1. YAZARLAR

  2. Bekir Sıdki

  3. Suriye'ye yönelik yeni bir Türk operasyonu ihtimali
Bekir Sıdki

Bekir Sıdki

Suriyeli GazeteciYazarın Tüm Yazıları >

Suriye'ye yönelik yeni bir Türk operasyonu ihtimali

A+A-

Son günlerde ortaya çıkan yeni bir operasyon ihtimali Türkiye’nin geçmişteki müdahalelerine nazaran daha karmaşık ve çeşitli faktörlere bağlıdır. Moskova ve Washington’ın pozisyonları haricinde yakın dönemde gerçekleşen ve bazıları hala devam etmekte olan hadiseler bu hususta belirleyici rol oynayacaktır.

Rusya’nın Ukrayna’da girmiş olduğu savaş ve bu savaşın patlak vermesine neden olan uluslararası ve bölgesel ilişkilerin hepsi Erdoğan’ın pazartesi günü yaptığı açıklamada sinyalini verdiği yeni “askeri operasyon” kararı alınırken Ankara tarafından göz önüne alınacaktır.

ABD’nin bu operasyon söylentilerine dair ilk tepkisi hızlı geldi. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Ned Price, Türklerin gündeme getirdiği yeni operasyonun “bölgesel istikrarı daha da kötüleştireceği, Suriye’de konuşlu Amerikan askerleri ve uluslararası koalisyonun IŞİD karşıtı faaliyetlerini riske atacağı” ikazında bulundu.

Konuya dair henüz Rus tarafından resmi bir açıklama gelmemiş olsa da Türkiye’nin 2019’daki operasyonu esnasında Rusya ve ABD aynı safta yer alarak Ankara’nın ilerleyişini beklenenden önce durdurmuştu.

Operasyonla ilgili etrafta dile getirilenlerden pek de memnun kalmayan Erdoğan, meselenin MGK toplantısında ele alınacağını ve ordu ve güvenlik kurumlarının plan ve değerlendirmelerini bitirir bitirmez müdahalenin başlayacağını ifade etti. Bu açıklamalar medyada büyük ilgi görürken Kürt ve Suriyeli halklar nezdinde çok sayıda ihtimali ve korkuyu beraberinde getirdi.

Askeri hareketlilik yok

Bir tarafta Türkiye ve müttefiki silahlı muhalif gruplar diğer tarafta da YPG olmak üzere aylardır farklı noktalarda devam eden ‘ufak çatışmalara’ rağmen bölgeden gelen haberler ne Türk ordusunun ne de Suriyeli grupların operasyon hazırlığı denilebilecek seviyede bir askeri hareketliliğinin olmadığını göstermektedir. Şimdiye kadar harekete geçilmemesinin nedeni sivil halkın yeni bir savaş olasılığının beraberinde getireceği sonuçlar hususunda büyük endişe duyuyor olması olabilir.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılma isteği Ankara’nın kucağına resmen ‘gökten’ bir fırsat gibi düştü. Kurallara göre ittifaka yeni bir üyenin kabul edilebilmesi için tüm üye devletlerin buna onay vermesi gereklidir. Yani her bir üyenin başvuruları veto etme yetkisi bulunmaktadır. Vladimir Putin’in yayılmacı hırslarından çekinen bu iki ülkenin ittifaka katılmasına evet demeleri için Türkiye’nin öne sürdüğü şartlar hem Erdoğan hem de Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu tarafından ortaya konuldu. Bu şartların başında İsveç ve Finlandiya’nın PKK ve ona bağlı gruplara yaptığı yardımlara son vermesi ve Kürt kuvvetlerinin kontrolündeki bölgelere gerçekleştirilen Türk müdahaleleri nedeniyle Ankara’ya uygulanan silah ambargolarının kaldırılması gelmektedir.

