A. Wess Mitchell

A. Wess Mitchell

Trump'ın dış politika stratejisi ne?

Trump'ın dış politika stratejisi ne?

Trump yönetiminin geçtiğimiz ay yeni bir ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS) yayınlaması iki temel eleştiriye neden oldu. Bazı eleştirmenler, belgenin birleştirici bir stratejik vizyondan yoksun olduğunu ve yönetim içindeki rakip kampları tatmin etmeyi amaçlayan işlemsel bir dilek listesi anlamına geldiğini söylerken; diğerleri, rakip güçlerin kendi bölgelerinde hakimiyet arayışını dolaylı olarak kabul eden ve hatta teşvik eden rekabetten geri çekilme anlamına geldiğini söyledi.

Bu iki eleştiri kabaca son 30 yılda ABD dış politikasına hakim olan düşüncelere karşılık geliyor. Çoğunlukla müesses soldan gelen seslerden oluşan ilk grup için NSS'nin önemi, ABD'nin sözde kurallara dayalı uluslararası düzene verdiği desteğin zımnen terk edilmesi olarak gördükleri durumda yatıyor. Çoğunlukla müesses sağdan gelen seslerden oluşan ikinci kamp için ise NSS'nin önemi, ABD'nin Avrupa ve Asya'daki askeri üstünlüğünden vazgeçtiği algısı ve buna bağlı olarak Rusya ve Çin'e karşı uzlaşmacı bir tutum sergileme isteğinde yatıyor.

Her iki taraf da ABD'nin Venezuela'daki saldırısının kendi argümanlarını doğruladığını düşünüyor. Her iki eleştirinin de ortak noktası, Trump'ın dış politikasının sadece ABD'nin yurt dışında alışılagelmiş yöntemlerinden bir sapma değil, aynı zamanda ister kurumsal ister askeri olsun, büyük strateji disiplininden tamamen başka şeyler karşılığında vazgeçme olduğu algısı: İdeoloji, işlemselcilik ve kısa vadeli taktikler.

Ancak her iki eleştiri de hedefi ıskalıyor. Trump'ın stratejik eylemleri ve buna bağlı olarak NSS, aslında büyük strateji disiplininde sağlam bir şekilde temellendirilmiş açık ve zorlayıcı bir mantığa dayanıyor. Tarihsel olarak bu mantık konsolidasyon olarak adlandırılıyor: Büyük bir gücün zaman içinde kullanabilir gücünü artırmak için proaktif bir şekilde konumunu destekleme girişimi. Konsolidasyon, büyük gücün gelecekte bu ödünleri aşabilmesi veya hafifletebilmesi için altta yatan yapısal faktörleri yenilemeye çalışırken kısa vadeli ödünleri kabul etmek anlamına gelir. Başka bir deyişle konsolidasyon, uzun vadeli kazanç için kısa vadeli risk ticareti yapar.

Konsolidasyon, tarihin en başarılı büyük güçleri tarafından tehlikeli anlarda pozisyonlarını istikrara kavuşturmak için kullanılan eski bir stratejidir. Hayatta, iş dünyasında ve stratejide evrensel bir gerçekliğe yanıt verir: Aşırı gerilmiş sistemler kırılma eğilimindedir. Amerika Birleşik Devletleri örneğinde konsolidasyon, iki önemli stratejik soruna verilen makul bir yanıt: Birincisi, ülkenin şu anda, ihtiyaç duyması halinde tüm rakipleriyle aynı anda savaşacak askeri güce sahip olmaması. İkincisi ise genel ekonomik ve teknolojik gücünün ABD tarihindeki en zorlu rakip olan Çin karşısında yavaş yavaş erimesi.

Her iki sorunun da kökleri, ABD'nin gücünün nihai olarak bağlı olduğu güç kaynaklarını ihmal ederken denizaşırı ABD askeri taahhütlerini genişleten geçmiş politikalara dayanıyor. Bunun sonucunda Washington'un elindeki araçlar ile bu araçları uygulayabileceği amaçlar arasında giderek büyüyen bir uçurum ortaya çıktı. Bu uçurum çok gerçek ve kendi kendine kapanamaz. Amaçlar ve araçlar arasındaki uçurumu kapatmanın ya da bununla başa çıkmanın yollarını bulmak büyük stratejinin tam olarak tanımı.

