Muhammed Eyüp

Muhammed Eyüp

Küresel medyanın algı yönetimi ve Müslüman medyanın önemi

Küresel medyanın algı yönetimi ve Müslüman medyanın önemi

İnsanoğlu, hikayesi Allah azze ve celle'ye iman etmekle şeytanın aldatmalarına kanmak arasında gidip gelen bir varlıktır. Bu hikâyede insan, Allah'a imanın gereğini yaptıkça hakka, şeytanın vesveselerine kapıldıkça batıla doğru yol alır. Esasen insanın sapkınlığında, kendi nefsinin şerri ve şeytanın verdiği vesvese temelde yer alır.

İnsanoğlunun sapması ve saptırılması ezelden beri şeytanın ve onun askerlerinin asli meselesi olmuştur. Bu, Kur'an-ı Kerim'de şu şekilde ifade edilmektedir:

"İblîs dedi ki: 'Bundan böyle benim sapmama izin vermene karşılık, ant içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım. Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın.' Allah buyurdu: 'Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım!'" (Araf Suresi, 16-18'inci ayetler)

Şeytan ve askerlerinin insanoğlunu saptırmaya dair üstlendikleri bu misyon, insanın yaratıldığı zamandan bugüne hiç değişmemiştir. Bugün de şeytanın askerleri, insanları Allah azze ve celle'nin yolundan saptırmak için var güçleriyle uğraşmaktadır.

Şüphesiz, günümüzde insanoğlunu saptırmaya yönelik projelerin en dikkat çekicisi, şeytanın askerlerinin uyguladığı algı yönetimi ve manipülasyon uygulamalarıdır. Bu uygulamalar günümüzde şeytanın vesvese ve fitnesinin yayılmasında, insanların haktan saptırılmasında ve batıl yollara sevk edilmesinde sıklıkla kullanılmaktadır. Bilhassa günümüz firavunlarının sihirbazları misali Müslümanları aldatmaya, onları sahte ilahlara, tağutlara kul etmeye çalışan medya vasıtaları, söz konusu algı ve manipülasyon yöntemlerini sıklıkla kullanmaktadır.

Öyleyse bu denli hayati bir husus olan bu meseleyi daha yakından ele almamız icap eder.

Algı yönetimi ve manipülasyon nedir?

Üzerinde duracağımız bu kavramların detaylarına inmeden önce, her iki kelimenin de sözlük anlamlarını izah ederek ve kavrayarak işe başlayacağız.

Algı, bir diğer ifadeyle idrak, insanoğlunun karşısına çıkan meseleleri, kavramları, olayları anlaması manasına gelmektedir. Manipülasyon ise Fransızca "elle düzeltme" kökeninden gelen ve "yönlendirme, bilgileri değiştirme" anlamlarını taşıyan bir kelimedir.

Bu noktada "algı yönetimi" ifadesiyle kastedilen şey, insanın karşısına çıkan herhangi bir meseleyi yahut kavramı anlama biçiminin yönlendirilmesidir. Bildiğimiz üzere insan, anlama süreci oldukça karmaşık olan ve gerek psikolojik gerekse sosyolojik birçok değişkenden yakinen etkilenen bir varlıktır. Örneğin içerisinde bulunduğumuz çağda insanların aldıkları eğitim ve sürekli olarak karşı karşıya kaldıkları ahlaki dejenerasyon, onları şerli olan işleri normal, ahlaklı olan davranışları ise abartılı görmeye itmektedir. Bu açıdan insanların algısı, çağın kavramlarını norm ve ilke kabul edecek şekilde yönetilmiş, ifsat edilmiştir.

Manipülasyon ile kastedilen husus da bu durumla benzerlik arz etmektedir. Algı yönetimine hizmet etmesi amacıyla bilgilerin çarpıtılarak, aslından uzaklaştırılarak insanlara sunulması uygulamasına "manipülasyon" adı verilmektedir.

Algı yönetimi ve manipülasyonun hedefleri nelerdir?

Algı yönetimi ve manipülasyon gibi uygulamaların hedeflerini anlamak için öncelikle içerisinde bulunduğumuz dünyayı, dünyayı yöneten mevcut sistemi ve bu sistemin hedeflerini doğru okumamız anlamlandırmamız gerekmektedir.