Aslına bakılırsa Finlandiya'nın Türklerin ilk suçlamaları ile hiçbir alakası olmayıp İsveç de resmi olarak PKK'yı bir terör örgütü olarak tanımaktadır. Fakat Ankara'nın bu konudaki görüşleri farklıdır. Türkiye, Demokratik Birlik Partisi, Halk Koruma Partisi ve Suriye Demokratik Güçlerini terör örgütleri olarak tanımlamakta ve NATO'ya yeni katılacak bu iki ülkenin kendisi gibi düşünmesini beklemektedir. Fakat Türkiye henüz hiçbir ülkeyi bu hususta ikna etmeyi başaramadı. Bu etiketlemeye doğru diyen tek taraf Beşar Esed rejimidir.

İlaveten, Moskova ve Washington’da temsil ofisleri bulunan Demokratik Birlik Partisi, Suriye Demokratik Güçlerine IŞİD’e karşı yürütülen savaş kapsamında yıllardır silah ve para yardımında bulunmaktadır. Aralarında Almanya ve Fransa’nın da bulunduğu birçok NATO üyesi Avrupalı devletin SDG ile çeşitli seviyelerde bağları bulunmaktadır.

Tüm bunlar göz önüne alındığında, Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılma talebine itiraz etmesinin nedeni bu durumu başta ABD olmak üzere kendi müttefiklerine baskı uygulamak için kullanacağı siyasi bir koz olarak görmesi ve tartışmalı meseleler hususunda kazanımlar elde etmek istemesidir. Bu itiraz, Ukrayna’da bir savaş vermekte olan Putin’in içinden geçtiği şu kötü dönemde kendisinden bazı imtiyazlar koparmak için de kullanılmaktadır.

Erdoğan'ın tavrı

Peki Erdoğan’ın Moskova’dan veya Washington’dan veya her iki taraftan da elde etmek istediği kazanımlar neler?

Yeni bir operasyonun gündeme gelmesi ile birlikte uzun yıllardır duymadığımız ‘güvenli bölge’ başlığı yeniden Türk başkanın açıklamalarında boy göstermeye başladı. Türkiye ne zaman yeni bir operasyon icra etmeye yönelik niyetini açıklasa gündeme gelen ‘30 kilometre’ meselesine ithafen Erdoğan, Suriye sınırından 30 kilometre içeride yeni bir hat oluşturulacağını söyledi.

O halde bu 30 kilometre söyleminin Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılımına müsaade edilmesi yani Türk ordusunun M5 otoyoluna ulaşmak için Suriye topraklarına girilmesine rıza gösterilmesinin “Türk teklifi” olduğunu söyleyebiliriz.

Bu, Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin buralara yerleştirilmesine hazırlanılması için halihazırda bölgeyi kontrol etmekte olan SDG’nin bölgeden çıkarılması ve belki de yerel halkın yerinden edilmesi anlamına gelmektedir.

ABD Dışişleri Bakanlığının açıklamasından anlaşılacağı üzere Washington bu teklifi reddetmiş görünüyor ancak ABD’nin tek taraflı bir olası Türk operasyonuna sahada cevap verecek seviyede bu fikre karşı olup olmadığı net değildir.

Washington ile Ankara arasındaki aktif diplomatik kanalların tıkandığı şu dönemde ABD’nin ne yapacağını önceden tahmin edemeyiz. Meseleye Moskova açısından bakıldığında, Ukrayna’da battığı savaş meydanıyla meşgul olan Putin, Ankara’nın Finlandiya ve İsveç hususunda kendisine uzattığı ‘havuca’ karşılık Türklerin Suriye ile alakalı hırslarını görmezden gelebilir.

Tüm bu gelişmelerin, Türkiye’de yaklaşmakta olan seçimlerin beraberinde getirdiği dahili güç mücadelelerinin cereyan ettiği bir dönemde yaşanmakta olduğunu hatırlatmakta fayda var zira hükümet bu yeni Suriye operasyonunun Türkiye’de her geçen gün daha kötüye gitmekte olan ekonomik durumun üstünü örtmesini ummaktadır.


Middle East Monitor'de yayınlanan bu görüş yazısı Mepa News okurları için Türkçeleştirilmiştir. Yazıdaki ifadeler Mepa News'in ediyöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı toplam 1156 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.
1 Yorum