NSS, hem ABD'nin elindeki araçları artırarak (ticari ilişkilerin yeniden düzenlenmesi, ittifakların yeniden dengelenmesi, ABD ve Btaı Yarımküre kaynaklarının harekete geçirilmesi yoluyla) hem de bu araçların uygulanması gereken acil amaçları veya tehditleri azaltarak (stratejik diplomasi, yumuşama ve caydırıcılık yoluyla) bu boşluğu proaktif bir şekilde yönetmek için bir çerçeve olarak görülebilir. Politika terimleriyle bu, beş geniş mesele anlamına geliyor: Batı Yarımküre'nin güçlendirilmesi, Asya'da elverişli bir güç dengesinin korunması, Avrupa savunmasının Avrupalılara devredilmesi, Ortadoğu istikrarının bölgesel koalisyonlara devredilmesi ve ABD'nin rekabetçi teknolojilerini güçlendirmek için ABD enerjisinin ve deregülasyonunun kullanılması.

Tüm bu bileşenler rekabetçi bir konsolidasyon mantığına sahip.

En çok eleştiri alan ise ilk mesele oldu. Muhalif kesimler, Monroe Doktrini'nin güçlü bir şekilde yeniden savunulacağının sinyalini vermesiyle mevcut yönetimin rekabet mantığını zımnen terk ettiğini çünkü ABD kaynaklarını en büyük tehdit olan Çin'den uzaklaştırdığını iddia ediyor. Ancak bir gücün kendi bölgesine yeniden odaklanması, doğası gereği rekabet ilkesiyle çelişmez. Büyük stratejinin 1400 yıllık geçmişinden jeopolitik olayları incelediğim son kitabımda, kazanma kabiliyetlerinin ötesinde çok cepheli bir savaş tehlikesiyle karşı karşıya kaldıklarında, büyük güçlerin büyük çoğunluğunun ilk olarak kendi bölgelerini güvence altına alarak karşılık verdiklerini gördüm. Sınırlarını güvence altına almak, rakiplerini yakın topraklardan kovmak ve komşu kaynak bölgelerine hakim olma becerisini sağlamak, daha uzak yerlerde sürdürülebilir rekabet için sağlam ön koşullardır.

Batı Yarımküre'nin eşsiz coğrafyası sayesinde ABD, ana rakiplerinin dikkatini dağıtmadan güçlenme konusunda özel bir yeteneğe sahip. Rusya ve Çin, birbirine düşman ve iyi silahlanmış endüstriyel güçlerle dolu bölgelerde bulunurken, ABD çok daha keskin güç asimetrilerinin kendi lehine olduğu bir çevrede bulunuyor. Doğu Avrupa'daki Rusya ve Doğu Asya'daki Çin'in aksine ABD'nin Latin Amerika'da toprak iddiası bulunmuyor. Washington buradaki hedeflerine, bölgede büyük ve kalıcı konuşlanmalara ihtiyaç duymadan, periyodik güç gösterileriyle ulaşabilir. ABD Donanması bugün Doğu Pasifik'te, 10 gün sonra da Batı Pasifik'te olabilir.

Dolayısıyla Batı Yarımküre'ye yönelmek, askeri duruş ve silah alımları açısından dış tehdit olmaya devam edeceği açık olan Çin'den uzaklaşmak anlamına gelmiyor. Yönetimin Venezuela'da uzun süreli ve maliyetli bir ulus inşası girişimine sürüklenmesine izin vermemesi koşuluyla -ki bundan kaçınmaya niyetli olduğuna dair açık işaretler var- Latin Amerika'ya mevcut odaklanma, ABD'nin Asya'daki gücünü ve güvenilirliğini zayıflatmak yerine güçlendirme eğiliminde olacaktır. Venezuela petrolüne erişim, geçmişte orada varlıkları kamulaştırılan ABD firmalarına tazminat ödenmesi de dahil olmak üzere, Çin'i bu kaynaklardan mahrum bırakırken ABD'nin gücünü daha da pekiştirir. ABD'nin Grönland'daki kaynaklara erişimi ya da bu kaynakların kontrolü, eğer bu eninde sonunda gerçekleşirse, benzer bir konsolidasyoncu mantık izleyecektir.