Bizlerin kendimizi içerisinde bulduğumuz söz konusu çağın siyasi kökleri 20'nci yüzyıl başlarında tam anlamıyla şekillenmeye başlamıştır. Batı Avrupa ve Kuzey Amerika merkez olmak üzere dünyanın egemen güçleri, kendi iktidarlarını sağlayacak ve dünyayı şiddet kullanarak kontrol altına alacak bir düzenin temellerini atmış, yeni bir çağ kurgulamıştır. Bu kurgulama sürecinin arkasında elbette çağın egemen güçleri olan çeşitli devletler yer almıştır. Fakat bu devletlerin gücü yalnızca siyasi ve bürokratik kademelerinden ibaret değildir. Buna ek olarak söz konusu güce çeşitli servet sahiplerinin, faizci bankerlerin, silah tüccarlarının, tütün ve uyuşturucu baronlarının, petrol ve diğer enerji kaynaklarına sahip olan zenginlerin, ilaç ve sağlık tekeli kuran zümrelerin güç ve etkisi de eklemlenmiştir.

Bu açıdan mevcut sistemi, çıkarları birbirleriyle sıkı sıkıya bağlı olan bir tür iktisadi, siyasi ve askeri güçler bütünü olarak algılamak gerekir. Sistemin kurucu unsurları arasında rekabet olmakla birlikte bu rekabet bir düşmanlık değildir ve söz konusu unsurlar tüm dünyayı bir pazar haline getirmek için ciddi bir çıkar ortaklığı içerisindedir. Bu çıkar ortaklığı, ortaklarına hem siyasi hem iktisadi hem de insani güç bahşetmektedir. Sistemin parçalarından kimisi arzuladığı siyasi otoriteyi, kimi parasal gücü, kimiyse dünyevi hazları elde etmektedir.

İşte algı yönetimi ve manipülasyon da bu noktada devreye girer. Söz konusu çıkar ortaklığının tarafları, dünyanın belki de sadece yüzde 5'lik bir kesimini oluşturmaktadır. Bu taraflar kendi çıkarlarının devamını sağlamak için dünyanın geriye kalan yüzde 95'lik kesimini kontrol altında tutmak ve onlara yön vermek durumundadır. Yüzde 95'lik kitle -ki bunların ciddi bir çoğunluğu Müslümanlar başta olmak üzere dünyanın mustazaf halklarıdır- kontrol altında tutulmalıdır. Bu kitlenin sevinçlerine, öfkelerine, arzularına, ihtiyaçlarına, sorularına, cevaplarına yön verilmelidir. Bu kitlenin dünya sistemine karşı isyanlarına dahi yön verilmelidir ki kendileri mücadele ettiklerini zannederken aslında sistemin sahiplerine hiçbir zarar veremeyecek yollarda yürüyüp dursunlar.

Bu bakımdan, algı yönetimi ve manipülasyonla güdülen amaçları iki temel çıkar arayışı üzerine inşa etmek mümkündür ki diğer tüm çıkarlar da bunların içerisinden zuhur etmektedir:

- İktisadi çıkar: Dünyanın tamamını bir pazar haline getirecek şekilde çokuluslu şirketlerin etki alanına açık hale getirmek. Bu farklı yollarla olabilir ki en öne çıkanı insanlara ihtiyaçları olmayan şeyleri satmak için onları reklam bombardımanına tutmaktır. Arz-talep dengesi üzerine bina edilmiş ticari denklemde tüketicinin talebini kontrol ederek arzı, dolayısıyla satışı ve kazancı artırmak için, tüketicilerin bilinçleri manipüle edilmektedir. Bugün Müslümanlar da dahil olmak üzere dünya halkları ciddi bir lüks tüketimle mevcut küresel sistemi beslemektedir.

- Siyasi çıkar: İnsan hiçbir zaman gücün tek bir unsuruyla yetinebilen bir varlık değildir. Bu açıdan, zenginleşen hiçbir kesim servet sahibi olmakla yetinerek insanları yönetmekten el etek çekmez. Fransız Devrimi ve sonrasına ulaşarak krallarla rahiplerin otoritesine son veren süreçte, zenginleşen burjuvanın rolü iyi anlaşılmalıdır. Ticaret olanaklarını kullanarak servet edinen burjuva kesimleri, bu servetlerine rağmen siyasi arenada hiçbir güce sahip değillerdi. Ancak devrimler sonrasında mümkün hale gelen sözde "halk iktidarıyla" kralların yok olması, burjuvaya asla sahip olamayacakları siyasi otoriteyi bahşetmiş oldu. Bu açıdan dünya sistemini oluşturan kesimlerin amaçladıkları bir diğer husus, insanların algılarını yöneterek ve manipüle ederek, onları yönetilmeye açık kitleler haline getirmektir.

