Antony Loewenstein

Antony Loewenstein

Netanyahu kaybetse bile İsrail'in Filistin'deki soykırım siyaseti sürecek

Netanyahu kaybetse bile İsrail'in Filistin'deki soykırım siyaseti sürecek

İsrail'in eski başbakanı ve bu yılki seçimlerde yeniden başbakanlık hedefleyen Naftali Bennett öfkeliydi.

Bennett, Tahran ile Washington arasında varılan anlaşmanın kısa süre önce duyurulmasının ardından Binyamin Netanyahu'yu sert şekilde eleştirdi ve mevcut başbakanın eşsiz bir fırsatı heba ettiğini savundu.

Bennett, İran'la savaş sırasında cephede İsrail ordusu ve güvenlik güçlerinin "olağanüstü performansını" ve "iç cephede İsrail halkının cesaretini" övdü.

Ancak Bennett'e göre sonuçta "hükümet tüm bunları bir kez daha kalıcı güvenlik kazanımlarına dönüştürmekten aciz kaldı".

Netanyahu'nun siyasi dönemi, ülke tarihinin en uzun siyasi dönemlerinden biri oldu. Onun işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze'ye yönelik vizyonu, Filistin halkının hedeflerini ezmek ve onları sürekli olarak ikinci sınıf statüyü kabul etmeye zorlamak üzerine kuruluydu.

Netanyahu uzun süredir İran'a karşı askeri bir kampanya istiyordu. Eski ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da onun, onlarca yıl boyunca Tahran'ı etkisiz hale getirme ve Tel Aviv'in en baskın devlet olduğu bir Ortadoğu'yu yeniden şekillendirme fikrine "takıntılı" olduğunu doğrulamıştı.

Bazı açılardan Netanyahu bu hedeflerde başarılı oldu. Ancak İsrail'in güvenlik ortamı kırılgan kalmayı sürdürüyor ve ülkeye yönelik küresel destek çökmüş durumda.

Milyonlarca insan Gazze'de canlı yayınlanan bir soykırımı izlemişken, faşistler ve aşırı sağ dışında dost edinmesi zor.

Statüko siyaseti

Bazı İsrail yanlısı yorumcular, ABD-İran anlaşmasının İsrail için yıllar sürecek bir istikrarsızlık doğuracağından korkuyor. Bunlardan Haviv Rettig Gur, sahte bir kibirle şöyle yazıyor:

"Nükleer silahların tozunu alın. Belki birini herhangi bir yerden çok uzakta bir yerde test edin. Önleyici sistemlerin üretim hatlarını 4 katına çıkarın, Mossad ve Hava Kuvvetleri'nin büyüklüğünü 2 katına çıkarın. Ve hayır, Hizbullah'ın nefes almasına bir saniye bile izin vermeyin."

Yine 1960'lardayız. İsrail'in yeniden birkaç on yıllık barış elde edebilmesi için birkaç düşmanı daha yenmesi gerekecek."

Bir başka kullanıcının daha hayalci paylaşımında ise şu ifadeler yer aldı:

"Bence İsrail Amerika ile bağlarını tamamen koparmalı. Artık istihbarat paylaşımı yok. Teknoloji paylaşımı yok. Hiçbir şey yok. Temiz bir kopuş."

Bu çıplak gerçeklere bakarak Netanyahu'nun muhtemel herhangi bir halefinin farklı bir gelecek tasavvur etmek isteyeceğini düşünebilirsiniz. Ama yanılırsınız.

Yaklaşan İsrail seçimleri için tahminde bulunmak hala çok erken. Siyasi pozisyon alma süreci devam ediyor ve ana akımda statükonun sürdürülmesine karşı tutarlı bir argüman ortaya koyan çok az ses var. Ancak Netanyahu sonrası muhtemel dönem, eğer gerçekten kaybederse, bugüne dikkat çekici ölçüde benzeyebilir.

Sözde solcu Demokratlar Partisi'nin lideri Yair Golan'ın, Netanyahu'yu Hamas'ı, Hizbullah'ı ve İran İslam Cumhuriyeti'ni yok etmekte başarısız olmakla suçlamak dışında ülke için farklı bir geleceğe dair söyleyecek pek bir şeyi yok gibi görünüyor.

Bennett ise yakın zamanda İsrail merkezli Zman Yisrael'e verdiği röportajda, dünya görüşünün bir tür Netanyahu çizgisinden pek farklı olmadığını gösterdi. Filistinlilere yönelik yaklaşımını tanımlamak için kullanılabilecek en yumuşak ifade "çatışmayı yönetmek" olurdu. Sanki onlarca yıllık işgal, basmakalıp sözlerle kolayca görmezden gelinebilirmiş gibi.

