İslam alemini yöneten rejimlerin gerçek yüzü ne?
Tarih boyunca ümmetin karşısında düşmanlarla münafıkların oluşturduğu böylesine bir ittifakın bir araya geldiği başka bir dönem olmadı. Öyle ki hangisinin daha doğru bir tanımlama olduğunu kestiremiyorsunuz: Düşman bizim derimizi giydi, dilimizi konuşmaya başladı mı demeli, yoksa düşmanın ruhu ve aklı içimizden bazılarının içine girdi, renkleri ve dilleri farklı olsa da nefiste, akılda, ruhta ve duyguda bir oldular mı demeli?
Bizdenmiş gibi görünen ancak bütünüyle düşman olan rejimlerin yönetimi altındayız. Bu rejimler, Mısır'da Kavalalı Mehmed Ali Paşa'dan bu yana her zaman Batı'nın temsilcisi ve çıkarlarının bekçisi olarak var oldular. Bu model, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Arap dünyasının geneline yayıldı. Öyle ki bugün yerel bir rejimi kendi toplumunun doğal ürünü veya İslam ümmetinin gerçek bir ifadesi olarak göstermek oldukça güç hale geldi. Geçen yüzyıl boyunca ortaya çıkan sonuçlar, bu rejimlerin İslam toplumunu parçalama ve dönüştürme konusunda doğrudan işgalden daha etkili bir rol oynadığını, üstelik bunu işgalin kendisinden çok daha düşük bir maliyetle gerçekleştirdiğini gösterdi.
Bu konuda o kadar çok konuştum ki insanlar benden usandı. Ben de susup artık konuşmamaya karar verdim. Bu yazıda yalnızca bu ittifakın mensuplarının bizzat söyledikleri bazı sözleri aktarmakla yetineceğim. Bunları kendi kitap ve raporlarından, baskı ve sayfa numaralarıyla belgeledim ki üzerimde bir sorumluluk kalmasın ve helak olan da açık bir delil üzere helak olsun. Burada aktardıklarım yalnızca seçilmiş birkaç parçadır. Bunların tamamını derlemek için ayrıca çalışılsa birçok cildi doldurur.
Batılıların yerel, laik ve baskıcı yönetimleri desteklemesi ve güçlendirmesinin nasıl kalıcı bir politikaya dönüştüğüne dair şu örneklere bakın:
ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı ve Amerikan siyasetinin önde gelen isimlerinden Henry Kissinger, hatıratında Kara Eylül olayları sırasında Kral Hüseyin rejimini ayakta tutmak için Amerikalıların müdahale tehdidinde bulunmasını şöyle anlatır:
"Bizim en yararlı rolümüz, kuvvetlerimizi hızla ve güçlü biçimde Akdeniz'e sevk etmek ve krala güçlü destek vermekti. Bakanlıklara talimatlar göndererek karşılaşılması muhtemel durumlara yönelik ayrıntılı askeri ve diplomatik planlar hazırlamalarını istedim. Bunlar, Ürdün kuvvetlerine teçhizat sağlanması, Hüseyin'i desteklemek üzere Amerikan hava veya kara saldırısı düzenlenmesi ya da onu desteklemek amacıyla İsrail'in hava veya kara saldırısına Amerikan onayı verilmesiydi."1
Netanyahu da hatıratında şöyle der:
"İlk kez karşılaştık. Ona (Kral Hüseyin'e), Ürdün Haşimi Krallığı'nın varlığını sürdürmesinin İsrail açısından hayati bir çıkar olduğunu ve gerekirse onun düşmesini engellemek için ordularımızı harekete geçireceğimizi vurguladım."2
Bu tür itirafları Arap liderlerin kendi hatıratlarında da bulmak mümkündür. Ürdün Kralı Hüseyin bin Talal, "Krallık Mesleğim" adlı hatıratında birçok olayda rejimini ayakta tutmak için ABD ve İngiltere'den yardım istediğini ve onların da bu yardımı esirgemediğini anlatır:
"İngilizler ve Amerikalılar bizi unutmadı. Bizi yalnızca sözle ve Birleşmiş Milletler'de oy vererek desteklemekle kalmadılar, bize silah ve teçhizat da gönderdiler. Akabe'deki limanımıza çok büyük miktarlarda silah ulaştırdılar."3
Bu çevreler sözleri süsleme, gerçeği örtme ve aldatma konusunda mahir olduklarından, bu ihanet anlamlarını "güvenlik ve istikrarı desteklemek", "aşırılık ve terörle mücadele", "hayati çıkarları güvence altına almak" gibi ifadelerle örterler. Oysa bütün bunlarla yalnızca kendi güvenliklerini, kendi çıkarlarını ve nüfuzlarını tehdit edenlerle mücadeleyi kastederler. Nitekim siyaset bilimi literatüründe "başarısız devlet" diye bir kavram yerleşmiştir. Gerçekte bunun anlamı şudur: Kendi halkını kontrol etmekte başarısız olan devlet, dolayısıyla yabancı çıkarları korumakta da başarısız olan devlet! Şu örneklere bakın:
