1. ANALİZ

  2. İran ekonomisinin dünü ve bugünü (1)
İran ekonomisinin dünü ve bugünü (1)

İran ekonomisinin dünü ve bugünü (1)

Zengin yer altı ve yer üstü kaynaklara sahip olmasına rağmen ekonomisi düzelmeyen İran'ın bu sorunun altında siyasi ve idari problemler yatıyor.

Mepa News | Haber Merkezi
A+A-

İran, zengin kaynaklarıyla ve büyük ekonomik potansiyeliyle, dünya ekonomisinde rahatlıkla ilk on ülke arasına girebileceği uzmanlarca belirtiliyor. Ancak ülke, başarısız ekonomi yönetimi başta olmak üzere siyasi nedenlerle ekonomik krizlerden ve gelir düşüklüğünden kurtulamıyor.

İran'ın sahip olduğu dev petrol ve doğalgaz rezervleri gibi büyük avantajlara rağmen şahlık döneminden yeni rejime kalan ekonomik problemler büyük ölçüde çözülemediği gibi, yaptırımlar ve dini lidere bağlı ayrıcalıklı verimsiz şirketlerle ekonomiye yeni sorunlar eklenmiş durumda.

İran'ın ekonomik potansiyeli

İran 35 trilyon metreküp doğalgaz rezerviyle Rusya'nın ardından dünyanın en çok doğalgaz rezervine sahip ikinci ülkesi konumundadır. 208,5 milyar varil petrol rezerviyle de Venezuela ve Suudi Arabistan'ın ardından dünyanın en çok petrol rezervine sahip üçüncü ülkesidir. Daha çok arama yapıldığı takdirde İran'da daha da çok petrol ve doğalgaz rezervi bulunacağı tahmin edilmektedir. İran diğer yer altı kaynaklarınca da oldukça zengindir.

1.648.195 km2 arazisiyle Türkiye'nin iki katından büyük yüzölçümüne sahip olan İran'da yalnızca çöl veya kurak sahalar değil verimli tarım arazileri, geniş ormanlık alanlar da bulunuyor. İran'da çok çeşitli tarım ürünleri de yetiştirilebiliyor. İran, tarım ve hayvancılık potansiyeli yüksek ülkelerden sayılıyor. Buna rağmen arazilerin verimli olmayan kullanımı nedeniyle İran tarımı istenilen seviyede değil, İran net gıda ithalatçısı konumunda.

irandogalgaz.jpg

İran'da Şahlık dönemi ekonomisi ve petrol

19. yüzyıldan itibaren, geçmiş asırların aksine fakirlik içine bulunan İran'da ekonomik yokluklar 20. yüzyıla girildiğinde sürmüştü. Basra Körfezi kıyısındaki İran'ın güneybatısındaki Huzistan Bölgesi'nde petrol olabileceğini düşünen İngiliz şirketleri 1901'de petrol aramalarına başladı. 1908'de petrol bulunması üzerine kurulan İngiliz-İran Petrol Şirketi'nde gelirin çok büyük kısmı (%84) İngiltere'ye kalmaktaydı. Bununla beraber eline daha önce görülmemiş şekilde hazır para geçmeye başlayan İran'ı yöneten Kaçar Hanedanı durumdan gayet memnundu. 

1925'te İran'da yönetimi ele geçiren Pehlevi Hanedanı döneminde petrolün İran ekonomisindeki yeri daha da arttı. Petrol gelirleri sayesinde Şah Rıza Pehlevi 1930'lu yıllardaki modernleşme hamlelerine girişebildi. 1951'de başbakan Musaddık öncülüğünde petrol millileştirilip kamulaştırıldıysa da 1953'te İran'ın yeni şahı Muhammed Rıza Pehlevi CIA'in düzenlediği bir darbeyle Musaddık'ı devirdi. Şah yeni dönemde Musaddık'ın millileştirme kararını ortadan kaldırmadı ama ABD'ye petrol imtiyazları verdi.

