1. YAZARLAR

  2. Jason Pack

  3. Batı, Libya’nın kendini paramparça etmesinin önünü açıyor
Jason Pack

Jason Pack

Libya üzerine uzman araştırmacıYazarın Tüm Yazıları >

Batı, Libya’nın kendini paramparça etmesinin önünü açıyor

A+A-

Oturmuş kurumların olmadığı, ekonomik ve diplomatik olarak etkili olmak isteyen kesimler arasında rekabetin hala devam ettiği bir ortamda seçim çağrısı yapmak ülkeyi yeniden inşa etmeyecek, aksine yok edecektir.

Bingazi’nin 100 mil güneyinden başlayıp batıda Sirte’ye doğru 250 mil uzunluğunda kavis çizen bölge Libya’nın stratejik “petrol hilali” olarak da bilinmektedir. Bu bölgenin kontrolü 2011 yılından itibaren tam 8 kere el değiştirdi. Bugün Libyalı rakip gruplar arasında bu bölgenin kontrolü için sıcak çatışmalar tekrar başladı. Bu hattın tam ortasında Sidra ve Ras Lanuf petrol tesisleri bulunur. Libya’nın petrol altyapısının en güzide parçaları olan bu tesisler, 2014-2016 arası federal sistem yanlısı savaş ağası İbrahim Jadhran tarafından abluka altında tutulmuş ve IŞİD tarafından da iki defa saldırıya uğramıştı.

2016 yılının Eylül ayında, bu tesisler Halife Hafter’in liderliğini yaptığı "Libya Ulusal Ordusu" tarafından ele geçirildikten sonra üretime tekrar başlanılmıştı. 2017 yılının Mart ayında ise, cihad yanlısı bir grup olan "Bingazi Savunma Tugayları" tarafından sürpriz bir saldırı ile ele geçirildiyse de birkaç hafta sonra tesisler Hafter tarafından geri alınmıştı. Üretimde yaşanan bu dalgalanmalar, Libyalıların zaten kötü olan hayat standartlarını felç etti ve neredeyse bütün büyük petrol şirketlerinin risk nedeniyle alımlarını durdurmasına neden oldu.

14 Haziran’da Sidra ve Lanuf, kendisini destekleyen aşiretler, cihad yanlıları, Bingazi’den göç etmek zorunda kalanlar ve Çadlı paralı askerlerle ittfak eden Jadhran tarafından tekrar ele geçirildi. Birçok kesim tarafından destekleniyor olmasına rağmen Jadhran’ın stratejik öneme sahip bu petrol tesislerini uzun süre elinde tutamayacağı düşünülüyor zira bölgede hava kuvvetlerine erişimi olan tek isim Hafter ve 19 Haziran’da bir karşı saldırı başlatıldı bile. (Bu yazı yayınlanmadan önce almamışsa) Hafter bütün “hilali” mutlaka tekrar kontrol altına alacaktır.

Bu yazı hazırlanırken, Hafter’in sözcüsü ve Hafter yanlısı medya, Ras Lanuf’un tekrar kontrol altına alındığını, Jadhran’ın bölgeyi rezil bir şekilde terkettiğini, ittifağın dağıldığını ve Çadlı paralı askerlerden bazılarının esir alındığını iddia etti. Bu başarısızlığın en büyük sebebi hiç şüphesiz, Jadhran’ın, Hafter’in en sağlam muhalifleri olan Misrata halkını ve Trablus’u kontrol altında tutanları kendi safına çekmekte muvaffak olamamasıdır.

Jadhran, operasyon esnasında, yeri doldurulamaz nitelikteki tesislere herhangi bir zarar verilmeceğine dair söz vermişti ancak beklenildiği gibi petrol depolarının ateşe verilmesi sonucu on milyonlarca dolarlık ham petrol yok oldu ve bölgede bir çevre felaketi tehditi söz konusu, haliyle de Libya’nın geleceği biraz daha az parlak bir hal aldı.

