1. ANALİZ

  2. Papa Francis ile Ayetullah Sistani görüşmesi ve 'Dinlerarası Diyalog' projesi
Papa Francis ile Ayetullah Sistani görüşmesi ve 'Dinlerarası Diyalog' projesi

Papa Francis ile Ayetullah Sistani görüşmesi ve 'Dinlerarası Diyalog' projesi

Papa'nın Sistani'yi ziyareti bazı Arap rejimlerinin de aktif rol aldığı 'Dinlerarası Diyalog' ve 'İsrail ile normalleşme' kapsamında değerlendiriliyor.

Mepa News | Haber Merkezi
A+A-

Papa Francis'in Irak'ta Şii lider Ayetullah Sistani'yi ziyareti "Dinlerarası Diyalog" projesini tekrar gündeme getirdi.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) başta olmak üzere bazı Arap rejimleri 'Dinlerarası Diyalog', 'İbrahimi Din' ve 'İsrail ile normalleşme' doğrultusunda bu projede aktif rol alıyordu.

Ziyaret, yürütülen bu proje kapsamında bir hamle ve projenin Şii ayağı olarak değerlendiriliyor.

Papa'nın Sistani'yi ziyareti

Hristiyanlığın en yaygın mezhebi olan Katolikliğin ve Vatikan Devleti'nin lideri Papa Franciscus (1936-) 2019'da Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih tarafından ülkeye davet edilmişti.

Mart 2021'de gerçekleşen ziyaret kapsamında Papa, Necef'te Irak'ın en güçlü Şii mercii ve Necef Havzası'nın lideri olarak görülen Ali Sistani (1930-) ile görüştü. Bu görüşme bugünlerde gündemde ilk sıradaki yerini koruyor.

ABD'nin ve Papalığın talebiyle, Irak Devleti adına böyle bir davette bulunulduğu ve görüşme ayarlandığı belirtiliyor.

Ziyaretin sıradan bir görüşme olmadığı, konuşulan konular ve verilen görüntüyle, hızlandırılan Dinlerarası Diyalog çalışmaları ve "İbrahimi Din" projesinin bir parçası olduğu düşünülüyor.

Diğer taraftan İsrail'in varlığını kabul üzerine İsrail'in Araplarla siyasi ve kültürel açıdan normalleşmesi projelerinin de bu diyalog projelerinden ayrı düşünülmemesi gerektiği vurgulanıyor.

Sistani ve Papa ne görüştü?

Sistani ve Papa'nın Sistani'nin Necef'teki evinde görüşmesinin ardından yapılan resmi açıklamaya göre ikilinin görüşmesi 40 dakika sürdü. Dinlerarası diyalog, birlikte yaşama ve benzeri konuların ele alındığı görüşme olumlu geçti. Ziyaretçilerini hep odasında oturarak karşılayan Sistani, Papa'yı kapıda ve ayakta karşıladı.

Bu resmi açıklamaya rağmen, diğer taraftan ziyaretten verilen görüntüde Sistani'nin ziyaretçilerine karşı ilgisiz ve suskun tavrı resmi açıklamayla çelişkili bulundu.

Bazı yorumcular yayınlanan videoda Sistani'nin hali üzerine "Papa balmumu heykeli ziyaretinde gibi" değerlendirmesi yaptı:

"Asıl görüşme oğul Sistani'yle"

Sistani'nin hiçbir sesli konuşması bulunmuyor, evinde ve çok sınırlı sayıda ziyaretçi kabul ediyor, 1998'den bu yana neredeyse hiç evinden çıkmıyor.

90 yaşını aşan Ali Sistani'nin işlerini ve sahip olduğu ağı oğlu Muhammed Rıza Sistani'nin (1962-) yönettiği biliniyor.

Muhammed Rıza Sistani'nin Irak'ın yönetiminde de büyük pay sahibi olduğu iddia ediliyor. Papa ve beraberindeki heyetin Ali Sistani'yi sembolik olarak ziyaret edip, dinlerarası diyalog ve diğer benzeri konuları Muhammed Rıza Sistani ve ekibiyle görüştüğü tahmin ediliyor.