Yöntemleri nelerdir?

İktisadi ve siyasi çıkarları elde etmek için gerçekleştirilen algı yönetimi ve manipülasyonun birçok yöntemi vardır. Bu yöntemlerin kullanılma sahası ise kitle iletişim araçları, eğitim vasıtaları ve medyadır.

Algı yönetimi ve manipülasyonu genel ve özel olmak üzere iki kategoriye ayırmamız mümkündür.

Genel bir algı yönetimi ve manipülasyondan bahsedecek olursak, bunun temelinin seküler eğitim sistemleriyle atıldığını söyleyebiliriz. Halihazırda yaşadığımız çağa hâkim olan düşünce yapıları, algılar, normal, ilkeler tamamıyla dünya sisteminin arzuları doğrultusunda, onların fikri yapısına göre şekillenmiştir. Bu paralelde anaokullarından üniversitelere kadar resmi eğitim veren tüm kurumlarda, sistemin algısına uygun şekilde eğitim yapılmaktadır. Bu yönüyle eğitim sistemi adeta bir torna atölyesi gibi, sisteme uygun kişiler yetiştirmektedir. Haliyle, bu eğitim müesseselerinde en az 12 yılını geçiren, ailesinden çok okulda vakit harcayan bir kişinin düşünce standartlarının hak ve hakikate uygun kalması oldukça zordur. Küresel sistem, insanların algısını temel olarak, seküler bilim mantığını esas alan okullar vasıtasıyla şekillendirmektedir. Kendisini koruyabilen ve Allah'ın rahmet ettiği kimseler müstesna, her Müslüman bu eğitim müesseselerindeki algı şekillendirme sürecinin gadrine uğramaktadır.

Bunun yanı sıra “moda” ve “reklam” adı altında lüks yaşamın ve lüks tüketim malzemelerinin özendirilmesi de esasen algı yönetiminin temel taşlarından biridir. Bu sayede insanlar dünya sisteminin kurduğu pazarda birer müşteri haline gelmekte ve çarkları çevirmektedir. Bugün maalesef İslami açıdan en hassas olanlarımız dahi ihtiyacı olmadığı halde tüketim yapma konusunda çağın algılarına yenik düşmektedir. Mevcut çağ insan nefsinin her davetini sistemli bir hale getirerek insana pazarlamakta, ona vesvese vererek tüketime teşvik etmektedir. Bugün sokaklarda fuhşiyatın kol gezmesi, insanların istemeseler dahi ahlaksızlığa maruz kalmak zorunda bırakılması, cinselliğin bir pazarlama aracı olarak kullanılması ve insanların gözlerine sokulması... Bunların hepsi algı yönetiminin birer parçasıdır. İnsanlar, alemlerin rabbi olan Allah'a kul olmaktan saptırılarak şeytanın yolları onlara cazip gösterilmektedir. Algı yönetiminin en büyüğü, insanların yaşam gayesini değiştirip onları Allah'a kul olmak yerine nefislerine kul olan bir hale sokmak için yapılan bu büyük algı yönetimidir. Yalnızca nefsini tatmin için yaşayan insan, nefsin istediği adi ve bayağı şeyleri pazarlayanların ellerinde bir oyuncak haline dönüşür ki bu konuda ipler nihayetinde dünya sisteminin sahiplerinin ellerindedir.

Algı yönetimi ve manipülasyonun özel kısmı ise daha ziyade olay bazında gerçekleştirilen, bilhassa medya eliyle mümkün kılınan algı operasyonlarıdır. Bunlar genel olarak tüm insanların hususen Müslümanların algılarını hedef almakta, onları küresel küfür sisteminin arzuladığı şekilde düşünmeye ve hareket etmeye itmektedir. Bu algı operasyonları Allah yolunda cihad eden mücahidleri, Allah'ın şeriatını tatbik etmeye çalışan Müslümanları hedef aldığı gibi, böyle bir meselesi olmayan ve sadece kendi halinde Allah'ın dinini yaşamak isteyenleri dahi hedef almaktadır. Müslümanlar katil ve cani gibi gösterilmekte, İslami olan her şey çağ dışı, kaba ve şerli gibi yansıtılmak istenmektedir. Bu şekilde bir yandan insanların geneli nezdinde İslam'ın imajı zedelenmekte, diğer yandan da Müslümanların kafalarında soru işaretleri oluşturulmaktadır. Küfür sisteminin sahipleri, tıpkı şeytanın verdiği vesveseler gibi, Müslümanlara vesvese vermektedir.

