1. YAZARLAR

  2. Mahmut Cemil İnce

  3. Gündemden düşürülmeyen göçmen meselesinin düşündürdükleri
Mahmut Cemil İnce

Mahmut Cemil İnce

Köşe yazarıYazarın Tüm Yazıları >

Gündemden düşürülmeyen göçmen meselesinin düşündürdükleri

A+A-

Türkiye, 2011'de Suriye'de savaşın başlamasından bu yana, dünyanın en fazla göçmen kabul eden ülkeleri arasına girmiş durumda.

Dünyadaki diğer tüm ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de sığınmacı meselesi zaman içerisinde ciddi tartışmalara konu oldu. Ancak sığınmacıların durumuna dair tartışmaların şiddeti, ülkeyi etkisi altına alan ekonomik krize paralel olarak artış gösterdi. Her ne kadar 2011'de bu yana sığınmacılara dair eleştiriler yapılıyor da olsa, bu eleştirilerin kitlelerin desteğini alması, 2017-2018 dönemi ve sonrasına rastladı. Bunda ekonomik durumdan duyulan rahatsızlığın toplumu her konuda hassas hale getirmesinin oynadığı rol yadsınamaz.

Bu minvalde, özellikle son günlerde artan tartışmaların ardından, sığınmacı-göçmen meselesinin oluşturduğu düşüncelere dair bir iki kelam etme gereği doğdu.

Kavramları karıştırmamak

Türkiye, Avrupa'dan gelenler ile bazı istisnalar dışında hiçbir sığınmacıyı mülteci statüsünde kabul etmediğinden, Türkiye'deki yabancı uyruklu kimselere dair iki temel ayrım söz konusu. Sığınmacılar ve düzensiz göçmenler.

Sığınmacıların tamamına yakınını, 2011 yılında Suriye'de başlayan savaşın ardından Türkiye'ye gelen Suriye halkı oluşturuyor. İnsani sebeplerden dolayı Türkiye'ye gelen bu kişilerin tamamı geçici koruma statüsünde ve kayıt altında. Önemli bir kısmı kamplarda yaşarken, bütün Suriyeli sığınmacılar ilgili makamlarca kayıt altına alınmış durumda ve hayatlarına böyle devam ediyorlar.

Düzensiz göçmenler ise, çoğunluğu Pakistan ve Afganistan gibi Güney Asya ülkelerinden gelen ve sınırı kaçak olarak geçen göçmenler. Bunların Türkiye'ye gelme sebebi, insani sebeplerden öte daha çok ekonomik gerekçeler. Düzensiz göçmenler Türkiye'de belirli veya belirsiz herhangi bir süre boyunca yerleşme gibi bir maksada sahip değil. Büyük kısmı etnik kökenine bağlı olmakla birlikte, ülkesine geri dönene kadar para biriktirmeyi veya Türkiye üzerinden Avrupa'ya geçmeyi amaçlıyor. Bu kişilerin çoğu İran üzerinden Türkiye'ye giriyor ve İran yönetimi de düzensiz göçmenleri Türkiye sınırına taşıyarak Türkiye'ye girmelerine yardımcı oluyor.

Bu açıdan, meseleye dair yapılması gereken ilk şey kavramları karıştırmamak. Her ne kadar bu iki ayrı kesim ortak bir paranteze alınarak hedefe oturtulsa da, insani sebeplerle sığınmada bulunan kişilerle ekonomik sebeplerle düzensiz şekilde göç eden kişileri ayrı ayrı değerlendirmek gerekiyor.

Suriye'de Esed rejiminin, İran ve Rusya ile beraber düzenlediği saldırılar 10 yıldır devam ediyor ve Suriye halkı bu saldırılardan kaçıyor. Savaş boyunca 10 milyondan fazla Suriyeli ülkeyi terk etti, 5-6 milyon civarında sivil de ülke içerisinde mülteci durumuna düştü. Bu kişiler halen derme çatma kamplarda kalıyor. Elbette belirli çevreler hiçbir şekilde insani gerekçeleri kabul etmiyor ve ölmeleri pahasına Suriyeli sığınmacıların Esed kontrolündeki bölgelere geri dönmesini istiyor olabilir. Fakat bu daha çok ideolojik bir bakış olduğundan, konuya şu veya bu ideolojinin arzuları çerçevesinden değil, olayın insanlara yansıması bakımından bakmak gerekiyor.

Düzensiz göçmenler hususunda ise devlet yapılanmasından bir refleks beklemek ve durumun kontrol altına alınmasını istemek -her ne kadar bu bir ideoloji malzemesi yapılıyor olsa da- daha anlaşılabilir bir tavır. Bu konunun cereyan tarzının ise akıllara getirdiği birkaç nokta var.

Kin ve yabancı düşmanlığı

En dikkat çekici noktalardan biri, her ülkede problem olarak algılanabilecek düzensiz göç gibi bir meseleye verilen tepkilerin kin ve yabancı düşmanlığı şeklinde tezahür etmesi.

Özellikle Arap, Afgan ve Pakistanlıları hedef alan nefret söylemleri dikkat çekici boyutlarda. Bu söylemin sebeplerini genel olarak ülkede belirli ideolojik kesimlerin mayasında var olan Arap-Müslüman düşmanlığı ile bağdaştırabiliriz, ancak konuyu daha salim bir şekilde ele almak için bu meselenin detayına inmeyelim.

