1. YAZARLAR

  2. Ivan Ulises Kentros Klyszcz

  3. Rusya Kızıldeniz ve Doğu Afrika'ya geri dönüyor
Ivan Ulises Kentros Klyszcz

Ivan Ulises Kentros Klyszcz

Akademisyen, yazarYazarın Tüm Yazıları >

Rusya Kızıldeniz ve Doğu Afrika'ya geri dönüyor

A+A-

Başkan Putin liderliğindeki Rus diplomasisi son yirmi yıldır Ortadoğu ve Afrika Boynuzu (Somali Yarımadası) bölgelerinde tekrar varlık göstermek için çalışmaktadır. Bu “geri dönüş” çerçevesinde, tıpkı Sovyet döneminde olduğu gibi Ruslar yeniden Kızıldeniz kıyılarında askeri bir üs kurma gayesine odaklanmış durumdadır.

Gezegen üzerinde hareket eden ticari malların yaklaşık %10’unun geçtiği Kızıldeniz küresel ticaretin en hayati güzergahlarından birisidir. Körfez bölgesindeki enerji üreticileri ile Batı pazarları ve Kuzey-Doğu Asya’daki ihracat endüstrileri arasındaki bağlantı Kızıldeniz üzerinden sağlandığı için bölge büyük güçler tarafından her zaman stratejik olarak tanımlanmıştır. Bölgedeki istikrar yakın dönemde, Yemen’deki iç savaş ve Somali merkezli korsanlık faaliyetlerinin artması nedeniyle bozulduğu için Kızıldeniz yurtdışından her geçen gün daha fazla ilgi görmeye başladı. Sonuç olarak, çok sayıda ülke, özellikle Babülmendep Boğazı yakınlarındaki Cibuti sınırları içinde askeri unsur sevk etti.

Rus devletinin Suriye’deki iç savaşa başarılı bir şekilde müdahale etmesinin ardından Rusya ile Kızıldeniz’e kıyısı olan ülkeler arasındaki ilişkiler sonu Moskova yönetimine bölgede askeri varlık kazandırmaya gidecek kadar iyileşti. Özellikle, Cibuti, Sudan, Eritre, Yemen ve Somaliland (uluslararası kamuoyu tarafından tanınmayan ayrılıkçı yönetim) Kızıldeniz’e kıyı olacak şekilde bir Rus üssüne ev sahipliği yapmaya aday ülkelerdir. Yakında belki de Babülmendep Boğazı yakınlarında Rusları tekrar göreceğiz.

Ortadoğu'da sömürge geçmişi yok

Rusların Kızıldeniz’de menfaatleri yeni bir mesele değildir. Soğuk Savaş döneminde Moskova ile Washington, Londra ve Paris, Ortadoğu’da egemenlik kurmak için büyük bir mücadele verdi. Bu mücadele çerçevesinde, Ruslar Arap Yarımadası ve Afrika Boynuzu bölgelerinde, denizlerdeki faaliyetlerini sürdürebilmek amacıyla sürekli bir askeri varlık bulundurmaya çalıştı. Ancak bunu yapmak için tarihte daha önce hiç nüfuzunun ve geleneksel müttefiklerinin olmadığı bir bölgede kök salmak zorunda kaldı. İlaveten, bu stratejik hedef SSCB’nin ana avantajlarından biri olan Ortadoğu’daki sömürgeci geçmişi olmaması hususu nedeniyle zora girmekteydi zira Moskova yönetiminin, Etiyopya veya Yemen gibi dost ülkelerin kendilerine yanaşıp müttefikliği olmadan önce bölgede bir kalıcı bir varlık göstermesi mümkün değildi.

Bu tür anlaşmalar, sürekli çalkantılı bölgede her an meydana gelebilecek jeopolitik deniz değişikliklerine karşı savunmasız ve kırılgan bir vaziyetteydi. Mesela, 70’li yıllarda, şimdiki Somaliland sınırları içinde kalan Berbera liman kentinde Sovyetlerin kendilerine ait bir askeri üssü vardı. Etiyopya savaşı başlar başlamaz bu üs kapatıldı ve üsteki Sovyet askerleri zorla bölgeden çıkarıldı. Sovyetler Birliği’nin yıkılması ile birlikte Afrika ve Ortadoğu’daki Rus varlığı sona erdi ve bölgedeki son Rus üssü olan Aden üssü 1994’te kapatıldı.