"Sistani Charlie Chaplin filmleri çeviriyor"

Sistani'nin Papa ile görüşme videolarının da diğer tüm ziyaretçi kabul videoları gibi sessiz olması da dikkat çeken bir diğer noktaydı.

Sistani'nin sesinin yayınlanmamasına yönelik uygulamanın sürmesi, hakkında eleştirel olarak kullanılan "Charlie Chaplin filmleri çeviriyor" sözlerini hatırlattı.

Sistani'nin Şii muhalifleri onu videolarını sessiz yayınladığı için sessiz komedi filmleriyle ünlü sinemacı Charlie Chaplin'e (1889-1977) benzeterek eleştiriyor.

Papa ve Sistani'nin görüşmesinden bir başka sessiz kesit

Papa'nın Sistani ziyareti ve kurulmak istenen 'İbrahimi Din'

Papa'nın ziyareti öncesi Papa'nın uçağının iniş yapacağı Necef Havaalanı'na asılan posterler de medyada ilgi odağı oldu.

Posterlerde, Papa ve Sistani'nin resimleriyle beraber Sistani'nin Hristiyanlar ve Hristiyanlık hakkında söylediği "Siz bizden bir parçasınız ve biz de sizden bir parçayız" sözleri asıldı.

cuz.jpg

Bu ifadeler Ortadoğu genelinde yürütülmekte 'Dinlerarası Diyalog' bağlamında dikkat çekiciydi.

Görüşme esnasında ve sonrasında İslamiyet, Hristiyanlık ve Yahudilikte ata ve peygamber olarak kabul edilen Hz. İbrahim üzerinden 'İbrahimi Din'de birleştirme projelerine yönelik mesajlar dikkat çekti.

'Dinlerarası Diyalog'un sadece farklı din mensuplarının birlikte yaşamasına yönelik bir proje olmadığı, İslam'ın yerine Hristiyan ve Yahudiliğin baskın olduğu, İslam'dan da motifler içeren dini bir sentezin amaçlandığı uzun süredir vurgulanıyor.

Sistani muhalifi Iraklı Şii din adamı Abdulhalim el-Ğizzi, Papa'nın Sistani ziyaretinin ve Sistani cenahından gelen mesajların ardından eleştirel bir video yayınladı.

3 saatlik videoda görüşmenin 'Dinlerarası Diyalog' ve 'İbrahimi Din' projelerinin parçası, İsrail ile Arapların sadece siyasi değil sosyal normalleşmesi projesiyle de alakadar olduğuna dikkat çekildi.

El-Ğizzi, projenin Birleşik Arap Emirlikleri'ni Mısır'daki el-Ezher Üniversitesi'ni de kapsayan yönlerine değindi.

Irak ve İsrail ile normalleşme

İsrail'in 1948'de kurulmasından beri Irak sahip olduğu potansiyel zenginlikler ile İsrail ile doğrudan komşu olmamasına rağmen İsrail'i tehdit edebilecek başlıca güçlerden biri olarak görülüyor.

1991'de Körfez Savaşı esnasında Irak'ın İsrail'e füzeli saldırılarda bulunması bu korkuyu İsrail'de oldukça körüklemiş, bu tarihten Saddam rejiminin devrileceği 2003'e kadar ABD ve Irak arasında yaşanan her gerginlik ve çatışmada İsrail'de Irak'tan gelebilecek saldırı korkusu yaşanmıştı.

Şubat 1998'de ABD Irak'ta rejim değişikliğini ve Saddam rejimi muhaliflerini desteklemeyi resmen devlet politikası olarak ilan etmişti. Desteklenecek ve rejim değişikliğinin ardından meşruiyeti tanınacak olan gruplarda "bölge ülkelerinin tümüne karşı dostça ilişkiler sürdürme taahhüdü" aranmış, o dönemde ağırlıklı olarak Şiilerden oluşan Iraklı rejim muhalifleri de bu şartı kabul etmişti.

Uzmanlar bu şarttan asıl kastın İsrail olduğunu, bu şartı kabullenenlerin de bunun farkında olduğunu ve ABD desteğine karşılık olarak İsrail ile normalleşmeyi 1990'lı yıllardan kabullendiklerini bildiriyorlar.

