1. ANALİZ

  2. Trump'ın kanlı planı: ABD Filistin'i Sina Yarımadası'na taşıyacak
Trump'ın kanlı planı: ABD Filistin'i Sina Yarımadası'na taşıyacak

Trump'ın kanlı planı: ABD Filistin'i Sina Yarımadası'na taşıyacak

"Sina Yarımadası bunun yerine Mısır yönetimi altında kalacak, Filistinlilerin çalışmasına ve yerleşmesine izin verilip, onlara iş olanakları sağlayacak böylelikle hem Mısırlılar hem de Filistinliler için bir kalkınma olanağı getirecek bir “serbest bölge”

Mepa News | Analiz
A+A-

ABD Başkanı Donald Trump'ın Filistin ile ilgili en çok akılda kalan hamlelerinden biri kuşkusuz Yüzyılın Anlaşması planıydı.

Söz konusu plan, gerek yerel, gerekse bölgesel olarak önemli etkilere yol açtı.

Bu planın en çok etkilediği bölgelerden biri de Mısır'ın Sina Yarımadası'ydı. Trump'ın planına yardım eden Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Sina'da sivillere karşı kanlı bir savaş başlattı.

Mısırlı araştırmacı ve eski bakan Amr Darrag, Middle East Eye için yazdığı analizde Yüzyılın Anlaşması'nın Sina Yarımadası'nda yol açacağı durumu değerlendirdi.

Analiz Mepa News okurları için tercüme edildi.

*

ABD başkanının planı Sina’daki çatışmaların daha kanlı, daha yıkıcı ve daha uzun bir hale gelmesine sebep olacak.

Başkan Donald Trump’ın Manama, Bahreyn’deki “Barıştan Refaha” toplantılarına hiçbir Filistinli veya İsrailli temsilci katılmadı. Beyaz Saray tarafından “Filistin halklarına güç katacak bir vizyon” olarak tanımlanan iki günlük toplantılar, meselenin bizatihi muhatabı olan iki ülkeden siyasi bir konuşmacı çekmekten dahi aciz kaldı.

Bu toplantılar, bölge için çok daha geniş kapsamlı olarak düşünülen bir plan çerçevesinde atılmış ufak bir adımdan ibaretti. Neşriyatta kullanılan ifade “Yeni Filistin” olup, bu fikrin hayata geçirilmesi Trump’ın meşhur “Yüzyılın Anlaşması"dır.

Yeni devlet çözümü

Bahsi söz konusu olan bu anlaşmanın merkezinde, İsrail-Filistin meselesini nihayete erdirmek için sözde iki devletli çözüm anlayışından vazgeçilmesinin elzem olduğu yatmaktadır. Bu plana göre, Hristiyan ve Müslüman Arapların, Yahudilerle bir arada yaşayacağı tek bir demokratik devlet yaklaşımını muhteva eden “tek devlet çözümü” de terk edilmelidir.

Bunun gerekçesi de, anlaşmanın İsrail’in Yahudi milletinin bağımsız yurdu kimliğini tehlikeye sokacağı ve bu siyasi kurumun ırk ayrımına dayalı bir oluşuma evrilmesine neden olacağı endişesidir.

Bu yüzden, “yeni devlet çözümü” isimli yeni bir yaklaşım ortaya çıkmıştır. Şu anki halinden daha büyük bir Gazze, Batı Yakasının küçültülmüş hali ve Kudüs eteklerindeki bazı bölgeler “Yeni Filistin” adı altında Filistinlilerin yeni ve daimi yurdu olarak belirlenmektedir. Bu planın mimarı olan Trump’ın danışmanı ve damadı Jared Kushner, yaptığı açıklamalarda Filistinlilerin “kaderlerini tayin etme hakkını” hak ettiğini kabul etmiş ancak bir Filistin devletine destek vermeyi reddetmişti.

Asıl endişe verici durum ise Trump hükümetinin dahi bu planın işe yaracağına dair şüphelerinin olmasıdır. The Washington Post gazetesinin haberine göre, Devlet Bakanı Mike Pompeo ve Yahudi liderler arasında kapalı kapılar ardında gerçekleştirilen bir toplantıda, Pompeo “bazıları” planın “uygulanamaz” olduğunu ve “tepki çekeceğini” düşünebilir dedi.

Durum böyle olmasına rağmen yine de yola devam edilmektedir. Bir Filistinli liderin tabiri ile Filistin davasını “buharlaştırmaya” uğraşan Mısırlı lider Sisi bu planın merkezindeki isimdir.

Sisi, Sina Yarımadasındaki bir bölgeyi Filistinlilerin yerleşmesi için tahsis etmeye uğraşmaktadır. Gazzeli kaynaklar bu söz konusu bölgenin Mısır kontrolünde olacağını ve Refah’tan El Ariş’e kadar uzanan alanı içereceğini ifade etmektedirler.