ABD Ulusal Güvenlik Danışmanlığı ve Dışişleri Bakanlığı görevlerinde bulunan Condoleezza Rice şöyle demiştir:
"Zayıf ve başarısız devletler ABD için ciddi bir güvenlik tehdidi oluşturur. Sınırlarını kontrol edemezler ve teröristler için güvenli sığınak haline gelebilirler. Bu nedenle onları yeniden inşa etmek hem büyük hem de önemli bir görevdir."4
Henry Kissinger da "Dünya Düzeni" adlı kitabında şöyle yazar:
"Devletler bütünüyle yönetilemediğinde uluslararası veya bölgesel düzenin kendisi çözülmeye başlar. Hukuksuzluğu çağrıştıran boş alanlar haritanın bazı bölümlerine hakim olur. Herhangi bir devletin çökmesi, topraklarını terör için bir üs haline getirebilir."5
Ünlü Amerikalı diplomat Zalmay Khalilzad ise hatıratının sonunda Amerikan politikasının nasıl olması gerektiğini anlatırken şöyle der:
"Bölgesel çatışmalar, mezhep savaşları ve Ortadoğu'daki devlet düzeninin çöküşü günümüzün en büyük ve en zor sorunlarını oluşturmaktadır. Bence temel çözümler, bölgesel güç dengesini teşvik etmek, ılımlı ve ilerici devletleri güçlendirmektir. Bu alandaki ilk adım, Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya'daki dostlarımızı ve ortaklarımızı güçlendirmek olmalıdır. ABD kendisini terörle mücadele çabalarını sürdürmek zorunda bulmaktadır. Ancak teröre ve aşırılığa karşı koyan yerel güçleri harekete geçirmeye daha fazla odaklanmalıdır."6
Yerel rejimlerin rolü, güvenlik durumuna ve isyanla mücadeleye ilişkin raporlarda da giderek daha fazla öne çıkmaktadır. Buradaki "isyan", söz konusu ortam Müslüman toplumlar olduğunda İslami isyandır. Buna dair örnekler şunlardır:
ABD hükümetinin İsyanla Mücadele Kılavuzu'nda şöyle denir:
"ABD'nin isyanla mücadele tecrübeleri bazı varsayımlara dayanır. Bunlardan biri, isyanı yenilgiye uğratacak belirleyici çabaların nadiren askeri olmasıdır (güvenlik başarı için temel şart olsa da). Bu nedenle ABD'nin çabaları, halka hizmet edecek yerel ve ulusal hükümet yapıları oluşturmaya yönelmeli ve zaman içinde bu yapılar yabancı ortakların yürüttüğü çabaların yerini almalıdır."7
Yine şöyle denir:
"ABD hükümeti belirli bir isyanla mücadeleye katılmaya karar verirse, politika yapıcılar en uygun müdahale biçimini kullanacak hassas bir denge kurmaya çalışmalıdır. Müdahale daha sakin, daha az kaba ve daha az müdahaleci görünmeli, aynı zamanda istenen etkiyi oluşturma ihtimali yüksek olmalıdır. Etkilenen hükümetin egemenliği korunmalıdır. Müdahalenin aşırı seviyeye çıkarılması ters sonuç verebilir (tarihsel olarak ABD'nin en başarılı müdahalelerinden bazıları dolaylı ve sınırlı müdahaleler olmuştur). ABD yardım etmeyi taahhüt ettiğinde, etkilenen hükümet ve diğer koalisyon ortaklarıyla en iyi iş birliği biçimleri üzerinden bir isyanla mücadele stratejisi oluşturulmalıdır. Çünkü bunların erken aşamada sürece dahil edilmesi hedefler, kabiliyetler ve kültür bakımından operasyonel düzeydeki farklılıkların etkisini azaltmaya yardımcı olabilir."7
ABD ordusunun İsyanla Mücadele Saha Kılavuzu'nda ise şöyle denir:
"İsyanla mücadele operasyonlarında Amerikan kuvvetleri genellikle yerel halka veya ev sahibi devlete bağlı güvenlik güçleriyle birlikte çalışır. Başka ülkelere ait birçok askeri güç, isyanla mücadele çabaları açısından özel önem taşıyabilecek kültürel arka planlar, tarihsel deneyimler ve başka imkanlar getirir."8
Yine şöyle denir:
"ABD hükümet kurumları ve uluslararası kuruluşlar nadiren bütün isyanla mücadele görevlerini yerine getirecek kaynak ve imkanlara sahiptir. Başarı, mevcut kaynaklarla gerekli görevleri yapmaya hazır, şartlara uyum sağlayabilen liderler gerektirir. Bu liderler uzun vadeli güvenliğin yalnızca askeri güçle sağlanamayacağını bilir. Bunun için bütün ortakların yerel halkı desteklemek ve ev sahibi ülkenin hükümetine meşruiyet kazandırmak amacıyla çabalarını bütünleşik ve dengeli biçimde uygulaması gerekir."8