'Dinlerarası Diyalog' ve 'İbrahimi Din' projeleriyle İsrail ile diğer Arap ve tüm İslam ülkeleriyle olduğu gibi Irak-İsrail arasında da sadece siyasi değil kültürel ve dini bir normalleşmenin de hedeflendiği belirtiliyor.

Bu normalleşme projesinde hedeflenene göre İsrail Mescid-i Aksa da dahil işgal ettiği topraklardan çekilmeden ve işgal ettiği toprak ve hakları hukuken de ilhak ederek Müslüman ülkelerle normalleşecek.

Bazı Arap ülkelerinin İsrail ile peş peşe normalleşme anlaşması imzalayıp diplomatik ilişkiler kurmasının ardından ABD Suudi Arabistan'dan da normalleşme antlaşması imzalamasını talep ediyor. Suudi Arabistan'ın ise bu anlaşmayı önce Irak'ın imzalamasını şart koştuğu belirtiliyor.

Ekim 2021'de yapılacağı açıklanan Irak seçimlerinin ardından belirlenecek başbakanın gündeminde ön sıralarda İsrail ile normalleşme antlaşmasının yer alacağı tahmin ediliyor. Bu sürecin olabildiğince az tepkiyle ilerleyebilmesi için 'Dinlerarası Diyalog' projesi kapmasında Müslümanlar ve Yahudilerin dostluğunun bolca işleneceği tahmin ediliyor.

'Dinlerarası Diyalog' Projesi ve Fethullah Gülen yapılaması

Bir Vatikan projesi olarak ortaya atılan ve kapsamında nihai hedef olarak Hristiyanlaştırmanın geçtiği 'Dinlerarası Diyalog' Projesi özellikle 1990'lı yıllarda gündemde ağırlık kazandı.

Proje dini gruplar arasında diyalogdan ziyade, dinleri birleştirme, Müslümanlara Hristiyanlığı ve Yahudiliği hak din kabul ettirme olarak yürütülüyor.

1990'lı yıllarda bu projeyle küresel çapta öne çıkan günümüzde "FETÖ" ("Fethullahçı Terör Örgütü") olarak anılan Fethullah Gülen ve grubuydu. Bu grup 1990'lı yıllardan itibaren basın ve yayınlarında özellikle Hristiyanlık hakkında oldukça olumlu ifadeler kullanmış, ABD tarafından da açıkça desteklenen Vatikan'ın 'Dinlerarası Diyalog' projesini desteklemiş ve Vatikan ile birlikte proje yürüttüklerini saklamamıştı.

Bu kapsamda Fethullah Gülen 1998'de Vatikan'ı ziyaret edip dönemin Papa'sı John Paul (1920-2005) ile görüşmüş, Papa'yı "Hazret" gibi ifadelerle övmüş, Gülen'in en yakın adamlarından Alaaddin Kaya, Papa'nın elini öpmüştü.

Bu ziyaret sonrası Gülen'e yakın basın ve yayın organlarında 'Dinlerarası Diyalog' projesini övücü mesajlar daha da artmış, 'İbrahimi Din' ifadeleri kullanılmaya başlanmıştı. 

Nisan 2000'de Gülen yapılanlamsı, Hristiyan ve Yahudi din adamlarıyla beraber ABD ve Vatikan destekli olarak Hz. İbrahim'e atfen Şanlıurfa'nın Harran ilçesinde 'Dinlerarası Diyalog' toplantısı düzenlemişti.

Konuya dair Türk medyasından bir haber | Hürriyet: Harran'da dinler diyaloğu

Toplantıya Türkiye'de hem dönemin iktidarı, hem muhalefetten isimler hem de dönemin Diyanet İşleri Teşkilatı destek vermişti. Bu toplantıda 'İbrahimi Din' üzerinde durulmuş, Müslüman Hristiyan ve Yahudi din adamları el ele sembolik Sırat Köprüsü'nden geçerek üç dinin de hak ve kurtarıcı olduğu mesajlarını vermişti.