Yaşanan şiddet olaylarının sinyalleri aslında çok önceden gelmeye başlamıştı. Bir seneyi aşkın süredir sessiz olan bölgenin tekrardan bir yangın yerine dönmesinde, Batılı devletlerin bir süre önce seçim yapılmasına dair konuşmaya başlamasıdır. Yılların tecrübeleri üzerine yazılan araştırmalar gösteriyor ki, sağlam kurumların olmadığı bir ortamda seçim yapılması her zaman çatışmaları çözmek yerine daha fazla çatışmaya yol açmıştır. Bunun böyle olması gayet normaldir zira, seçimler sonucunda kazanan tarafından ne elde edeceğini ve kaybeden tarafların hangi haklara sahip olacağını bu söz konusu kurumlar tanımlar. Bu kurumlar olmayınca da, seçim söylentileri ara verilen çatışmaların tekrar başlamasına, nihai olarak da herkesin gücü ele geçirmek için birbirinin boğazına sarıldığı tam bir kaos ortamına sebep olur.

O halde, Batılı devletler neden tekrar ve tekrar aynı hatayı işliyorlar? İyimser kesim, naif bir şekilde “seçimler demokrasinin gereğidir ve mutlaka yapılması gerekir” diyecek ve durumu Batı'nın demokrasiyi yayma isteğine bağlayacaktır. Bazı durumlarda bu görüş geçerli olabilir. Ancak mesele “Batı'nın Libya diplomasisi” olunca sorunun cevabı çok daha sinsi bir amaç halini alıyor.

(Büyük Orta Doğu’da uzun yıllardır etki sahibi olmak için mücadele eden) ABD, İngiltere ve Rusya gibi büyük güçler genellikle Libya’yı domine etmek gibi bir yol izlemez. Fransa, İtalya ve bilumum orta ölçekli güçlerin ise Libya’yı ele geçirmek için kendine has jeostratejik nedenleri vardır. Fransa’nın 2017’den bu yana seçimler ile alakalı yüsek seviyede isimlerin katıldığı bir çok zirveyi ilk elden sevk ve idare etmesi, normal şartlar altında kısıtlı bir etkiye sahip olduğu ülkeyi kontrol altına alabilmek için oynadığı bir kumar olarak algılanıyor.

Fransa, Libya ile alakalı ilk konferansı da geçtiğimiz Temmuz ayında gerçekleştirdi. Bu Mayıs ayında, Fransızca konuşan (Fransız yanlısı) BM özel temsilcisi Ghassan Salame daha önce açıkladığı “Libya yol haritasını” taktiksel bir biçimde fesih etmişti. BM himayesinde gerçekleştirilecek bu yol haritasına göre iki ayaklı plana göre, ilk safhada seçimlerin yapılabilmesi için gerekli şartlar sağlanacak, daha sonra da 2015 Libya Siyasal Anlaşması üzerinde bazı değişiklikler yapılması ve ulusal bir konferans tertip edilmesi sağlanacaktı.

Bu yol haritasının bir kenara atılmasının hemen ardından, Libyalı büyük çıkar gruplarını temsil eden isimler Paris’te gerçekleştirilen zirvede bir araya geldi. Ama nedense, alelacele toplanan bu diplomatik girişim esnasında hem Fransa hem de BM, söz konusu seçimlerin yönetilmesinde kullanılacak hukiki çerçeveyi bir başka deyişle oyunun kurallarını belirlemeyi unuttular. Ne Libyalılar ne de dünyanın siyasi başkentleri yapılacak seçimlerin meclis seçimleri mi yoksa başkanlık seçimleri mi olacağını bilmiyor. Aynı şekilde, teknik olarak hala üzerine referandum yapılması gereken anayasa taslağına ne olduğu da meçhul.

Fransızlar hala ne açıklanmaya muhtaç bu meseleler hakkında bir yorum ne de kendilerinin “tarafsız bir arabulucu” olduğunu deklare eden bir açıklama yapma gereği görmüyor. François Hollande’ın başkan olduğu dönemde o zamanki Savunma Bakanı Jean-Yve Le Drian üzerinden Hafter ile sıkı ilişkiler tesis edildi.

Emmanuel Macron 2017 yılının Mayıs ayında başkan olmasının hemen ardından tecrübeli bir isim olan Le Drian’a Dışişleri Bakanlığını vermişti. En saygın uzmanların görüşüne göre bu hareket ile Fransa, Hafter üzerine oynadığı kumarda bahsi iki katına çıkardı. Böylece, Fransa, Libya’daki çıkarları Mısır, BAE ve Rusya ile paralel olan tek Batılı devlet haline geldi.

Daha önce Libya’yı kontrol altına almak isteyenlerin otokrasi yanlısı adayları desteklediği bir strateji yerine Fransa, Hafter’i düşmanlarına karşı destekleme üzerinden değil, diğer uluslararası rakiplerini sürpriz zirveler ve sahadaki gerçekleri kabul eden açıklamalarla hazırlıksız bir şekilde yakalamak üzerinden etki alanını oluşturmaya çalışıyor.

