorumlanınca hem Hindular’dan hem Müslümanlardan tepkiler geldi. 1937’de yapılan seçimlerde Hindistan Müslümanları Birliği umduğunu bulamadı ve hükümeti Kongre Partisi kurdu. Bu arada giderek yoğunlaşan bağımsızlık talepleri aynı zamanda Hindu-Müslüman toplumsal ilişkilerini de gerginleştirdi ve ülkenin pek çok yerinde çatışmalar baş gösterdi. 

II. Dünya Savaşı’nda Hindistan’ın sağlayacağı katkılar karşılığında bağımsızlık isteyen Kongre Partisi’nin bu talebinin reddi üzerine istifa etmesiyle Müslümanlar için yeni bir dönem başladı. 1940’ta Lahor’da yapılan Hindistan Müslümanları Birliği toplantısında ilk defa müstakil bir İslâm ülkesi olarak Pakistan adı ortaya atıldı ve Müslümanların çoğunlukta bulunduğu bölgelerin bağımsız bir devlet çatısı altında birleştirilmesi fikri tartışıldı.

Çavdherî Rahmet Ali gibi Cambridge’de öğrenim gören bir grup öğrencinin formülleştirdiği “temiz ülke” anlamına gelen “Pâkistan” ismi müstakbel ülkenin eyaletlerinin adları olacak Pencap, Afgan (Kuzeybatı Serhad eyaleti), Keşmir ve Sind kelimelerinin baş harfleriyle Belûcistan’ın son ekinden meydana getirilmişti. Kongre Partisi bu durumun ülkenin parçalanması anlamına geleceği görüşüyle uzun süre direndi.

Ancak gerek yoğunlaşan toplumsal çatışmalar gerekse herhangi bir bölge halkının kendi isteği dışında bağımsız Hindistan’da yaşamaya zorlanamayacağı anlayışıyla nihayet razı oldu. 1945’te yapılan seçimlerde Hindistan Müslümanları Birliği’nin parlamentoda Müslümanlara ayrılan 495 sandalyeden 467’sini kazanması bağımsız devlet fikrinin büyük bir çoğunlukla benimsenmiş olduğunu gösterdi. II. Dünya Savaşı sonrasında İngiltere’de iktidara gelen İşçi Partisi kamuoyunun baskısı yüzünden Hindistan’dan çekilme sürecini başlattı. İngilizler’in üzerinde durduğu federal yapı çözümünün Hindularca ancak geçici bir süre için kabul edilebilir görülmesi, Müslümanların Hinduların çoğunlukta bulunduğu bir ülkede gelecekleri hakkındaki endişelerini arttırdı ve kalıcı çözümün bağımsız devletler olduğu fikrinde ısrar edilmesine yol açtı. Bu arada şiddetini arttıran toplumsal çatışmalar ve katliamlar tarafları bu çözümün bir an evvel hayata geçirilmesi hususunda ikna etti. Genel Vali Lord Mountbatten 3 Haziran 1947’de İngiltere’nin çekilmesiyle Hindistan’ın doğusunu ve batısını içine alan iki bölgeli bir devlet (Doğu ve Batı Pakistan) halinde Pakistan Devleti’nin kurulmasını öngören planını açıkladı. Buna göre Sind, Belûcistan ve Kuzeybatı Serhad eyaleti tamamen, Bengal ve Pencap nüfus yoğunluğu esasına göre Pakistan’a katılıyordu. Bu plan Hindu ve Müslümanlarca kabul edildi; 18 Temmuz 1947’de İngiliz Parlamentosu durumu onayladı ve plan 14 Ağustos 1947’de fiilen uygulamaya konuldu. 

Bölünmenin ardından iki taraflı büyük bir göç hareketi başladı. Bu arada yoğun toplumsal çatışmalar ve katliamlar meydana geldi. Bu süreçte çoğunluğu Müslüman olan 250.000’den fazla insan hayatını kaybetti. Hindistan’da kalan Müslümanların kitlesel akınıyla 10 milyon civarında göç alan Pakistan’ın bir devlet olarak durumu Hindistan’a göre daha ağırdı.

Hindistan’ın ülkenin idarî geleneğiyle kurumlarını, maddî zenginliklerini ve kaynaklarını devralmasına mukabil her şeyi yeni baştan oluşturmak durumunda kalan Pakistan’ın aynı zamanda birbiriyle toprak bağı bulunmayan iki bölgeli bir yapıdan meydana gelmesi, milyonlarca göçmenin yol açtığı sıkıntılar, bölgesel, etnik ve kültürel farklılıkların ortaya çıkardığı zorluklar ve çatışmalar Pakistan’ı ilk günden bekleyen tehlikelerdi. Ayrılma planına göre ülkede bulunan sayıları 500 civarındaki nizamlık, nevvâblık, racalık, prenslik ve sultanlık gibi özerk yönetimler Hindistan ve Pakistan’dan diledikleriyle birleşmekte serbesttiler. Bunların büyük çoğunluğu Hindistan’da kalmayı tercih ederken Cûnâgerh Pakistan’ı seçti, fakat üç ay sonra Hint askerleri tarafından işgal edildi.

Cammû-Keşmir ise Pakistan’la bir ön anlaşma yaparak kararını daha sonra vereceğini bildirmişti. Ancak Hindistan’ın 1948’de bu bölgeyi de işgali iki ülke arasında günümüze kadar süren Keşmir anlaşmazlığını ve savaşları başlattı. Birleşmiş Milletler’in müdahalesi sonucunda sağlanan ilk ateşkesin ardından Keşmir, Pakistan ile Hindistan arasında fiilen ikiye ayrıldı; fakat büyük kısmında Hindistan’in işgali sürdü. Pakistan tarafında kalan bölge ise Âzad Keşmir adıyla daha sonra idarî yapıya dahil edildi. 

Bağımsız Pakistan’ın ilk genel valisi (devlet başkanı) sıfatıyla bütün gelişmelerde rol alan Muhammed Ali Cinnah’ın önderliğinde kurulan devlet, devam eden yıllarda bölgede adı anılan bir güç haline gelecekti.

Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi

HABERE YORUM KAT

UYARI: Hakaret içeren ve imla kurallarına dikkat edilmeden yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
İlgili Haberler