Sisi’nin sorunu

Aralarında bir havaalanı, liman, sanayi bölgesi ve enerji istasyonları gibi birçok büyük ölçekli projelerin bulunduğu inşaat ihalelerinin açılması planlanmaktadır. Bu elbette Mısır halkına bir sadaka olarak yansıtılmayacaktır zira Mısırlıların çoğu bunu kabul etmez.

Sina Yarımadası bunun yerine Mısır yönetimi altında kalacak, Filistinlilerin çalışmasına ve yerleşmesine izin verilip, onlara iş olanakları sağlayacak böylelikle hem Mısırlılar hem de Filistinliler için bir kalkınma olanağı getirecek bir “serbest bölge” olarak pazarlanacaktır.

Ancak bu yalanın sadece görülmesi istenen tarafıdır. Ayrıca, Sisi eğer ABD hükümetinin büyük planı içindeki rolünü oynamak istiyorsa Sina’da şu anda yaşayan Mısırlılar hakkında ne yapacağını bulması gerekir.

Aslında, Sisi bu sorunu, güç kullanarak çözmeye başladı bile.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) tarafından Mayıs ayında yayımlanan raporda, bölgede çok büyük ölçekli insan hakları ihlalleri tespit edildi. Mısır ordusu son sekiz yıldır sistematik bir şekilde, tutuklamalar, kaçırmalar, işkence, zorla tahliye ve yargısız infazlarla insanlara eziyet etmektedir.

İsrail’in destek verdiği hava ve kara harekatlarında aralarında çocukların da bulunduğu çok sayıda sivil yaşamını yitirdi. Sisi, bölgede işlediği zulmün bahanesi ve kılıfı olarak “anti-terör” söylemini ortaya sürdü. HRW raporuna göre, hükümet güçleri ve milisler tarafından gerçekleştirilen insan hakları ihlalleri, insanlığa karşı suç kategorisinde değerlendirildi.

Sisi, askeri darbe ile başa geldiği günden beri Mısır halkından ne kadar nefret ettiğini dünyaya göstermek için hiçbir fırsatı kaçırmadı. Şimdi de, başkalarının çıkarları için kendi halkını daha büyük bir hevesle öldürmekten, sakat bırakmaktan ve yurdundan etmekten haz aldığını izlemekteyiz.

Bu plan Filistinliler tarafından da asla kabul edilmeyecektir. Ancak Sisi yine de, bildiğini okumaya devam etmekte ve böyle yaparak karanlığa sürüklenen Mısır’da yeni bir istikrarsızlık kaynağının oluşmasının önünü açmaktadır.

Sisi’nin kendi yarattığı bu girdap içinde, işlediği cürümlerle tanımlanan rejimi daha da gaddarlaşacaktır. Daha fazla insan boğulacak, ezilecek, nefesi kesilecek ve ölecektir. Mısır, devletin topyekun çöktüğü bir afet vaziyetine daha da yaklaşacak ve bunun etkileri hem bölgede hem de tüm dünyada hissedilecektir.

Kaosa giden yol

Bu olumsuz ahval, Batılıların savunduklarını iddia ettiği değerleri alt üst etmektedir ve bundan Batı’nın endişe duyması gerekir ancak Batı Sisi’nin hükümetinin kendilerine başka şekillerde hizmet ettiğini bildikleri için Mısır cumhurbaşkanının şiddeti bir araç olarak kullanmasına göz yummaktadır.

Benzer şekilde, Uluslararası Af Örgütü'nün savaş suçları işlediğini savunduğu Halife Hafter de Libya’da yaptıklarıyla Batı'dan herhangi bir tepki görmemekte hatta desteklenmektedir zira Batı'ya göre istikrarın en iyi garantörü bir “diktatördür.”

Ancak hem Libya hem de Mısır hızlı bir şekilde kaosa sürüklenmektedir. Topyekun bir çöküş olduğunda ise, hali hazırda yükselen milliyetçilik akımı nedeniyle zor günler geçiren kıta, bu çöküşün hemen ardından gelecek göç dalgaları nedeniyle varoluşsal bir tehditle karşıya karşıya kalacaktır.

Trump hükümeti, Fransız Emmanuel Macron hükümeti ve diğer Batılı hükümetler, Sina Yarımadası'nda insanlığa karşı suçların bizatihi ortaklarıdır.

Batı, Sisi’nin altı yıllık rejimi süresince ortaya koyduğu zalimliğin ve baskının da suç ortağıdır. Batılı güçlerin gelinen noktada, “yüzyılın anlaşmasına” açıktan veya kapalı kapılar ardında verdikleri destekten vazgeçmek ve işe yaraması mümkün olmayan, sadece Sina’yı daha büyük bir kan gölüne çevirecek bu anlaşmayı kınamak için önlerinde bir fırsat vardır.

twtbanner-001.jpg

HABERE YORUM KAT

UYARI: Hakaret içeren ve imla kurallarına dikkat edilmeden yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
İlgili Haberler