Fransa kendisine has metodu ile seçimlerin zaman çizelgesi üzerinde aleni şekilde oynayarak, sonuçların kendi istediği biçimde şekillenmesini hedefliyor.

Macron’un geçtiğimiz Mayıs ayında Paris’te düzenlediği zirvenin Hafter ismine daha da meşruiyet kattığı ve olası bir seçimde en favori aday olmasını sağladığı aşikardır. Tabi ki, kamuyouna yapılacağı duyurulduğu tarihe kadar bu zirve hakkında kendilerine bilgi verilmeyen Londra, Washington, Roma ve Fransa’nın diğer müttefikleri anlaşılır bir şekilde bu durumdan ziyadesiyle rahatsız oldu.

Özellikle de geçtiğimiz Ekim ayında Hafter’i ağırlayan İtalyanlar bu duruma çok sinirlendi. Libya’nın sosyal medya platformlarında, “petrol hilali” üzerinde yaşanan çatışmaların Fransızlarla İtalyanlar arasında cereyan eden bu gerilimin yansıması olduğuna dair çok sayıda iddia dolaşıyor. Fransız ve İtalyan şirketlerin Libya’nın gaz rezervlerine en çok yatırım yapan birinci ve ikinci kesim olması da göz önünde bulundurulursa mesele bir nebze daha iyi anlaşılıyor.

İtalyan halkı eskiden sömürgesi olan bu topraklardaki çatışmaları daha çok “göç meselesi” üzerinden değerlendirmektedir. Sonuç olarak da, İtalyan siyasiler göç karşıtı bir tavır takınmak zorunda kalıyor. Afrika alt kıtasından gelecek mültecilerin kendi kıyılarına ulaşmasını engellemek adına Libya’daki diğer aktörler, siyasiler ve silahlı grupların liderleri ile güvenlik üzerine ilişkiler tesis ediliyor.

Diğer taraftan, 2011’den beridir farklı cenahlara mensub Fransız siyasiler, Libya meselesinde Gaulist (Charles de Gaul’e ithafen) “iyi niyetlerini” ülkede at oynatan uluslarlararası lider aktör olunması ile sağlamlaştıracak bir tavır izlenilmesi üzerinde mutabık. Fransızlar ayrıca, Brexit ile elleri dolu olan bir İngiltere ve Trump hükümeti ile dengeleri bozulan bir ABD’den doğan fırsattan yararlanarak bu iki güç arasından sıyrılıp Libya’da lider aktör olunması halinde ülkelerini uzun zamandır geride kaldıkları  yarışa tekrar dahil etme niyetindeler.

Mayıs ayında Bingazi Müdafaa Tugayları’nın Tamanhint’te bir hava üssüne saldırmasının ardından gelen Jadhran’ın saldırıları, Fransanın hamisi olduğu Hafter’e biraz zarar verse de hem Libyalı hem de uluslararası aktörler bu yaşanan şiddet olaylarından şimdilik yüzünü başka tarafa çeviriyor yani bir nevi bu ortamın oluşmasına izin veriliyor. Fransa dahil bütün uluslararası aktörler, petrol hilaline yapılacak bu saldırılardan haftalar öncesinden haberdar olmasına rağmen, saldırıların yaşanmaması için net bir mesaj göndermemeyi tercih etti. Söylenilenlere göre, Hafter muhalif güçlerin bir hazırlık içinde olduğunu saldırılardan üç hafta önce biliyordu.

Fransa bu süreçte, “tarafsız” olduğu izlenimini cilalamakla meşgulken, güvenilir sosyal medya kaynaklarından gelen bilgilere göre Batılı devletlerin durumdan haberinin olmaması ihtimali sıfırdır. Yapılan açıklamalara göre, bütün büyük uluslararası güçler Libya’nın petrol altyapısının muhafaza edilmesi noktasında aynı fikirdeydi zira Libya’nın içinde bulunduğu mali buhrandan çıkışının tek yolu petrol üretiminin artarak devam etmesidir.Aynı zamanda, bir defa zarar görmesi halinde bu tesislerin onarılması için ne güvenli bir ortamın olduğu ne de Libyalıların yeterli ekipman ve bilgiye sahip olduğu iddia edilemez. 