Küfür sistemi, Müslümanlara yönelik algı operasyonlarını fiili saldırıları ile kol kola yürütmektedir. Buna verilecek bir örnekle Müslümanların nasıl hedef alındığını görmek daha kolay olacaktır. Küfür sisteminin omurgasını teşkil eden Amerikan ordusu, Müslümanların arasındaki ihtilafları gidermek isteyen kişileri sahada doğrudan hedef almakta, bu şekilde vesvese ve şüphelere yol açarak Müslümanlar arasına fitne tohumları ekmektedir.

Algı yönetimi ve manipülasyon kimlerce uygulanır ve medya kimlerin elindedir?

Yukarıda da belirttiğimiz üzere algı yönetimi medya, reklamlar, sosyal medya, çeşitli şirketler, okullar, kitaplar, gazeteler gibi farklı vasıtalarca tatbik edilmektedir. Yine de algı yönetimi denince bu konudaki başat aktörün medya olduğunu vurgulamak gerekir.

Bu noktada medyanın kime ait olduğunu vurgulamak ve algı yönetiminin arkasında yer alan sistemin bazı unsurlarını görmek gerekir. Bu noktada çok fazla tafsilata girmeyecek, dünyanın en büyük medya ajansı olarak görülen Reuters'a dair bazı bilgiler vermekle iktifa edeceğiz. Zira bu, meselenin geri kalanının kendisine bakılarak görülebileceği, veciz bir örnek olacaktır.

Tam ismiyle Thomson Reuters en eski ve en büyük medya organlarından biridir. Dünya genelinde 200'ü aşkın konumda, 2500 muhabir ve 600 foto muhabiri ile çalışmalarını sürdürmektedir. Bir Kanada şirketi olan kurum çalışmalarına Amerika merkezli olarak devam etmektedir. 2008 yılında Thomson'un Reuters'ı satın almasıyla "Thomson Reuters" olarak yayın hayatını sürdüren kuruluşun iki kökenini de ayrı ayrı incelemek icap eder.

Reuters, Alman asıllı İngiliz vatandaşı bir Yahudi olan Paul Julius Reuter tarafından kurulmuştur. Asıl ismi Israel Beer Josaphat olmakla beraber, daha sonra Freiherr (Baron) von Reuter olarak da anılmıştır. Telgraf ve haberciliğin öncülerinden biri olan Reuter'ın babası bir hahamdır. Kendisi ise 1845 yılında Lutherci bir kilisede Hristiyanlığı seçmiştir. Medyacılık faaliyetleri yürütmüştür. Bir kitapçı firmasında çalışmış ve burada, 1848 yılındaki Avrupa halk devrimlerine destek olan radikal eğilimli kitapçıklar basmıştır. Ardından Paris'te Charles-Louis Havas'ın, daha sonra AFP ismiyle yayın yapacak Agence Havas isimli haber ajansında çalışmıştır. Ki bu ajans da 1835 yılında, Yahudi asıllı Charles-Louis Havas tarafından kurulan bir ajanstır.

Dönemindeki diğer kimseler gibi özellikle borsalardaki dalgalanmaları ve son durumları merkeze alan bir haber ajansı peşinde olmuş, bunun için posta güvercinlerini ve daha sonraları gelişen telgraf ağını kullanmıştır. Bu maksatla kurduğu merkezler ve ajans, 1851 yılında resmen Reuters olarak faaliyete girmiştir. Birçok borsacı ve gazete kendisiyle anlaşmıştır.

Amerika'dan gelen gemilerle anlaşmış, bunların denize konserveler içerisinde attığı haberleri alan bir merkez kurmuş, İrlanda güneyine diktiği telgraf direği ile haberleri doğrudan Londra'ya ulaştırmış, borsada önemli bir yer edinmiştir. 1872 yılında İran şahıyla anlaşarak demiryolu, kanal, madenlerin çoğunluğu, ormanlar ve endüstrilerini satın almıştır. Bu anlaşma daha sonra tepki çektiği için iptal edilmiştir. 1871'de İngiltere'de asil ilan edilmiştir. Reuters, zamanın iki büyük ajans devi olan Fransız Havas ve Alman Wolff ile 1870'te bir tekel anlaşması imzalamış, üç ajans Avrupa'yı aralarında paylaşmıştır. Bu anlaşma 1930'larda medyacılığın yaygın hale gelmesiyle son bulmuştur. Reuters'tan sonra oğlu, onun ölümüyle şirket çeşitli hissedarlara geçmiştir.