musaddikvepehlevi.jpeg

Musaddık ve Pehlevi

İran'ın petrol açısından asıl yüzünü güldüren gelişme 1973'te yaşandı. Suudi Arabistan kralı Faysal'ın öncülüğünde petrol ihracatçısı ülkeler birliği olan OPEC, ABD de dahil İsrail'i destekleyen ülkelere petrol ambargosu uygulayınca dünya genelinde petrol fiyatları birden dörde katlandı. İlerleyen dönemde ambargonun kalkmasına rağmen petrol fiyatları yükselişini sürdürdü. Bu gelişme diğer petrol üreticisi ülkeler gibi İran'ın da eline büyük miktarda para geçmesine neden oldu. Yeni bulunan devasa petrol kaynaklarıyla İran, petrolün gayet pahalı olduğu bir dönemde günlük üretimini 1976'da 6-7 milyon varil seviyelerine ulaştırdı.

Böylece Şahlık döneminde git gide artan bir şekilde İran ekonomisinde petrolün yeri arttı. 1970'li yıllarda ülkenin ana gelir kaynağı olurken aynı dönemde İran tüm komşulardan açık arayla daha fazla gelire sahipti. Örneğin İran Devrimi'ne giden olayların başladığı 1978'in hemen öncesinde 1977'de İran'ın yıllık milli geliri 81 milyar dolarken (doların 2020'deki değeriyle 275 milyar dolar) Türkiye'nin yıllık milli geliri 58 milyar dolardı (doların 2020'deki değeriyle 196 milyar dolar)

Şah rejimine ekonomik eleştiriler

Şah rejimi ülke içerisinde ve ülke dışından da ekonomistlerce İran'ın gelir ve potansiyellerini verimli ve adil kullanamamakla eleştiriliyordu. İran 1970'li yıllarda Ortadoğu'nun en büyük ekonomisi olmakla beraber petrol gelirlerini verimli kullanamıyor, bu gelirler üretime ve eğitime dönüşecek yatırımlara değil, Şah'ın devasa harcamalarına, ülkenin zenginlerine gidiyordu. Petrol sektörü dışında bir sanayi atılımı ve tarım alanında bir atılım yapılamamış, ülkede zenginle fakir arasındaki uçurum daha da artmıştı. Şah İran'ı dünyanın 5. büyük ekonomisi yapmayı hedeflediğini söylüyor ama katma değer getirecek yatırımları sürekli erteliyordu. Bunda İran'ın ticarete dayanan, üretime dayanmayan sosyal-kültürel yapısının, özel sektörün küçük tüccar ve tarım üreticilerinden ibaret olmasının payı da vardı.

1978'de Şah'a karşı Humeyni'yi destekler gösterilerin ana sebeplerinden biri ülkede gelir dağılımındaki eşitsizliğin tavan yapmasıydı. Humeyni'nin emriyle petrol sektöründeki işçilerin çoğu greve gitti, petrol geliri düşen İran ekonomik krize girince Şah rejimine olan tepki daha da arttı. Ocak 1979'da Şah ülkeyi terk etmek zorunda kalırken Şubat 1979'da Humeyni İran'a döndü ve rejim değişikliği gerçekleşti.

Humeyni'nin ekonomik vaadleri

Devrimin ardından Humeyni'nin İran halkına öncelikli ekonomik vaadi Şah döneminde en çok şikayet edilen gelir dağılımındaki eşitsizliğin giderilmesiydi. 1979'da devrimin etkisiyle ekonomi daralmaya devam etti. Bu dönemde herhangi bir ülke İran'a yaptırım uygulamıyordu.

Fakat Kasım 1979'da ABD'nin Tahran Büyükelçiliği çalışanlarının İran rejimi taraftarlarınca rehin alınması üzerine ABD henüz sistemleştirilmemiş bir biçimde İran'a yaptırımlar uygulamaya başladı. 