Ancak, Libya’da en fazla saygı duyulan ve meselede en tarafsız tavıra sahip ülkeler olan ABD ve İngiltere bir kez daha ülkeyi ve halkını hayal kırıklığına uğrattı. Jadhran’ın saldırı için hazırlık yaptığı istihbaratının alınmasının hemen ardından Washington ve Londra’nın, son derece değerli petrol tesislerini korumak adına sağlam bir hareket planı oluşturmalı, ilaveten de buralara saldıran her kim olursa olsun misli ile karşılık göreceğini bildiren bir açıklama yapmalıydı. Herkes biliyor ki, üzerinden zaman geçmiş olan açıklamalar yeni bir döneme girildiğinde, tekrar kan dökülmesini ve petrol yangınlarını engellemez.

Paradoks oluşturacak bir şekilde, yaşanan çatışmaların ve petrol tesislerinin sürekli el değiştirmesinin aslında kimseye faydası yok zira uluslararası şirketlerin ithal ettiği petrol için ödediği paralar böyle bir ortamda durur. Libya Ulusal Petrol Şirketi ile Libya ham petrolünün üretilmesi, satın alınmas ve nakledilmesi ile alakalı imzalanan bütün anlaşmalara göre yapılan bütün ödemelerin Trablus’daki Libya Merkez Bankası üzerinden yapılması garanti altındadır. Ancak ne olursa olsun, birçok grup petrol hilalinin kontrolü için hala arzulu zira buraya hakim olan, “muslukları kapatırım” tehditinin getirdiği siyasi koza da sahip olmaktadır.

Hafter bu kozu hiç kullanmadı ve (son birkaç ayda IŞİD tarafından gerçekleştirilen saldırıların yaşandığı dönemler hariç) petrol çıkarılmasına devam edildi. Ancak, 2014-2016 yılları arasında uyguladığı kuşatma nedeniyle Libya’ya 100 milyar dolar petrol geliri zararı veren ve elinde bulundurduğu kozu sürekli olarak daha iyi bir makam için ortaya süren Jadhran için aynı şeyi söylemek mümkün değildir.

Trajik olan aslında bütün bunların daha önce de yaşanmış olmasıdır. 2014 yazında yapılan meclis seçimlerinde kaybeden İslamcılar ve Misratalılar sonuçları kabul etmediler ve haftalar süren boşluğun ardından Trablus Uluslararası Havaalanını ele geçirip kendi muhalif hükümetlerini kurdular.

Eğer ABD ve İngiltere’nin öncülük ettiği ve Kuzey Avrupa ülkelerinin de iştirak ettiği bir girişimle Libya için anahtar öneme sahip petrol altyapısının korunması garanti altına alınmış olsaydı, herkesin birbirine girdiği bu çatışma ortamı hiç oluşmadan engellenebilirdi.

Artık geçmiş hatalardan ders çıkarma vaktidir. ABD ve İngiltere, Libya’da yapılacak seçimlerin bir kez daha “kazanan herşeyi alır” bahsine dönüşmesine izin vermemelidir.

Demokrasi çağrısı yapan ucuz konuşmalar yerine, Washington ve Londra’daki tecrübeli diplomatlar Libya’da “sıfır toplam” mentalitesiyle devam eden oyunun kurallarını düzeltici adımlar atmalıdır. Yani kazanan tarafın, kaybeden tarafı marjinalleştirilmesine ve bütün köşe başlarını tutmasına müsaade edilmemelidir.

Libya’nın can alıcı öneme sahip fiziksel altyapısını, yani elektrik, su ve petrol altyapılarını koruma altına alacak sağlam sözler verilmesinin ve de alanına hakim birkaç cesur Libyalı diplomatın “acı ilaç” niteliğindeki mali reformları uygulamaya sokmasının zamanı çoktan geldi de geçiyor.

Bu önlemlerin alınmaması halinde en azimli Libyalı aktörler dahi ülkelerinin bağımsız kaynaklarını kuşlara yem olmaktan kurtaramayacaktır. Bu insanlar çok iyi biliyorlar ki, memleketleri için ellerini taşın altına koydukları anda, artık kime hizmet ettiği belli olmayan ve hali hazırdaki statükonun devam etmesinden nemalanan milisler o taşı kaldırıp, o ellere vururlar.

Jason Pack'in Privacy Policy'de yayınlanan bu makalesi Mepa News okuyucuları için tercüme edilmiştir.

Bu yazı toplam 3540 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Hakaret içeren ve imla kurallarına dikkat edilmeden yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.