Reuters 2008 yılında Thomson tarafından satın alınmıştır. Bu şirket de 1934 yılında Kanada doğumlu İngiliz Roy Thomson tarafından kurulmuştur. İlk olarak bir gazete halinde yola çıkan Thomson, ardından medya yatırımlarıyla büyüyerek radyo ve televizyon yayınları da yapmıştır. Roy Thomson ilerleyen yıllarda İngiliz asilzadeleri arasına girmiştir. Yatırımlar ve medya çalışmalarıyla büyüyen ve servetini artıran Thomson, özellikle finansal haberleriyle öne çıkmış, 2008 yılında Reuters'ın satın alınmasıyla dünyanın en büyük medya devlerinden biri halini almıştır.

Nasıl karşı koyulur?

Algı yönetimi ve manipülasyon hiç şüphesiz kitleler ve şahıslar üzerinde oldukça olumsuz etkilere sebep olmaktadır. Bunun oldukça bariz bir sebebi vardır ki bu da propagandanın bir savaş silahı olmasıdır. Savaşta kullanılan her silah, kendisine maruz kalanı yaralayacağı gibi, algı yönetimi silahı da yaralayıcı bir tesire sahiptir. Şayet bu silaha karşı bir korumamız yoksa madden ve manen ciddi zararlara uğramamız kaçınılmazdır.

Algı yönetiminin yol açabileceği olumsuzluklardan korunma yollarını özetle şu şekilde sıralamak mümkündür:

- Hakkın ne olduğunu iyi bilmek ve İslami ilim tahsil ederek batıldan sakınmak. Ki Allah azze ve celle şöyle buyurur:

"Andolsun ki biz her ümmete 'Allah’a kulluk edin ve tâğûttan kaçının.' diye tebliğde bulunan bir peygamber gönderdik." (Nahl Suresi, 36'ncı ayet)

- İhtiyaçlarımızın farkında olmak ve ihtiyaçtan fazlasını harcamamak. Ki Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle söylemiştir:

"Mikdam b. Ma'dikerib -radıyallahu anh-dan merfû olarak rivayet edildiğine göre: Âdemoğlu midesinden daha şerli bir kap doldurmamıştır. Âdemoğluna belini doğrultacağı kadar birkaç lokma yeterlidir. Eğer daha fazla yemek istiyorsa, (midesini üçe ayırsın), üçte biri yemeği, üçte biri suyu, üçte biri de nefesi için (olsun)." (Sahih hadis. İbn Mace, Tirmizi ve Ahmed rivayet etmiştir.)

- Medyaya maruz kalmamak ve gerekmediği müddetçe keyfi olarak ve vakit öldürmek için haber okumamak.

- Haber takibinin yapılacağı kaynakları iyi seçmek. Malayani ve aşırı propaganda içeren içeriklerden uzak durmak. Ki Allah azze ve celle şöyle buyurmaktadır:

" Ey iman edenler! Şayet bir fâsık size bir haber getirirse, doğruluğunu araştırın. (Yoksa) bilmeyerek bir kavme kötülük eder de yaptığınıza kesinlikle pişman olursunuz. (Hucurat Suresi, 6'ncı ayet)

- Bir olay, bir bölge yahut bir gelişme hakkında medya kaynaklarına başvurmadan önce gerçek bilgi sahibi olmaya çalışmak

- Takip edilen medya kaynaklarının propaganda yöntemlerini öğrenmek ve buna göre pozisyon almak

- Bir olayın aktarılma biçiminin kime ne fayda sağladığını kavramak

- Her bilgiye hemen inanmamak ve her bilgiyi hemen paylaşmamak. Ki Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

"Kişiye günah olarak her duyduğunu söylemesi yeter." (Ebu Davud)

- Bir bilgiyi paylaşırken siyasi düşünebilmek, her meseleye yalnızca sadece doğru-yanlış ekseninde bakmamak.