Ayrıca şöyle denir:
"Bütün bu görevleri yerine getirmenin anahtarı, ev sahibi ülkede etkili bir güvenlik gücü geliştirmektir. Bazı durumlarda Amerikan kuvvetleri isyancılarla doğrudan savaşırken aynı zamanda ev sahibi ülkenin kendi güvenlik kuvvetlerini kurmasına yardımcı olabilir."8
CIA'nin İsyan Analizi Kılavuzu'nda da şöyle denir:
"İsyanla mücadele, hükümet güçlerini desteklemek amacıyla kendi gözetimi altındaki milisler gibi yerel güçlerin kullanılmasından yararlanabilir. Özellikle istihbarat toplamak ve sabit savunma sağlamak bakımından. Yabancı isyanla mücadele komutanlığı, sorumluluklarını nihayetinde ulusal kuvvetlere devretmelidir."9
Birçok Batılı güvenlik kaynağı, Arap rejimlerinin bazen "terörle mücadele" yöntemlerinde Batılıların kendilerinden ders aldığı birer öğretmene dönüştüğüne işaret etmektedir. Bunun örneklerinden birini, ABD'nin önde gelen terörle mücadele yetkililerinden Henry Crumpton "Casusluk Sanatı" adlı kitabında aktarır. Crumpton, psikologlar, analistler ve personel temin uzmanlarından oluşan bir ekip kurduktan sonra hala bir şeylerin eksik olduğunu fark ettiğini anlatır ve şöyle der:
"Daha kapsamlı bir uzmanlığa ve daha büyük bir tecrübeye ihtiyacımız vardı. Müttefik bir Arap istihbarat servisinden bize bir eğitmen göndermesini istedim. Gizli servisteki bazı kişiler, kendi yeteneklerimize yönelik yersiz bir kibri yansıtacak biçimde bundan rahatsız oldular. Ben de dünyanın her yerindeki irtibat servislerini eğittiğimizi, öyleyse eğittiklerimizden bazılarından neden faydalanmayacağımızı savundum. Arap müttefikimiz lütfedip kabul etti ve bize eğitim vermesi ve programımızı geliştirmemize yardımcı olması için en deneyimli terörle mücadele subaylarından birini gönderdi."10
Bunun yanında, Arap rejimlerinin Batılı güvenlik kurumları adına şüphelilere işkence edilmesinde rol oynadığı artık bilinen ve doğrulanmış bir husustur. Özellikle Mısır, Ürdün, Suriye ve Fas'taki güvenlik kurumları bu konuda öne çıkmıştır.
Şimdi hala kendi ülkelerimizde durumumuzun neden bu hale geldiğini sormaya veya buna şaşırmaya ihtiyacımız var mı?
Dipnotlar
1 - Henry Kissinger, Henry Kissinger'ın Hatıraları, çev. Atıf Ahmed İmran, 1. baskı (Amman: El-Ehliyye Yayın ve Dağıtım, 2005), c. 1, s. 549-550, özetlenerek.
2 - Binyamin Netanyahu, BIBI: My Story, 3. baskı (New York, Ekim 2022), s. 296.
3 - Kral Hüseyin, Krallık Mesleğim, çev. Galib Tukan (yayın yeri yok: Arap Basım ve Yayın Şirketi, 1978), s. 207.
4 - Condoleezza Rice, En Yüce Şeref Mertebeleri: Washington'daki Yıllarımdan Hatıralar, çev. Velid Şehade (Beyrut: Dar el-Kitab el-Arabi, Mayıs 2012), s. 139.
5 - Henry Kissinger, Dünya Düzeni: Milletlerin Öncüleri ve Tarihin Seyri Üzerine Düşünceler, çev. Dr. Fadıl Cetker, 1. baskı (Beyrut: Dar el-Kitab el-Arabi, 2015), s. 146.
6 - Zalmay Khalilzad, Büyükelçi: Kabil'den Beyaz Saray'a - Çalkantılı Bir Dünyadaki Yolculuğum, çev. Bessam Şiha ve Said el-Haseniyye (Beyrut: Ed-Dar el-Arabiyye lil-Ulum Naşirun, Kasım 2017), s. 448.
7 - ABD Hükümetinin İsyanla Mücadele Kılavuzu, çev. Halid Ahmed ve Ahmed Mevlana (İstanbul: Mısır Araştırmaları Enstitüsü, 28 Mart 2018), s. 5, 9.
8 - David Petraeus ve James F. Amos, ABD Ordusunun İsyanla Mücadele Saha Kılavuzu, çev. Ahmed Mevlana (Stratejik Düşünceyi Geliştirme Merkezi, 2019), s. 91, 98, 254.
9 - CIA'nın İsyan Analizi Kılavuzu, çev. Ahmed Mevlana (Hazım Stratejik Araştırmalar Çeviri Merkezi, Nisan 2008), s. 36.
10 - Henry Crumpton, Casusluk Sanatı: CIA'in Gizli Servisi, çev. Antoine Basil, 1. baskı (Beyrut: Şirket el-Matbuat, 2014), s. 163.
Yazarın kişisel bloğunda yayınlanan bu değerlendirme Mepa News okurları için Türkçeleştirilmiştir. Değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.