Ahmed Waleed Kakar

Ahmed Waleed Kakar

Pakistan ABD'nin Afganistan'daki vekili mi?

Pakistan ABD'nin Afganistan'daki vekili mi?

Geçtiğimiz Ekim ayında Afganistan ve Pakistan arasında tırmanan gerilim kısa ama şiddetli bir savaşa dönüştü. Pakistan'ın kuruluşuna kadar uzanan temel sorunlara rağmen, son gerilimin temelleri Taliban'ın 2021 yılında Afganistan'da iktidarı ele geçirmesine dayanıyordu.

Bu ele geçirmeden ve kısa bir süre sonra eski Başbakan İmran Han'ın ABD tarafından devrilmesinden bu yana gerilim tırmanıyor. Kabil, İslamabad'ı IŞİD'e sığınak sağlamakla suçladı ve Pakistan'ın Washington ile birlikte Afgan köylerini düzenli olarak bombalamasını ve hava sahasını defalarca ihlal etmesini kınadı. İslamabad, Afganistan'ın yasaklı Pakistan Taliban'ını barındırdığını ve yeniden dirilen grubun Pakistan içindeki saldırılarının artmaya devam ettiğini söyledi.

İnternetteki gerilim daha da yüksekti. Her iki taraftaki insanlar da savaş kaçınılmazmış gibi davranıyordu. Afganlar Pakistan'ı ABD'nin uşağı ve yapay bir devlet olarak nitelendiriyor ve İsrail'e benzetiyor. Pakistanlılar ise onlarca yıldır milyonlarca Afgan mülteciye ev sahipliği yaptıklarını, sabırlarının tükendiğini ve Afganistan'a bir ders verilmesi gerektiğini söyleyerek karşılık veriyor.

Meseledeki ironiyi görmezden gelmek zor. Pakistan uzun zamandır Hindistan'a yönelttiği suçlamaların aynısıyla karşı karşıya. Hindistan Pakistan'ı militanları barındırmakla suçluyor ve sivil hedeflere karşı orantısız bir güç gösterisiyle karşılık veriyordu. Şimdi Pakistan aynı şeyi Afganistan'a yapıyor. Bu aynı eski senaryo, sadece aktörler değişti.

2021 yılında, 20 yıllık ABD işgalinin ve Taliban'ın aniden iktidara gelmesinin ardından, İslamabad'da rahatlama sesleri duyuluyordu. Bu gelen yeni dönemin Pakistan'ın dönemi olması gerekiyordu.

O zamanlar muhalefette olan ve şu anda Savunma Bakanı olan Havaca Muhammad Asıf bile Doha Anlaşması'nı ABD kibrine karşı kazanılmış bir zafer olarak nitelendirmişti. Asıf, "ABD'nin dünyevi bir güce sahip olabileceğini ancak Taliban'ın sahip olduğu ilahi destek sayesinde ABD'nin yenildiğini" söyledi. Gerçi Asıf o zamandan bu yana, şaşırtıcı olmayan bir şekilde, sözlerinden dolayı özür diledi.

Bir de Pakistan istihbarat şefi Faiz Hamid vardı, ele geçirmeden kısa bir süre sonra Kabil'de bir otelin lobisinde geziniyordu. Hiçbir endişe belirtisi göstermedi ve gazetecilere her şeyin "yoluna gireceğine" dair güvence verirkenki tavrı, bu ani değişikliklerin Pakistan tarafından planlandığını düşündürdü. Görünüşe göre her şey yerli yerine oturmuştu. Vekili iktidara dönmüş ve Pakistan'ın etkisi geri gelmişti.

Peki yanlış giden neydi? Görünen yüzün altında, ilişki her zaman zorluydu. ABD işgali sırasında Pakistan Taliban'a göz kulak olmuştu. Bazı olayları görmezden gelmeyi tercih etmiş, ancak çıkarları tehdit edildiğinde başka noktalarda müdahale etmiş ve bu da ABD saldırısı altındaki Taliban liderleri arasında kızgınlığı körüklemişti.

Molla Zaif'in 2001 yılında ABD'ye teslim edilmesi, eski Savunma Bakanı Ubeydullah Ahund gibi yetkililerin gözaltında ölmesi, Üstad Yasir gibi diğer isimlerin ortadan kaybolması ve ABD ile kendi şartlarıyla barış görüşmelerine başlayan şimdiki başbakan yardımcısı Molla Birader gibi komutanların gözaltına alınması yangını körükledi.

Sonra bu etki bir tepki doğurdu. Bu kumar Pakistan'ı felç etti. Toplum kutuplaştı ve 2007'de Pakistan Talibanı'nın kurulması güvenliği daha da kötüleştirdi. Taliban'ın 2021'de yönetimi ele geçirmesinin ardından, Pakistan'ın demokratik yollarla seçilmiş başbakanı İmran Han, silahlı isyan ve Pakistan'ın Washington'ın insansız hava araçlarıyla yürüttüğü savaştaki suç ortaklığı nedeniyle harap olan Pakistan'ın aşiretler kuşağına barış getirmek için, TTP ile Kabil'in ara buluculuğunda bir anlaşma yapmaya çalıştı.