- Sükunete sahip olmak. Medyanın insana hep soldan değil sağdan da yaklaştığını bilmek. Zira bir haber bizi kışkırtmak ve tahmin edilebilir bir tepki vermemize yol açmak için yayınlanıyor olabilir

- Medya okuryazarlığına sahip olmak ve dil bilmek ki bunu genişçe izah edeceğiz:

Medya okuryazarlığı ve dil öğrenimi

Üstteki konunun bir devamı olarak, medyanın mesajını ve propagandaları anlamak için medya okuryazarlığının ehemmiyetine değinmeliyiz.

Resmi kaynaklar, medya okuryazarlığı tanımını şöyle yapmaktadır:

"Medya okuryazarlığı; yaygın kabul gören tanımıyla, çeşitli türden (görsel, işitsel, basılı, vb.) medya mesajlarına erişebilme, erişilen medyaları eleştirel bakış açısıyla çözümleyip değerlendirebilme ve kendi medya iletilerini üretebilme becerisidir.

Medyanın çocukların fiziksel, bilişsel ve sosyal gelişimleri üzerinde olumlu ve olumsuz etkileri olduğu ileri sürülmektedir. Yapılan araştırmalar özellikle çocukların hayatlarında medyanın zaman ve mekân olarak yerinin artmakta olduğunu göstermektedir. Öte yandan medya iletilerinin kendine özgü yapısının, dilinin ve uygulamalarının olduğu ve bunların sürekli değişmekte, gelişmekte olduğu da aşikârdır. Bireylerin bu mecraları daha verimli kullanmaları ve bunu yaparken maruz kalınabilecek bazı riskler karşısında farkındalık geliştirebilmeleri için, medya iletileri ve yöntemleri konusunda bilgi sahibi olmaları gerekmektedir. Dolayısıyla bu durum, çocukların medya konusunda eğitim almalarının önemini ve verilecek eğitimin de mütemadiyen güncellenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Alandaki öncü ülkelerde sürdürülen bu çalışmalar, 'medya okuryazarlığı' eğitimi olarak adlandırılmaktadır."

Medya okuryazarlığının durduğu noktayı idrak için şu örnek verilebilir: Medyayı anlamak, sadece okuryazar olmakla ilgili değildir. Medyayı anlamak için ekstra bir okuryazarlığa ihtiyaç vardır. Nasıl ki normal okuryazarlık alfabe-kelime-cümle-paragraf-metin şeklinde ilerleyen bir biliş süreciyse, medya okuryazarlığı da olaydan habere, haberden analize, analizden yoruma ve buradan da propaganda ile stratejiye kadar uzanan bir biliş sürecidir. Medyayı anlamak, verilen mesajı tahlil edebilmek, alt metinleri görebilmek, tehlikelerden haberdar olabilmek ancak medya okuryazarlığı ile mümkündür.

Bu konuda mühim bir nokta da dil öğrenmektir. Maalesef dilimiz Türkçe ciddi bir katliamdan geçirildiği ve elimizde kullanışsız, akademik hayatın dışında ve kaynaklara erişimi az olan bir dil kaldığı için, bizlere büyük bir sorumluluk düşmektedir: Başta İngilizce ve Arapça olmak üzere dünya dillerini öğrenmek

Müslüman bir medyanın önemi

Müslümanların medyadaki durumu maalesef, son 2 asırdaki işgal altında ve geri kalmış durumlarının bir yansıması halindedir.

Belli başlı kurumlar ve tecrübeler haricinde, bugün doğrudan Müslümanların derdini gündem edinen ve gerçek bir medya stratejisi olan bir kurum bulunmamaktadır. Bazı dergiler, yayınevleri, kitaplar gibi yazılı eserler dışında dijital medya mecralarında Müslümanların köklü kurumları yoktur. Bu da Müslümanların kendi içlerinde kısıtlı kalmasına, farklı kesimlere ulaşamamalarına sebebiyet vermektedir.