İran-Irak Savaşı'nın İran ekonomisine zararı

1980-1988'de devam eden, yüzbinlerce İranlının hayatını kaybettiği İran-Irak Savaşı İran ekonomisine büyük zarar verdi. Savaşın ardından ekonomistlerce yapılan hesaplamalara göre savaşta İran'ın kaybı 500-600 milyar dolar, Irak'ın kaybı 400-500 milyar dolardı.

Bu savaşla İran'ın petrolünün %90'ının çıktığı Arap çoğunluklu Huzistan Bölgesi harabeye döndü. İran'ın o tarihe kadar petrol üretim merkezi olan ve dünyanın en büyük petrol rafinerisini barındıran zengin Abadan şehri kuşatmada baştan başa yandı, rafinerisi tamamen yıkıldı.

1982'de savaş Irak topraklarına taşınınca İran taarruzda olmanın devasa insan ve para kaybını yaşadı. İki ülke de birbirlerinin başkentlerini, petrol tesislerini füzelerle vurarak birbirlerine büyük zarar verdiler. İki ülkenin de petrol ihraç rotası olan Basra Körfezi'nin savaş alanına dönmesiyle, iki ülke de savaş şartlarında üretebildiği petrolü de ihraçta sıkıntı yaşadı. Böylece 1970'li yıllarda yüksek fiyattan bol petrol ihracıyla para bolluğu yaşayan İran da Irak da para darboğazına düştü.

Yine 1980'li yıllarda petrolün arz-talep dengesinin arz lehine bozulması nedeniyle petrol fiyatlarında büyük bir gerileme yaşandı. Bu ucuz petrol dönemi 2000'li yılların ortalarına kadar sürecekti. Bu gelişme de yeni İran rejimini savaşta ve savaş sonrasında zengin döviz kaynaklarından mahrum bırakacaktı.

1988'de savaş kazananı olmadan bittiğinde İran ekonomisi ağır yaralar almış, İran çok fakirleşmişti. Nüfusun %75'i fakirlik sınırının altındaydı.

Savaş döneminde Türkiye'nin İran ve Irak'la ekonomik ilişkileri

Türkiye dönemin başbakanı Turgut Özal'ın çizdiği stratejiyle savaş boyunca hem İran hem de Irak ile ilişkileri geliştirmeye, bir taraftan da savaşta tarafsız kalmaya dikkat etti. Savaş nedeniyle iki ülke de tüketim ürünlerine acil ihtiyaç duyduğundan Türkiye hem İran hem de Irak'a bol miktarda hem kendi üretimini, hem de Batı'dan gelen tüketim mallarını yüksek karlı şartlarda ihraç etti, diğer taraftan bu iki ülkeden piyasa fiyatının altında petrol ithal etti. Böylece 1980'li yıllarda Türkiye'nin yüksek hızda büyümesinde ve gelişmesinde İran ve Irak ile yapılan karlı ve büyük hacimli ticaretin etkisi büyük oldu.

Savaşın ardından İran ile Türkiye'nin ekonomik ilişkileri hem siyasi ve ideolojik sebeplerle hem de İran'ın Türkiye ürünlerine acil ihtiyacının azalması nedeniyle oldukça düştü. Savaşın ardından da yüksek seyreden Türkiye-Irak ticareti ise 1990'da Irak'ın Kuveyt'i işgali üzerine BM'nin Irak'a mutlak bir ambargo koymasıyla sıfırlandı.

Yeni rejimde özel sektör sorunu sürüyor

Devrim ve savaşla ağır yara alan, öncesine göre oldukça küçülen petrol sektörü yeni dönemde de kamu kuruluşu olarak devam etti. Diğer sektörlerde ise kamu ve özel sektörlerin özelliklerini birlikte taşıyan 'Bonyad' isimli kuruluşlar ortaya çıktı ve özel sektörde büyük ağırlık elde etti.

Vergiden muaf olmasının yanı sıra devletten destek alarak ticaret yapan ve hayır kurumu olma iddiasındaki bu kuruluşlarla İran'da haksız bir rekabet ortaya çıktı. Adeta devletin desteklediği isimler özel sektöre karşı vergi ödemeyip, üstelik diğerlerinin vergilerinden destek aldıkları bir sürece girdiler.