NSS'nin Çin'in kendisiyle ilgili ikinci planı da endişelere yol açmıştı. Eleştirmenler, Pekin ile ilişkiyi temelde ekonomik terimlerle çerçeveleyerek, mevcut yönetimin ilk Trump dönemindeki NSS'nin rekabetçi vurgusundan bir geri çekilme sinyali verdiğini iddia ediyor. Ancak burada da, Çin ile jeoekonomik yumuşamaya doğru bir hareket gibi görünen şeyin özünde rekabete aykırı hiçbir şey yok. Kitabımda incelediğim en ilgi çekici vakalardan bazıları, ekonomik bir rakiple birlikte yaşamaya ihtiyaç duyan ve aynı zamanda bu rakibe karşı olası bir savaşa hazırlanan büyük güçleri içeriyordu.

ABD örneğinde iki olgu daha akılda tutulmalı. Birincisi, NSS yayınlandığında yönetim Çin ile kapsamlı ticaret görüşmelerinin ortasındaydı. İkincisi, savunma sanayinin yıllarca ihmal edilmesi nedeniyle ABD'nin tedarik zincirlerini güvence altına almak ve Çin ile olası bir savaşı caydırmak ve gerekirse savaşmak için daha hazırlıklı olmasını sağlamak için zamana ihtiyacı var. Yönetimin karşılıklı ticaret politikaları ve gümrük tarifeleri, deregülasyon ve artan yerli enerji üretimi yoluyla hedeflenen yeniden sanayileşmeyi teşvik etme çabalarının zaman içinde tabloyu iyileştirmesi muhtemel. Savunma Bakanlığı'nın kısa süre önce açıkladığı ve daha küçük ve çevik şirketlerin askeri sözleşmelere erişimine odaklanan satın alma reformları da ABD'nin savunma üretimini hızlandırma potansiyeline sahip.

Ancak şu anda ABD'nin nefes alacak bir alana ihtiyacı var. Çin'le kısa vadede geçici bir anlaşma yolu bulmak için diplomasiyi öne çıkaran ve aynı zamanda uzun vadeli güç unsurları geliştiren bir strateji bu duruma mantıklı bir yanıt. NSS'nin diğer tüm noktalarının, Çin'in saldırganlığını caydırmaya odaklanmak için ABD'nin meşguliyetini amaçladığı Pekin'in gözünden kaçmış olamaz.

NSS'nin Avrupa başlığı belki de en tartışmalı olanı. Buradaki ana itici güç -kıtanın güvenliği için kendi sakinlerine daha fazla sorumluluk vermek- ABD'nin şu anda Avrupa ve Asya'da eşzamanlı savaşlar için yeterli konvansiyonel kuvvetlere sahip olmadığı gerçeğine gecikmiş bir yanıt. Üzerinde daha az yorum yapılan ancak stratejik konsolidasyonun başarısı açısından aynı derecede önemli olan bir diğer husus da yönetimin, değiştirilmediği takdirde Çin ile uzun vadeli rekabeti en çok belirleyecek olan teknolojik alanlarda ABD'nin inovasyonunu azaltma ve baltalama potansiyeline sahip olan cezalandırıcı Avrupa düzenlemelerine direnmeye odaklanması.

Eleştirmenler, belgenin Avrupa'daki hakim politikalara yönelik açık eleştirilerinin stratejiden değil ideolojiden kaynaklandığını savunuyor. Ancak NSS'nin kınadığı Avrupa'daki durum -kendi kendine dayatılan ekonomik durgunluk, artan asimile olmamış göçmen nüfusu ve ifade özgürlüğüne karşı baskının tehlikeli bir karışımı- aslında Avrupa ve dolayısıyla Batı için uygarlık boyutlarında bir tehdit oluşturuyor. ABD'nin NSS'nin ifadesiyle "Avrupa'nın mevcut gidişatını düzeltmesine yardımcı olma" girişimi, Batı dünyasının yarısının kademeli olarak içinin boşalmasını önleme çabası olması bakımından özünde stratejik. Büyük güçlerin medeniyet olarak komşu müttefiklerine karşı benzer şekilde davrandıklarına dair pek çok tarihi örnek bulunuyor. Sadece önemli bir örnek vermek gerekirse, reelpolitiğin nihai uygulayıcısı Otto von Bismarck'ın Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun iç siyasetini Alman yanlısı bir yönde etkilemek için nasıl sık sık ve enerjik bir şekilde müdahale ettiğini düşünün.