Han'ın vizyonu gerçekleşmedi. Han, 2022'de Pakistan ordusunun suç ortaklığıyla ABD tarafından düzenlenen bir darbeyle devrildi. Bir zamanlar Taliban'ın ele geçirdiği Kabil'de sırıtan Hamid bile ters düştü ve hapse atıldı. Her ülkenin bir ordusu vardır derler, ama Pakistan'da ordunun bir ülkesi var. O zamandan beri çok az şey değişti.

Pakistan'ın meşruiyet krizi daha da derinleşti. Tartışmalı 27. Anayasa Değişikliği, Donald Trump'ın "favori mareşali" olan Ordu Komutanı Asım Munir'e ömür boyu anayasal dokunulmazlık sağlarken, Savunma Kuvvetleri Başkanı'nın (CDF) güçlü makamını oluşturdu. Bu hamle neredeyse geri tepiyordu, Munir'in terfisi, hükümetin siyasi entrika söylentileri arasında son bildirim tarihini kaçırmasının ardından onaylandı.

Bu gecikme Pakistan'ı kısa bir süreliğine, ordunun üstün olduğu ancak yasal olarak yetkilendirilmiş en üst düzey askeri makamın bir süreliğine boş kaldığı bir ülke olmak gibi eşi benzeri görülmemiş ama ironik bir arafta bıraktı.

Dahası, Afganistan'daki yenilgisinin ardından ABD'nin etkisinin azalması, İslamabad'ı Suudi Arabistan'la askeri ittifaklar kurarak ve Gazze'ye yönelik sözde Uluslararası İstikrar Gücü'ne asker göndererek yeniden canlandırmaya çalıştığı itibar arayışına itti. Son olarak Pakistan, Trump'ın "Barış Kurulu"na da katılarak İsrail ile olası bir normalleşmeye açık kapı bıraktı.

Pakistan'daki askeri cunta, Afganistan'ı sorunsallaştırarak ve hangi tarafın ilgisini çekebilirse ona kurbanlık koyun olarak sunarak, kaybettiği bölgesel önemini yeniden kazanabileceğine karar vermiş görünüyor. ABD'nin Yabancı Ajanlar Kayıt Yasası (FARA) kapsamında gizliliği kaldırılan belgeler, Pakistan'ın Trump yönetimiyle ortaklık kurmak ve ABD'nin Afganistan'dan kalan "askeri silah ve teçhizatını geri almak" için aktif olarak lobi yaptığını ortaya koydu.

İki ülke arasında gergin bir ateşkes yürürlükte, ancak söz savaşı devam ediyor ve aralarındaki kilit geçişler kapalı kalıyor. Afganistan, neredeyse düşünülemeyecek bir şekilde, üstünlüğü elinde tutuyor gibi görünüyor. Torham Sınır Kapısı'nın kapatılması kısa vadede Afganistan'a zarar verebilir, ancak Afganistan Orta Asya ile ticaretini çeşitlendirmeye ve Hindistan ile yeni hava koridorunu güçlendirmeye çalışıyor.

Tarihsel olarak parçalanmış durumdaki Afgan toplumu, nefret ettikleri Pakistan ordusuna karşı birleşirken, Pakistan'ın iç çatlakları, ordusu mercek altına alındıkça daha da derinleşti. ABD ile suç ortaklığı yapan cunta, bir zamanlar sahip olduğu dini meşruiyeti kaybetti. Bu durum İslamabad'ın Afganistan'dan, kendi adına TTP'yi kınaması için bir fetva yayınlaması için olağanüstü ve tekrarlanan ricalarda bulunmasına yol açtı.

Pakistan'ın denenmiş, test edilmiş ve başarısız olmuş Afgan muhalefetini destekleme reçetesi yeniden canlandırılıyor. Daha da önemlisi, Pakistan'ın bir zamanlar başarılı bir şekilde yansıttığı "esrarengiz ve gizemli şekilde Taliban'a fısıldayan güç" olma şeklindeki uluslararası imajı paramparça olmaya devam ediyor.

Yine de Durand Hattı'nın kendisi gibi, bu iki ülke arasındaki kan bağı da bir sömürge sınırından çok daha derinlere uzanıyor. Siyasi bir sıfırlanma olmadığı takdirde Pakistan ve Afganistan, ikisinin de göze alamayacağı bir çatışmaya sürüklenme riski taşıyor. Militanların, hava saldırılarının ve de ABD müdahalesinin tehdidi iki tarafın da üzerinde.

Şu anda Pakistan ordusunun Afganistan'a komşu Tirah Vadisi'nde binlerce sivili yerinden edecek yeni bir operasyona hazırlandığı bildiriliyor.

Afganistan'ın meydan okuyan ve kanlı tarihi bir şey öğretiyorsa, o da bu savaşların asla galipler çıkarmadığıdır. Bu savaşlar bölgede sadece daha fazla kayıp, daha fazla keder ve yeniden inşa edilmesi gereken daha fazla yıkım bırakacaktır.


New Arab'da yayınlanan bu değerlendirme Mepa News okurları için Türkçeleştirilmiştir. Değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı toplam 606 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.
Ahmed Waleed Kakar Arşivi