Mevzubahis halkların, dünya üzerinde yaklaşık 800 milyon mensubu bulunuyor. Hal böyleyken Türkiye'ye gelmiş ve çoğu, geldikleri toplumun alt tabakalarından, eğitimsiz ve niteliksiz iş gücü sıfatını taşıyan kişiler üzerinden, 800 milyon insanın kimliğine saldırmak pek de makul bir davranış değil. Özellikle de hedefe oturtulan yabancıların Batılılar değil sadece bu kişiler olması da dikkati çeken bir diğer husus.

Düzensiz göç meselesinin yabancı düşmanlığı ve nefretle ele alınması hem toplumu geriyor hem de meselenin çözüme değil çözümsüzlüğe ilerlemesine sebebiyet veriyor.

Hangi düğmelere basıldı?

Yine yukarıda belirtildiği gibi, makul gerekçeleri olsa da meselenin ortaya çıkış ve ilerleyiş tarzı açıkçası, pek de masum bir sosyal tepkiden ziyade organize bir süreci akla getiriyor.

Sosyal medyada malum kimselerce provoke edilen kitlelerin bu sorunu ele alış tarzı de krizi çok daha derinleştiriyor. Sığınmacı çocuklara galiz küfürler edilmesi, düzensiz göçle ilgisi olmayan kesimlerin hedef gösterilmesi, olaya dair sürekli bir şekilde yalanların medyaya pompalanması, sürecin durumunu daha da vahimleştiriyor.

Tüm bunların yaşanma tarzı, istihbarat operasyonlarının ve algı yönetimi süreçlerinin işleyişine aşina olan kişiler için daha dikkat çekici. Bir düğmeye basılmış gibi her şeyin birdenbire yükselip kabarması, kontrol edilmesi mümkün olmayan infial süreçlerinin yaşanmasına alan açıyor. Bu durum da zaten gergin durumda olan Türkiye'yi daha da gerilimli bir noktaya itiyor. Her ülke gibi Türkiye üzerinde de dahili ve harici birçok odağın amaçlarının olduğu açık. Bu durumun böyle bir noktaya itilmesi, Türkiye üzerindeki amaçlarını gerçekleştirmek isteyen farklı çevrelere de altın bir fırsat sunuyor. Dış servislerin en rahat istismar edebildiği süreçlerin sosyal açıdan kontrolsüz süreçler olduğu açık. Düzensiz göç de böyle bir süreçken, düzensiz göçe gösterilen tepkinin kontrolsüz ve düşmanlık içeren bir tepki olması, konuyu daha derin bir krizin içerisine itiyor. Hal böyleyken bu konuyu ele alırken çok daha dikkatli olmak icap ediyor.

Süreç neden kendi seyrinde?

Dikkat çekici olan bir diğer nokta da, düzensiz göç, bunun sonuçları ve halk tepkisinin günden güne artmasına rağmen, sürecin halen kendi seyrine terk edilmiş olması.

Önleyici tedbirlerin alınmaması, tepkilerin giderilmesi için adım atılmaması, toplumda oluşan yanlış algıların ve kamuoyuna pompalanan yalanların engellenmemesi oldukça şaşırtıcı.

Böylesi kritik bir süreci bir toplumun kendi kendine yaşaması, hatta malum kesimlerin kitlelere "sorunu kendi kendilerine çözmelerini" işaret etmesi, sosyal açıdan daha büyük sorunlara gebe.

Siyasi tarafların da konuyu kendilerine oy devşirmek için kullanması içerisinde bulunduğumuz durumu bambaşka bir noktaya taşıyor.

Krizin derinleşmesi istenmiyorsa birçok tedbir alınması. Bir yandan kitleleri tahrik etmek için yapılan propaganda engellenirken, diğer yandan da düzensiz göç süreci kontrol altına alınmalı. Sokaklarda onlarca kişilik gruplar halinde gezen veya toplumun sosyal yapısına uymayan hareketlerde bulunan düzensiz göçmenlerden duyulan rahatsızlığın yabancı düşmanlığına ve sosyal bir krize dönüşmesine mani olunmalı.

Ayrıca, düzensiz göçmenlerden doğan rahatsızlığın, insani sebeplerle Türkiye'de bulunmak zorunda olan Suriyeli sığınmacılara bilerek yansıtılmasına müsade edilmemeli.

Durumun tamamen kendi seyrine terk edilmesi, akıllara, kitlelerin günah keçisi olan yabancıları görmesinin istendiği gibi bir şüphe getirmiyor değil.

Evet. Söz konusu durum gayet riskli ve hassas bir durum. Bu sebeple durumun oldukça hassas şekilde ele alınması, istenmeyen sonuçlara engel olunması gerekiyor. Kitlelerin hassasiyeti elbette oldukça anlaşılabilir. Fakat bu hassasiyetin düşmanlığa çevrilmek istenildiği bir süreçten geçtiğimiz de aşikar. Bu süreçte çok daha dikkatli hareket etmek, on düşünüp bir söylemek icap ediyor.

Akıl ve vicdan kullanılmadan alınan kararların, madden ve manen çeşitli enkazlar oluşturacağını unutmak felaketlerin başlangıcı olabilir.


Bu yazıda yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı toplam 1307 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.