Belki de en çok tahmin edilebilecek şekilde, NSS'nin Ortadoğu'ya öncelik verilmemesine ilişkin planı, tarifsiz felaketlere yol açacak "güç boşlukları" tahminleri üretti. Ancak Avrupa'da olduğundan daha da büyük ölçüde, yakın dönem ABD politikası ABD'nin askeri varlığının azaltılmasını destekleyecek elverişli bir bölgesel güç dengesi için koşullar oluşturdu. Geçen yıl İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik hava saldırıları, ABD varlıklarının konuşlandırıldığı başlıca bölgesel düşmanın askeri gücünde önemli bir azalmaya neden oldu. Abraham Anlaşması ve ABD'nin İsrail-Arap yakınlaşmasını teşvik etmek için yürüttüğü diplomasi, bölgeye birkaç yıl önce hayal bile edilemeyecek bir istikrar getirdi. Ortadoğu her zaman sürprizler üretme kapasitesine sahip olsa da, ABD'nin askeri kaynakları açısından Ortadoğu'yu Asya ya da Avrupa ile eşit tutmak mantıklı değil.

Trump yönetiminin uluslararası hedefleri, yeniden sanayileşme, ekonomik deregülasyon, enerji üretimi ve Çin ile rekabeti belirleyecek yeni teknolojilerde sürekli hakimiyet için gerekli faktörlerin oluşturulması yoluyla ABD'nin uzun vadeli güç konumunu gençleştirme şeklindeki kapsamlı iç hedefiyle ilişkili. Stratejinin uluslararası ve yerel parçaları el ele çalışma eğiliminde: Batı Yarımküre'ye daha fazla odaklanmak ABD anavatanının istikrara kavuşmasına yardımcı olur. Avrupa ve Ortadoğu'daki bölgesel aktörlerin güç dengeleri, mevcut kaynakların daha fazlasını Çin'e odaklamak için meşguliyeti azaltır. Çin ile stratejik diplomasi, ulusal gücü yeniden inşa etmek için zaman kazandırır. ABD'nin müttefiklerinin iç düzenlemelerini Amerikan çizgisine çekmesi konusundaki ısrar, yerel teknoloji yeniliğini teşvik eder. Sanayi ve enerjiye yapılan yerel yatırım, zaman içinde tüm bölgelerde ABD için daha elverişli bir güç dengesi için ekonomik zemin hazırlar.

Bunların hiçbiri stratejinin mükemmel olduğu ya da ciddi zorluklarla karşılaşmayacağı anlamına gelmiyor. Özellikle iki konunun, mevcut yönetimin stratejik mirasını tanımlaması muhtemel. Muhtemelen yakın vadede ortaya çıkacak olan birincisi, düşmanların tepkisiyle ilgili. Konsolidasyonun temel mantığı, daha iyi bir pozisyon elde etmek için zaman kazanmaktır ve bu da yakın vadede riski dolaylı olarak kabul eder. ABD'nin rakipleri bu mantığı ve güçlendirilmiş bir ABD'nin potansiyel sonucunu görebilir ve bunun gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceği konusunda bir tercih yapabilir. Yakın vadede kendi avantajlarını zorlamaya karar verebilirler. Trump'ın Rusya ve Çin ile kurduğu yakın diplomatik ilişki, her ikisine de ekonomik iş birliği ve stratejik istikrar gibi karşılıklı kazanımlara dair uygun bir ihtimal sunuyor ve bu da ABD ile hemen ve daha yüksek bir çatışma düşüncesini azaltacaktır.