2000’li yılların ortalarına gelindiğinde ise Moskova yönetimi Ortadoğu ve Afrika Boynuzu bölgelerine geri dönmek ve Kızıldeniz’de askeri varlığına devam etmek için yeterli güç ve iradeye tekrar sahip oldu. Oxford Üniversitesi profesörü Samuel Ramani’ye göre özellikle Babülmendep Boğazı'na Rusların tekrar ilgi duymaya başlaması 2008 yılında Somali’de yaşanan korsanlık krizi nedeniyle oldu. Bu ilgi, o dönemlerde Kırım’ı ilhak etmesi nedeniyle diplomatik manada yalnızlaştığı için daha da önem kazandı zira Moskova yönetimi maruz bırakıldığı uluslararası tecritten kurtulmak için yeni ortaklara ihtiyaç duymaktaydı.

Ruslar, Kızıldeniz’de tekrar varlık göstermek için “yumuşak güçten” ziyade askeri kabiliyetleri ve güvenlik hizmetlerinin çekiciliğini kullandı. Suriye’deki müttefikini korumak amacıyla giriştiği askerî harekât sonrasında Rusya, eskiden Sovyet nüfuzu altındaki yerlerin dışındaki ülkeler tarafından dahi bir “koruma” güvencesi olarak ilgi görmeye başladı.

Cibuti'nin zorlu seçimi

Bölge dışından gelen diğer tüm güçler gibi Rusya da bulunduğu konum hasebiyle tüm süper güçlerin çıkarları doğrultusunda mercek altına aldığı Cibuti ile yakın iş birliği kurmak istedi. Rus gazetesi Kommersant’ın haberine göre Rusya 2012 yılında ülkede askeri bir hava üssü kurmak niyetini Cibuti yönetimine iletti. 2012 ve 2013 yılları boyunca iki devlet arasında Rusların kullanımına verilecek olan toprak miktarı, Cibuti hava sahasının idaresinde Amerikalı yetkililerin ne derece nüfuz sahibi olduğu ve ülkedeki Rus yatırımları hususlarının görüşülmesine devam edildi.

Son derece umut verici bu gelişmelere rağmen, 2014 yılında patlak veren Ukrayna krizi iki ülke arasındaki pazarlıkların kesilmesine neden oldu. Rusya etrafındaki yeni jeopolitik vaziyet ve Rus-Amerikan rekabetinin yeniden alevlenmesi hasebiyle Washington yönetimi Cibuti’ye baskı uygulayarak Rusya’nın ülkede askeri varlık edinmesinin önünü kesti. Gelinen noktada, Cibuti ile Rusya arasında ülkede uzun dönemli bir Rus varlığına dair bir anlaşma şans kalmadı ancak iki ülkenin korsanlık faaliyetleri hususundaki iş birliği eskiden olduğu gibi devam etmektedir.

Rusya, Cibuti’den istediğini tam alamadı ancak başta Sudan olmak üzere Kızıldeniz’de kendisine ev sahipliği yapacak diğer potansiyel adaylar buldu. O dönem ülkenin lideri olan Ömer el-Beşir, 2017 yılında Soçi’ye giderek Putin ile bir görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmede iki ülke arasındaki iş birliğinin güvenlik ve savunma dahil çeşitli alanlarda geliştirilmesine dair planlar değerlendirildi. Putin ile Beşir arasında imzalanan mutabakatta Sudan’da bir Rus askeri üssü kurulmasına dair bir madde yoktu ancak iki devlet başkanı gerçekleştirdikleri görüşmede bu hususta fikir alışverişinde bulundu.

Hartum yönetimi, o dönem ABD ile olan ilişkilerin kontrolden çıkması nedeniyle Rusya ile olan yakınlaşmaya devam etmek istemekteydi. Rusların Suriye’de Esed’i kurtarmasının ardından Beşir de Batıdan kendisine yönelik bir müdahaleye karşı Rusya’yı potansiyel bir güvenlik sağlayıcısı olarak yanına çekmek istedi. Bu güvenlik mutabakatları, geçen yılın mayıs ayında Rus donanmasına ait gemilerin Port-Sudan limanını kullanmasına izin veren bir anlaşma imzalanmasıyla hayata geçmiş oldu. Söz konusu anlaşma uzmanlar tarafından Rusların Kızıldeniz’de askeri bir yerleşke ele geçirme hedefi doğrultusunda elde ettiği en büyük kazanım olarak değerlendirilmektedir.