Bu toplantı üzerine Gülen yapılanmasına ait Zaman Gazetesi'nde 17 Nisan 2000 tarihinde gazetenin dini yazılar yazan yazarlarından Ahmet Şahin'in "Ehl-i Kitap (Hristiyan ve Yahudiler) ile Amentü'de (İman edilecek hususlarda) ittifakımız var" açıklaması dindar kesimde büyük tartışmalara neden olmuştu.

Yine aynı dönemlerde dış yönlendirmelerle de camilerde ve yayınlarda, hak dinin sadece İslam olduğuna diğer din mensuplarının kafir olduğuna dair ayetlerin okunmasına engeller getirildiği belirtilmişti.

Gülen yapılanmasının 'Dinlerarası Diyalog' projesine yönelik çalışma ve mesajları ilerleyen yıllarda da devam etti. FETÖ'nün diğer bazı Müslüman gruplarına nefret dolu bir söylem kullanırken Vatikan, Hristiyanlık ve Yahudiliği öven mesajları dindar kesimlerde tepki topladı.

"Proje "Gülen yapılanmasından alındı Arap rejimlerine verildi"

1990'lı yıllarda ABD ve Vatikan'ın 'Dinlerarası Diyalog' projesinde partneri olan Gülen yapılanmasının performansı ABD ve Vatikan'ı memnun etmedi.

Grubun yeterli ilmi birikiminin olmaması, projeyi dinen temellendirme çabasına girmede etkisiz kalması ve daha seküler bir dil kullanması bu memnuniyetsizliğin gerekçeleri arasındaydı. Ayrıca grup Arapçadaki eksiklikleri nedeniyle projeyi Arap Alemi'ne yayamamış ve sadece Türkiye'de etkin kılabilmişti.

Bu durumun, ABD ve Vatikan'ı Arap Alemi başta olmak üzere Türkiye dışındaki İslam Dünyası'na yönelik açılımlara sevk etmeye yönelttiği belirtiliyor.

2013'ten itibaren Gülen yapılanmasının Türkiye'de açık bir siyasi çatışmaya girişmesi, yapının çöküş sürecini hazırladı. 15 Temmuz 2016'daki başarısız darbe girişimiyle kendisine yönelik tepkiyi artıran yapı, kendi içindeki tartışmalarla da dağılmaya başladı. 

Böylece grubun 'Dinlerarası Diyalog' projesini yürütmesi tamamen çökmüş oldu. Bu sebeple AB ve Vatikan, yeni adreslere yöneldi.

Son yıllarda 'Dinlerarası Diyalog' ve 'İbrahimi Din' projeleriyle en çok Birleşik Arap Emirlikleri'nin ön plana çıkması ABD'nin yeni partnerinin bu ülke olduğu yorumlarına neden oluyor.

2013 darbesiyle Mısır'da kurulan Sisi rejimi de projeye büyük destek veriyor ve Mısır'daki ünlü El-Ezher Üniversitesi'ni bu projede kullanıyor. Bu projeye daha çekingen bir dille destek veren Suudi Arabistan'ın yönetiminin projeye taraftar olduğu ama iç tepkilerden çekindiği bildiriliyor.

Ortak ibadethane: "el-Beytu-l İbrahimi" (İbrahimi Ev)

'İbrahimi Din' projesinin bir parçası olarak Birleşik Arap Emirlikleri'nde ortak bir ibadethane ve İslam-Hristiyanlık-Yahudilik'in birleştirildiği yer olmak üzere "El-Beytu-l İbrahimi" (İbrahimi Ev) inşa ediliyor.

Bu projeye ABD, Vatikan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve El-Ezher resmen destek veriyor. 2022'de bu merkezin açılması planlanıyor. Projeye daha sonra Hinduizm ve Budizm gibi inançların da eklendiği belirtiliyor.