İkinci zorluk daha uzun vadeli ve ABD'nin müttefikleriyle ilgili. Ülke içindeki gençleşme dışındaki tüm faktörlerden daha büyük ölçüde, konsolidasyonun başarısı müttefiklerin ustaca kullanılmasına bağlı. Müttefikler sadece yerel savunma amacıyla daha fazla yük taşımak için değil, aynı zamanda uzun vadeli teknolojik ve endüstriyel rekabet için nüfus, zenginlik ve inovasyonu bir araya getirmek için de gerekli. Çin büyüklüğü nedeniyle avantajlı durumda. ABD için bunun telafi edilmesi, müttefiklerini daha büyük bir savunma yükü taşımaları için harekete geçirme ve onları ABD'nin endüstriyel ve teknolojik tabanına daha derinlemesine entegre etme kombinasyonuna bağlı. Trump'ın politikaları birçok müttefike, jeopolitik rekabette Batı'nın gücünü engelleyen eski güvenlik ve düzenleme yaklaşımlarını değiştirmek için ihtiyaç duydukları sert itici gücü veriyor. Ancak Trump'ın sarsıntılarının meydana getirdiği hareketliliğin, Rusya ve Çin'e karşı birleşik gücü bir araya getirmek için uygulanabilir bir çerçeveye yönlendirilmesi için önümüzde yıllar sürecek bir çalışma var.

Rakiplerin ve müttefiklerin tepkilerine ilişkin bu belirsizlikler, birleşme stratejisinin kendi risklerini de beraberinde getirdiğini gösteriyor. Ancak birçok eleştirmenin iddialarının aksine, NSS'de ana hatları çizilen konsolidasyon, ABD'nin büyük bir güç olarak ilk günlerinden bu yana izlediği geleneksel büyük strateji ile büyük ölçüde tutarlı. Bu büyük strateji, üç büyük dış bölgede güç dengesini korurken kendi bölgesine hakim olmak şeklinde özetlenebilir: Asya, Avrupa ve Ortadoğu. ABD bu hedeften saptığında, Soğuk Savaş'tan sonra hasımları da dahil olmak üzere tüm dünyayı kendi suretine dönüştürmeyi öngören yayılmacı bir mantığı benimsemesi gibi bir durum ortaya çıkmıştır. Artık ulaşılamaz olduğu aşikar olan bu hedeften geri adım atan yeni NSS, daha mütevazi ama ulaşılabilir bir hedefe yönelmektedir. Bugün dünyadaki diğer tüm büyük güçlerden daha büyük ölçüde, ABD, benzersiz coğrafyası, ekonomisi ve nüfusu nedeniyle, bu tür bir ulusal gençleştirme girişimini makul bir başarı olasılığı ile gerçekleştirme yeteneğine sahiptir.

Nihayetinde, birleşme stratejisinin yararları alternatifler karşısında tartılmalıdır. Açıkça izolasyonist bir strateji -ki NSS böyle değildir- Washington'un kaçınmaya çalıştığı dünya krizini hızlandırabilir. Büyük güçler arasındaki rekabeti, uluslararası hukuk ve çok taraflı kurumlar aracılığıyla dünya uyumuna doğru liberal bir yürüyüşle aşmaya çalışmak hayalciliktir. Karşılıklı tavizler verilmesinin gerekli olmadığını, ABD'nin 38 trilyon dolarlık ulusal borcunu görmezden gelebileceğini ve savunma bütçesinde ani bir artışla çok cepheli ikilemin üstesinden gelebileceğini iddia etmek de bir seçenek değildir. Yakında küresel bir savaş çıkarsa bu noktaya gelebiliriz, ancak Amerikalıların güvenliğini ve refahını başlıca amaçları olarak destekleyen yollarla bundan kaçınmaya çalışmak ABD liderlerinin sorumluluğudur. Yeni NSS'nin yapmaya çalıştığı şey, karşılıklı tavizlerle proaktif bir şekilde yüzleşmek ve ABD'nin pozisyonunu sağlamlaştırmaktır. Bunun başarısı için hepimiz destek olmalıyız.


Foreign Policy'de yayınlanan bu değerlendirme Mepa News okurları için Türkçeleştirilmiştir. Değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı toplam 887 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.
A. Wess Mitchell Arşivi