Şunu belirtmekte fayda var ki, iki ülke arasında imzalanan askeri iş birliği anlaşmasına rağmen Rusların Sudan’da kalıcı bir askeri varlık edinmesi meselesi hala belirsizliğini korumaktadır. El-Beşir rejiminin geçtiğimiz Nisan ayında çökmesi ve yeni Hartum yönetimi ile Washington arasında ekim ayında diplomatik manada ilişkilerin iyileşmesi, Rusların Sudan için sağlayacağı potansiyel korumanın öneminin azalmasına neden oldu. Bu nedenle, savunma alanında Rusya-Sudan iş birliği devam etse de ülkedeki bir Rus askeri üssü planları şimdilik arafta kaldı.

Eritre hamlesi

Eritre sınırları içinde olası bir uzun vadeli Rus askeri varlığı hususunda ilginç bir gelişme yaşandı. 1991 yılında bağımsızlığını ilan eden Eritre, dünyadaki en içine kapalı ülkelerden biri haline geldi ve ülke yönetimi Afrika’daki en acımasız diktatörlerden birinin eline geçti. Ancak 2018 yılında Etiyopya ile barış anlaşması imzalanması ve yine aynı yılın kasım ayında BM yaptırımlarının geri çekilmesinden bu yana Eritre, kapalı tutumundan vazgeçerek kendisini dış dünyaya açmak ve yabancı yatırımcılar çekmek için fırsat kollamaktadır. Eritre yönetimi bu yeni hedefi doğrultusunda 2018’den itibaren Rusya ile daha aktif bir şekilde yakınlaştı. Aynı yılın ağustos ayında Rus Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov yaptığı bir açıklamada Moskova ve Asmara yönetimlerinin Eritre kıyısında Ruslara ait bir “lojistik” üssü açılmasına dair görüşmeler yürütüldüğünü ilan etti.

BM yaptırımlarının kaldırılması için hazırlık yapıldığı dönemde Rus ve Eritreli heyetler 2016 yılının ekim ayında bir araya gelerek iki ülke arasında gelecekte kurulacak ilişkilerin içeriğini görüştü. İlaveten, geçtiğimiz yılın temmuz yılında yapılan bir açıklama ile Rusya’nın on yıldır kendi inisiyatifi ile Eritre’ye uyguladığı yaptırımların kaldırıldığı ilan edildi.

Ancak, gelinen noktada Eritre toprakları içinde Ruslara ait bir lojistik üssü kurulması planlarının hala yürürlükte olduğunu gösteren bir kanıt bulunmamaktadır. Eritre’deki iç siyasetin kendine has kapalı tarzı ve bu tür pazarlıkların stratejik doğası gereği yapılan her yorum ve her çıkarım tehlikeli olmaktadır. Ancak şunu kesin söyleyebiliriz ki iki ülke arasında askeri hususlardaki alışveriş eskiden olduğu gibi devam etmektedir. 2020’nin ocak ayında yapılan açıklamada, Asmara yönetiminin 2019 yılında, Moskova yönetimi ile arasındaki askeri iş birliğini ilerletme programının bir parçası olarak Rusya’dan satın aldığı iki helikopterin teslim alındığı ifade edildi.

Rusya’nın Kızıldeniz’deki çıkarları çerçevesinde teklif götürdüğü diğer ülkeler Yemen ve Somaliland oldu. Geçmişte SSCB’nin bölgedeki sadık müttefikleri olan bu iki ülke bugün tekrar Rus diplomatların ilgisine mazhar olmaktadır. Ruslar, Yemen’de hala devam etmekte olan iç savaşta (cihat yanlısı gruplar hariç) tüm taraflar arasında arabulucu rolü üstlenmek istedi. Samuel Ramani’nin de çalışmasında açıkladığı üzere bu rol Moskova’nın stratejik planları için son derece faydalı olabilirdi zira Rusya’nın ülkedeki iç savaşta takındığı tavır gelecekte Yemen sınırları içinde kalıcı bir Rus askeri varlığı umutlarına dair açık kapı bırakmaktadır.

Rusların bu niyeti 2009 yılında dahi belli edilmişti. Rus Donanması mensubu bir yetkili o dönemde yaptığı açıklamada Rusya’nın sınır dışında kurabileceği muhtemel deniz üsleri arasında Sokotra (geçmişte Sovyet donanmasının demirlediği Yemen açıklarındaki takım adalar) adını da zikretmişti.