Dünya üzerindeki Müslümanlar, özellikle 19'uncu yüzyılın sonundan itibaren işgaller altında kalmışlardır. Bu askeri işgaller nihai olarak Osmanlı hilafetinin işgaline ve ardından yıkılmasına kadar sürmüş, yeryüzünde Müslümanların yaşadığı tüm topraklar işgal edilmiştir. Fikri ve fiili bu işgallerin ardından İslam topraklarında batıl rejimler tesis edilmiştir. Bu rejimlerin ayakta kalması için de ciddi bir medya ve propaganda ağı teşkil edilmiştir. Bu ağ halen varlığını sürdürmekte, 1,5 milyarlık İslam aleminde fert fert herkesin zihinleri bulandırılmaktadır. Öyle ki Müslümanlara Allah yolunda mücadele etmek kerih gösterilmekte, dünya sevgisi ve ölüm korkusu aşılanmakta, mücadele ehli Müslümanlar düşman gösterilmekte, İslam'ın Ehli Sünnet vel Cemaat dışındaki batıni, reformist ve batıl yorumları reklam edilmektedir.

Sevban radiyallahu anh'tan rivayetle, Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

"'Yakında diğer milletler, yemek yiyenlerin çanak üzerine toplandığı gibi, sizin üzerinize toplanacaktır!'

Adamın biri, Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem'e:

–'O gün biz az mı olacağız?' dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle söyledi:

– 'Bilakis, o gün siz çok olacaksınız! Lakin sizler selin sürüklediği çöp gibi olacaksınız! Allah, düşmanlarınızın göğüslerinden size karşı olan korkuyu kaldıracak ve sizin kalplerinize vehn atacaktır!'

Adam, Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem'e:

– 'Ey Allah’ın Rasulü! Vehn nedir?' dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

– 'Dünyayı sevmek ve ölümü sevmemektir'" (Ebu Davud 4297, Ahmed bin Hanbel Müsned 5/278, Ebu Nuaym Hilye 1/182, Albânî Silsiletu’l-Ehadîsi’s-Sahiha 958)

İşte bu küresel ve yerel medya odaklarının Müslümanlara yaptıklarının bir özetidir. Medya, Müslümanları çok çeşitli biçimlerde hedef almaktadır.

İlk ve en temel olarak mevcut medya, birçok haramın ve batılın reklamını yapmaktadır. Müslümanlar ve diğer insanlar sadece birer tüketici olarak görülerek her türlü ürünün ve ahlaksızlığın reklamı insanlar üzerinde denenmektedir. Küresel müesses nizam, insanı bu açıdan en temel içgüdülerinden hedeflemektedir. Cinsellik, yeme-içme, barınma, binek gibi konular bunlardandır. İnsanın bu güdülerine hitap edilmekte, böylelikle insanlar tüketim aygıtı haline getirilmekte, insanlara dünya sevdirilmektedir. Bugün çevremize baktığımızda, her türlü medya aygıtının eliyle yapılan bu propagandanın, Müslümanlarda da ciddi bir dünya sevgisi ortaya çıkardığını görmek mümkündür. Bu dünya sevgisi, Allah yolunda ölümü sevmemek, kerih görmek olarak da tezahür etmektedir.

Bir diğer mesele, medyanın Allah yolunca mücadele eden Müslümanları lekelemesidir. Medyada tamamen batıl standart ve normlarla dünya ele alınmakta, olaylar böyle değerlendirilmektedir. Söz gelimi, Müslümanların ülkesini işgal eden kafir bir devletin "meşru müdafaa" yaptığı belirtilmekte, direnen Müslüman halk ise "terörist" olarak lanse edilmektedir. Oysaki bizim değer yargılarımıza göre Müslümanların kafir işgalcilere karşı direnmesi bir zorunluluktur.

Diğer bir konu ise Müslümanların yanlış yollara sevk edilmesidir. Müslüman kitleler batıl mücadele yollarına, kukla liderlere sempati duymaya yöneltilmektedir. Medya, Müslümanları zafere ulaştırmayacak yolları reklam ederek, Müslümanların bu yollara sapmasını istemektedir. Böylece Müslümanlar gerçek bir mücadele ortaya koymak yerine, Allah yolunda mücadele ettiklerini zannederek batıl işlerle meşgul olacaklardır.

Müslümanların ise maalesef bırakalım aksiyon almayı, bu konulardaki batıl medya faaliyetlerine reaksiyon gösterecek kadar dahi medya gücü yoktur. Müslüman aleminde en fazla maddi güce sahip ülkelerde dahi Müslümanlar maalesef gerçek bir medya faaliyeti ortaya koyamamıştır. Bu durum sebebiyle Müslüman kitleler tamamen korunmasız, medya saldırılarına açık ve kapanın elinde kalan bir hale bürünmüşlerdir.