Yerleşimci grubu Yesha Konseyi'nin eski yöneticisi olarak Bennett, İsrailli yerleşimci hareketine son derece yakın. En iyi ihtimalle, bu hareketin en aşırı ve şiddet içeren bazı faaliyetlerini biraz dizginleyebilir.

Ancak herhangi bir Filistin bağımsızlığına ya da egemenliğine giden bir yol yok. Haaretz yazarı Amira Hass'ın özlü biçimde açıkladığı gibi nihai hedef, Filistinlilerin tamamen Ürdün'e, Lübnan'a ve Suriye'ye sürülmesi. Hass, bunun "Yahudi Ku Klux Klanı"nın rolü olduğunu yazıyor. Bennett ise en aşırı unsurları zaman zaman kınasa da bu vizyonla tamamen uyumlu.

Son derece yüksek riskler

Tüm bu siyasi gürültü içinde, Filistin'deki Filistinliler açısından durumun ne kadar kırılgan olduğunu asla unutmamak gerekiyor. Yakın zamanda bir sonraki kitabım için araştırma yapmak üzere işgal altındaki Batı Şeria'yı ve İsrail'i ziyaret ettim. Filistinlilerin çoğu zaman korku içinde, siyasi liderlikten yoksun ve yerinden edilme ya da daha kötüsü konusunda endişeli olduğunu gördüm.

Bir gün, ünlü gazeteci Gideon Levy ve fotoğrafçı Alex Levac ile birlikte Batı Şeria'nın güneyinde Mahmari ailesiyle görüştüm. El Mirkaz topluluğu son derece uzak bir yerde bulunuyor. Masafer Yatta bölgesindeki et Tuvani'den kayalık ve engebeli bir yoldan arabayla oraya ulaşmamız 1 saat sürdü.

Yaklaşık 40 kişiden oluşan 4 çiftçi ailesi burada mağaralarda yaşıyor. Yakınlardaki yasa dışı ileri karakollarda yaşayan İsrailli yerleşimcilerin günlük saldırı ve tacizlerine maruz kalıyorlar. Bu uzun saçlı aşırılıkçıların bazılarını yakından gördüm. Yanımıza arabayla geldiler, gülümsediler, güldüler ve hızla uzaklaştılar.

Filistinli sakinler, sıcak çaylarımızı içerken, yerleşimcilerin koyunlarını dövmek, mülklerini tahrip etmek ve kendilerine bölgeyi terk etmeleri için uyarılarda bulunmak üzere düzenli olarak geldiklerini anlattı. Bu şiddet 7 Ekim 2023'ten önce başlamıştı, ancak o tarihten bu yana dramatik biçimde yoğunlaştı.

Kısa süre önce köpeklerinden biri bir yerleşimci tarafından dövüldü. Bu saldırı, İsrail'de viral olan bir videoya yansıdı ve bunun sonucunda köpeğe yönelik nadir bir İsrail hassasiyeti ortaya çıktı, ama Filistinlilere değil. Mahmari ailesi hem memnun hem de şaşkındı. Kendi varlıklarının ana akım İsrail bilincinde hiçbir karşılığı olmadığını biliyorlardı.

Manzara kuru ve çorak. Su yüksek maliyetle kamyonlarla getiriliyor ve çoğu zaman yerleşimciler tarafından durduruluyor. İsrailli insan hakları örgütü B'Tselem'in saha araştırmacılarının rehberliğinde geldiğimizde ürkütücü bir sakinlik vardı. Buradaki aileler, yerleşimciler saldırdığında kendilerini uyarması için kameralar kurmuş. Ancak esasen korumasızlar ve son derece savunmasız durumdalar.

Son birkaç yılda çok sayıda Filistin köyünde olduğu gibi, onların da kapsamlı yerleşimci saldırılarına dayanabilmesi muhtemel görünmüyor. Sonunda ayrılmaya zorlanabilirler.

Bu, işgal altındaki Batı Şeria genelinde yaşanıyor: Filistinlileri topraklarından etnik olarak temizlemeye yönelik kararlı bir strateji. Hızlanan bu felakette riskler bundan daha yüksek olamaz.

Önümüzdeki on yıllarda Filistin'de hiç Filistinli kalacak mı?


Middle East Eye'da yayınlanan bu değerlendirme Mepa News okurları için Türkçeleştirilmiştir. Değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı toplam 245 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
Antony Loewenstein Arşivi