Ancak tekrar etmekte fayda var ki Rusların Kızıldeniz’deki çıkarları hususunda hali hazırda bir girişim içinde olduğunu gösteren bir kanıt bulunmamaktadır. Sokotra meselesine değinmek gerekirse, Rusların bu konuda yapabileceği pek fazla bir şey kalmamıştır zira bu takım adalar 2019’da BAE tarafından işgal edildi. Abdullah Salih zamanında tam tersini söylemiş olsa da savaş, Yemen’deki Rus doğalgaz ve petrol anlaşmalarını askıya aldığı gibi Moskova ile Yemenli ortakları arasında olası bir askeri iş birliğini de şimdilik rafa kaldırttı.

 

Somaliland'deki vaziyet

Rus silahlı kuvvetlerine Kızıldeniz kıyısında ev sahipliği yapması muhtemel son ülke, adı bu hususta birçok platformda zikredilen, kâğıt üstünde hala Somali’ye bağlı olmasına rağmen 1991 yılından beridir bağımsız olarak yoluna devam eden Somaliland’dir. Somaliland tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden bu yana uluslararası camia tarafından tanınmak için can atmaktadır. Bu yüzden, sürekli bir şekilde özellikle süper güçler arasından olmak üzere bu konuda kendine yardım edebilecek yabancı ortaklar aramaktadır.

Sovyetlerin yıkılışından sonra Somaliland’de bir Rus askeri üssü kurulması ihtimali ilk kez 2017’de ortaya çıktı. Aynı yıl, Somaliland hükümetini temsil eden bir heyet Cibuti’deki Rus büyükelçisi üzerinden bir teklif getirdi. Bu teklife göre, Rusya, Berbera’da deniz üssü kurmak üzere kendisine tahsis edilecek toprak karşılığında Somaliand’in uluslararası camiada tanınması meselesini çözecekti. 2020 yılının ocak ayında ise Somaliland’de bir Rus üssünün her an açılabileceğine dair bazı duyumlar alınmıştı.

Ancak bu duyumlar bir ay kadar ortada dolaştıktan sonra Cibuti’deki Rus büyükelçi tarafından reddedildi. Uzmanlar bu hususta Rusya’nın nasıl davranacağını yakından izlemeye başladı zira ayrılıkçı bir yönetimin resmi olarak tanınması Moskova yönetiminin genel diplomatik çıkarlarına aykırı durmaktaydı. Rusya genelde bağımsızlık ilan edip ayrılmak isteyen yönetimlerin büyük güçler tarafından desteklenmesi fikrine şiddetle karşı çıkan bir tavır içindedir. Bu yüzden, Somaliland’deki askeri üs fikrinin geleceği hala belirsizliğini sürdürmektedir.

Özetle, Suriye’ye yönelik Rus müdahalesi sonucunda Moskova yönetimine Ortadoğu ve Doğu Afrika’da birçok fırsat kapısı açıldı. 2015’ten beridir Rusya’nın bu iki bölgede kurduğu ilişkiler ve iş birlikleri artarak devam etmektedir. Ancak, Kızıldeniz kıyısında kalıcı bir askeri üs kurulması meselesi ne zaman gündeme gelse Moskova’nın hali hazırdaki diplomatik nüfuzunun yeterli olmadığı birçok örnekte kendini belli etti. İlaveten, Rus diplomasisi sınırlı gücüyle harekete geçse dahi bölgenin istikrarsızlığı ve diğer büyük oyuncuların sert bir şekilde mücadele etmesi nedeniyle başlattığı girişimlerin başarısız olma ihtimali yüksektir.

Kızıldeniz’de Ruslara ait bir askeri üs ihtimali bölge üzerine çalışan uzmanlar tarafından düşük görülmekte olup bu konuda çıkan haberlerin güvenirliliği tartışmaya açıktır. Bütün bunlara rağmen Rusların, Afrika ve Ortadoğu’daki çıkarlarını terk ettiğini söylemek yersiz olur. Covid-19 salgını ve beraberinde getirdiği ekonomik sorunlar hasebiyle diplomatik trafik bugünlerde gayet yavaş aksa dahi özellikle Babülmendep Boğazı ve Kızıldeniz kıyısında bir askeri üs elde etme umutları Moskova’nın bu bölgeye dair hedefleri arasında en az birkaç yıl daha yerini muhafaza edecektir.

Tercüme: Mepa News

Bu yazı toplam 5331 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.