Müslümanlar eğer düşman medyasının saldırılarından korunmak, içerisinde bulundukları topluma ulaşmak ve de düşmanlarına karşı zafer kazanmak istiyorlarsa, medya çalışmalarına önem vermeleri ve bu konuda çok sayıda bağımsız medya teşekkülü kurmaları gerekir.

Her şeyden önce şunu belirtmek gerekir ki bir Müslüman, hayatında her ne yaparsa yapsın, mesleğinin kendisine yüklediği vasıflardan önce, o bir Müslümandır. Esnaf da olsa, öğrenci de olsa, öğretmen de olsa, doktor da olsa, emekli de olsa, medyacı da olsa, hepsinden önce o bir Müslümandır. Müslümanlığının gereklerini yapmakla, yaptığı işi Müslümanca yapmakla ve İslam'a hizmet edecek şekilde yapmakla yükümlüdür.

Medyacılık faaliyetleri de müstakil bir şey olmaktan ziyade aslında, kişinin Müslümanlığın bir uzantısı olma niteliğini haizdir. Müslümanları tehlikelerden korumaya çalışmak, Müslümanların mücadelelerinden bahsetmek, onlara savaş ve barışlarında destek çıkmak, maddi ve manevi olarak onların kalkınmasını sağlamak bir Müslüman vazifesidir. Bu vazife en asli olarak medyacılık faaliyeti ile yerine getirilebilir.

Bu bağlamda Müslümanlar, medyacılık konusunda da belirli vazifelere sahiptir. En azından bir kesim Müslümanın, Müslümanların umumunun maslahatı için, medya konusunda inisiyatif alması gerekmektedir. Zira önceki kısımlarda da belirttiğimiz gibi, günümüzde medya konusunda faaliyet göstermek, en azından Müslümanları korumak için olmazsa olmazdır.

Müslümanların en azından bir kesiminin medya alanında varlık göstermesi, köklü medya kuruluşları kurması, sosyal medyada var olması, yazılı-görsel-sesli tüm medya araçlarından istifade etmesi, medya ve propaganda ilmini ve inceliklerini öğrenmesi, bunu çevrelerinden kabiliyetli kimselere öğretmesi icap eder. Bu, Allah'ın dünyada var ettiği ilimlerden bir ilimdir. Bu ilmi hakkıyla değerlendirebilmek ve profesyonel bir biçimde bu ilmi Müslümanların istifadesine sunmak oldukça mühimdir.

Şayet Müslümanlar medya alanındaki bu vazifeleri hakkıyla, ihlaslı bir biçimde, dünyevi ve uhrevi tüm gereklilikleri sağlayarak yerine getirirlerse, medya bakımından İslami kesimin güzel bir geleceğe adım atması, bir medya kültürü inşa etmesi mümkün olacaktır. Bu adımlar atılırsa Müslümanlar, kendilerini kuşatıp boğan zalimlere karşı önemli bir ileri karakol elde edecek ve bu karakol vasıtasıyla kendilerini savunup düşmanlarına hücum edebileceklerdir. Bu sayede algı yönetimi ve manipülasyon girişimlerinin de önüne geçilebilecektir.

Hülasa

Hülasa, Müslümanlar olarak bizler algı yönetimi ve manipülasyon girişimlerine karşı tetikte olmalı, bilginin hakikatte ne olduğuna odaklanmalı ve bunun peşinden gitmeliyiz.

Pakistanlı akademisyen Cavid Ekber Ensari'den bir alıntı yaparak yazımızı noktalayalım:

"Bilgi, esasen, insan ve insan davranışı hususunda Allah'ın iradesinin (ne irade buyurduğunun) bilincinde olmaktır."

Bizim için bilginin, gerçeğin ve bilme ihtiyacının esası Allah'ın bizden isteğinin ne olduğunu bilmek ve ona göre yaşamaktır. Bu da Kur'an, sünnet ve Ehli Sünnet vel Cemaat'in yolu ile bilinebilir. Bu hem Allah'a kulluğun manevi yönlerini hem de İslam'ın siyasi maksatlarının her çağda gerektirdiklerini bilmeyi kapsar. Bu ve çevresindeki bilgilerin, bizlerin gerçek bilgi olarak benimsediği şeyler olması elzemdir.


Muhammed Eyüp tarafından kaleme alınan bu değerlendirme Nebevi Hayat dergisinin 2023 yılı Mayıs ayı sayısında yayınlanmıştır. Değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı toplam 5429 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.
1 Yorum
Muhammed Eyüp Arşivi