Ayrıca bonyadlar verimsiz kullanım ve yolsuzlukla da sık sık eleştirildiler. Ağırlıklı olarak doğrudan dini lidere bağlı bulunan, Devrim Muhafızları'yla derinden irtibatlı bu kuruluşlara bu dokunulmazlıklarla ciddi bir denetim yapılmaması da bonyadlardan şikayet edilen hususların çözülmemesinde önemli etkenler olarak görülüyor. Bonyadların ekonomideki konumu, İran'da özel sektörün güçlenmemesi önündeki en büyük engellerin başında görülüyor.

Böylece Şah rejiminde şikayet edilen hususların başında gelen İran'da özel sektörün zayıflığı, yeni rejimde özel sektörün güçlenmesinin önüne bonyadların engel olmasıyla artmış görünüyor. Kamunun ekonomideki ağırlığı ve denetimsizliği nedeniyle İran'da ekonomideki verimsizlik ve yolsuzluklardan sık sık şikayet ediliyor. 

Rafsancani'nin ekonomik restorasyon dönemi (1989-1997)

Haziran 1989'da Humeyni'nin ölümüyle cumhurbaşkanı Hamaney dini lider olurken meclis başkanı Haşimi Rafsancani cumhurbaşkanı seçildi. 1979-89 döneminin devrimci söyleminin büyük ölçüde sesinin kısıldığı bu dönemde İran, içeride Şah döneminden kalıp çözülmediği gibi savaşla daha da artan sosyo-ekonomik sorunlarına yöneldi.

Fakat petrol fiyatlarının düşüklüğü, petrol dışı sektörlerin gelişmemişliği ve verimsizliği İran'ı ekonomiye dikkat verdiği bu dönemde bile bir ekonomik krizin içine itti. Ekonomik büyüme bu yıllarda genelde sıfır düzeyinde seyretti. Diğer taraftan dini lider Hamaney'e bağlı ekonomik kuruluşların denetimsiz biçimde ekonomideki ağırlığı arttı.

Rafsancani'nin dönemi İran'ın ekonomiye yoğunlaştığı bir dönem olarak bilinse de bu dönemde ekonomik sorunlara çözüm bulunamadı. Sadece Rafsancani'nin ekonominin daha kötüye gitmesini kısmen önlediğini söylemek mümkündür. Diğer taraftan Rafsancani döneminde Avrupalı ülkelerle, özellikle de Almanya ve Fransa'yla ABD baskısına rağmen yapılan anlaşmalar ekonomik meyvelerini Muhammed Hatemi döneminde verecekti.

ABD'nin İran'a ambargo ve yaptırım kararı (1995-1996)

1980'den itibaren ABD İran'a kanunlaşmamış, gevşek bir biçimde ve kontrolsüz bir yaptırım uyguluyordu. 1995 ve 1996'da ABD İran'a yaptırımları sistematikleştirdi. Önce 1995'te çoğu kalemde İran ile ticareti kendi vatandaşlarına yasaklayan ABD, sonrasında 1996'da ABD'li olmayan kişi veya kurumlardan da İran'a 200 milyon doları aşan yatırım yapanlara ticari yaptırım uygulayacağını duyurdu. 2001'de 5 seneliğine, 2006 ve 2016'da 10 seneliğine yenilenen bu karar halen yürürlüktedir.

ABD'nin bu yaptırım kararı İran'a zarar vermekle beraber, sıkı şartlı olmayıp etrafından dolaşmaya müsaitti. Hatta ABD şirketleri de bu karara rağmen prosedürlerinde yaptıkları ayarlarla 2000'li yıllarda İran ile ticaret yaptılar.