"İbrahimi Ev" projesi, videonun sonunda projenin eleştirisi olarak Kur'an-ı Kerim'den Al-i İmran Suresi'nin 67. ayeti okunuyor: "İbrahim Yahudi de Hıristiyan da değildi fakat, hanif bir müslümandı, müşriklerden de değildi"

Vesim Yusuf, Abdullah bin Beyye, Hamza Yusuf gibi bazı popüler vaiz ve din adamlarının da kullanıldığı, reklamı yapılan bu proje Arap Alemi genelinde destekten çok tepki çekiyor.

Pek çok din adamı bu gibi proje ve mesajların İslam ve Kur'an ile temelden çeliştiğini belirterek bu gibi proje ve söylemlerin İslam'ı tahrif amaçlı olduğunu belirtiyorlar.

İslam dünyasında baskıcı rejimlere verdiği destekle bilinen Birleşik Arap Emirlikleri yönetimine destek olan Moritanyalı ünlü din adamı Abdullah bin Beyye de projeye destek olanlar arasında.

binbeyyepapa.jpg

Bin Beyye ile Papa Francis arasında 2020 Ocak tarihli bir görüşmeden

Bin Beyye'nin ekseninde faaliyet gösteren ABD'li popüler vaiz Hamza Yusuf da Birleşik Arap Emirlikleri'ne bağlı bu projeye de destek veriyor. Abdullah bin Beyye'nin son yıllarda genel anlamda 'Dinlerarası Diyalog' projelerine verdiği desteklerden ötürü Batılı politikacılar ve kurumlarca övülmesi dikkat çekiyor.

Abdullah bin Beyye Birleşik Arap Emirlikleri'ni en çok da 'Dinlerarası Diyalog' projesi bağlamında dünyaya hoşgörü modeli gösterdiği, herkese çok hoşgörülü bir devlet olduğu iddiasıyla övüyor. Bin Beyye'nin bu tarz BAE övgüleri BAE'nin pek çok ülkede yürüttüğü savaşlar, işlediği katliam ve işkenceler, desteklediği darbeler ve darbe girişimleri nedeniyle büyük tepki topluyor.

Bin Beyye ekseninde düşünen ve faaliyette bulunan ABD'li ünlü vaiz Hamza Yusuf Birleşik Arap Emirlikleri'ni örnek ülke olarak övüyor.

Mısır ve 'Dinlerarası Diyalog'

Sisi rejiminin direktifleri doğrultusunda El-Ezher'in lideri Ahmed Tayyib'in şahsında 'Dinlerarası Diyalog' ve 'İbrahimi Din' / 'İbrahimi Ev' projelerine destek vermesi dikkat çekiyor.

Ahmed Tayyib'in 'İbrahimi Ev' projesini destekleyen, Birleşik Arap Emirlikleri'ni öven konuşması:

Mısır'da son yıllarda din görevlilerine yönelik olarak özellikle Hristiyanlık aleyhine konuşulmaması, Hristiyanların kafir ve "Cennet'e giremeyecekler" olarak nitelenmemesi konusunda devlet baskısı olduğu, aksine konuşanların görevlerinden alındığı, haklarında cezai işlem uygulandığı belirtiliyor.

'Dinlerarası Diyalog' projesinin hedefi ne?

Aktörleri değişse de uzun zamandır gündemi işgal eden 'Dinlerarası Diyalog' projesinin nihai hedefinin Müslümanların Hristiyan ve Yahudilerinki başta olmak üzere diğer dinlerin siyasi projelerine karşı tepki ve savunmasının kırılması olduğu belirtiliyor.

Osmanlı'nın dağılmasının ardından Müslüman halklar, Hıristiyan ve Yahudi ülkelerin başı çektiği güçlerce ülkelerinin işgal edilmesine karşı direnişe geçmiş durumda. Söz konusu projelerin, Müslümanların dini temelini ortadan kaldırarak bu direnişe ve İslam dininin siyasi varlığına tamamen son vermeyi amaçladığı vurgulanıyor.

Bu projeyle İslam'ın temelinde yer alan Müslümanları dost edinme ve Müslüman olmayanlarla mücadele etme mefhumlarının ortadan kaldırılmak istendiğinin altı çiziliyor.

Kaynak: Mepa News Akademi

twtbanner-001.jpg

HABERE YORUM KAT

UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.
1 Yorum
İlgili Haberler