Muhammed Hatemi dönemi ve ekonomik gelişme (1997-2005)

Mayıs 1997'de reformist cumhurbaşkanı adayı Muhammed Hatemi, dini liderin desteklediği adayı yenerek cumhurbaşkanı seçildi. Hatemi'nin vaatleri arasında ekonomik sorunlara çözüm de yer almaktaydı. Hatemi'yi destekleyen reformist basın, sık sık ekonomik verimsizlik ve yolsuzluklardan şikayet etmekte ve dini lidere bağlı, genellikle Devrim Muhafızları ve mollalarca yönetilen ayrıcalıklı şirketleri dolaylı bir dille eleştirmekteydi.

1998'de petrol fiyatlarının dip yapmasıyla Hatemi'nin ekonomik kalkınma hamlesi ertelenmiş oldu. İran cari açık verdiği gibi döviz sıkıntısı da çekiyordu. 1999'da Avrupa turuna çıkan Hatemi, Batılı devletlerle ABD yaptırımlarını bypass edecek şekilde Avrupalılar için karlı, İran'ı izolasyondan kurtarıcı anlaşmalar yaptı.

Hatemi'nin reformist çıkışları 1998 ve 1999'da Hamaney ile aralarında ciddi bir gerilime neden oldu. Devrim Muhafızları'nın 1999'da Hatemi'yi aleni olarak görevinden indirmekle tehdit etmesi üzerine Hatemi reformizminin çapını daralttı. Bonyadlara müdahale edemedi. 

Yine de 2000 yılından itibaren Rafsancani ve Hatemi'nin Batılılarla anlaşmalarının etkisiyle İran'a yabancı sermaye taşınmasının sonucu olarak devrimden beri ilk kez istikrarlı bir yüksek büyüme devri başladı. 2003'te Irak Savaşı'yla yüksek seyretmeye başlayan petrol fiyatları da İran rejiminin elini güçlendirdi. Hatemi'nin 2000-2005 döneminde İran önemli bir büyüme, sanayi ve tarımsal üretiminde ciddi bir artış kaydetti.

Mahmud Ahmedinejad döneminde İran ekonomisi (2005-2013)

2005 cumhurbaşkanlığı seçimlerini eski cumhurbaşkanı Rafsancani'ye karşı kazanan Ahmedinejad'ın kazanmasındaki ana faktör ekonomik vaatleriydi.

Devrimin vaadi olan gelir dağılımı eşitsizliği sorununu çözme, sorunun sürmesi nedeniyle bu kez muhafazakar aday Ahmedinejad'ın vaadiydi. Ahmedinejad bu vaadinden dolayı kırsal kesim ve şehirlerdeki yoksul mahallelerden gelen destekle seçimi kazanmıştı. Bununla bağlantılı olarak Ahmedinejad önceki yönetimleri genel anlamda ekonomi yönetiminde başarısız bulduğunu belirtiyordu.

Ahmedinejad'ın ilk yıllarında petrol fiyatlarının yüksekliği nedeniyle İran rejimi devrimden beri görülmemiş bir para bolluğuna sahip oldu, bu gelişme 2008 yılında had safhasına çıktı. Fakat Ahmedinejad döneminde, Hatemi döneminde verimlilik yönünde gelişen süreç tersine döndü, dini lidere bağlı verimsiz ve yolsuzluk dolu olmakla suçlanan ekonomik müesseselerin ekonomideki ağırlığı Ahmedinejadlı yıllarda daha da arttı.

Reformistler ekonomik vaadlerle iktidara gelen Ahmedinejad'ın önceki yönetimler kadar ekonomiyle ilgilenmediğini, petrol fiyatlarının yüksekliğinden kaynaklanan avantajın çarçur edildiğini işlemeye başladılar. Ahmedinejad 2009 seçimlerine girerken ekonomide başarılı olamadığını, özellikle de gelir dağılımındaki eşitsizlik sorununu çözemediğini itiraf etti. Bununla beraber 2005-2010 döneminde petrol fiyatlarının yüksekliği nedeniyle İran'ın ekonomik büyümesi devam etti.

Kaynak: Mepa News Akademi

twtbanner-001.jpg

HABERE YORUM KAT

UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.
İlgili Haberler