Khaled Al Hroub

Khaled Al Hroub

Trump Gazze'nin enkazından yeni bir küresel düzen çıkarmaya çalışıyor

Trump Gazze'nin enkazından yeni bir küresel düzen çıkarmaya çalışıyor

Amerikan Başkanı Donald Trump tarafından oluşturulan sözde Barış Kurulu, küresel siyasette "Trump Doktrini" olarak adlandırılabilecek şeyin son tezahürüdür. Kurul ve doktrin, Gazze'yi kötücül bir özü kamufle eden bir giriş noktası olarak kullanmaktadır. Gazze'nin sefaleti bir gerekçe olarak kullanılmasaydı, girişimin BM ve uluslararası hukuku zayıflatma ve atlatma girişimi olduğu tüm çıplaklığıyla ortaya çıkacaktı.

Gazze ve Gazze'nin yeniden inşası, devletlerin ve aktörlerin Trump'ın liderliğindeki yeni "uluslararası örgütü" kabul etmeleri ve bu örgüte katılmaları için dünyaya sunulan bir rüşvet ve bahaneden ibarettir.

Önce Amerika

"Trump Doktrini"nin özü, ABD'yi ve çıkarlarını en yakın müttefikleri de dahil olmak üzere diğer tüm çıkarların üzerinde tutan "Önce Amerika" ilkesine dayanmaktadır. Bu yaklaşım, karşılıklı bağımlılığı ya da ortak kazanımları teşvik eden uzlaşma, fikir birliği oluşturma ya da tavizlere çok az yer bırakmaktadır. Bu mantığa göre ABD istediğini alır, diğerlerine ise geriye ne kaldıysa o kalır.

Trump'ın ABD'si, ilan ettiği küresel strateji olan Önce Amerika doğrultusunda her devlete karşı acımasızca hareket etmeye hazırdır. NATO müttefikleri ve AB üyesi devletler de dahil olmak üzere hiçbir devlet ya da taraf muaf tutulmamaktadır.

Her ne pahasına olursa olsun Grönland'ı, belki de daha sonra İzlanda'yı ele geçirme ve trans-Atlantik ittifakını riske atma tehditleri, geçtiğimiz günlerde Davos toplantısında doruğa ulaştığı gibi, dünyayı şaşkına çevirdi.

Bu kuralın tek istisnası İsrail'dir. MAGA'nın kendi saflarında bile yükselen pek çok eleştirmen, mantığın "Önce İsrail" olduğunu savunuyor.

Trump Doktrini'nin bir diğer parçası da Ortadoğu ve Güney Çin Denizi'ni de kapsayan geniş etki alanıdır. Pratikte Trump'ın uygun gördüğü her bölgeyi kapsamaktadır. Bu geniş bakış açısıyla doktrin, Çin ve Rusya'nın olası küresel yükselişini engellemek için tasarlanmış saldırı stratejilerini benimsemektedir. Özünde doktrinin asıl amacı Amerika'nın tek kutuplu dönemini uzatmaktır. Burada, açıklanan hedefler gizli güdülerle iç içe geçmekte, açıkça ifade edilenler ile örtülü kalanlar arasındaki çizgi bulanıklaşmaktadır.

Yine de Çin ve Rusya'nın hayaletleri Trump'ın düşüncelerinde büyük yer tutuyor. Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu kaçırmaya yönelik kaba girişiminde ve Grönland'ı ele geçirme arzusunda Trump bir kez daha Çin-Rusya söylemini kullanarak, her iki ülkenin de ABD'nin yakınında ya da etki alanında varlık göstermesine izin verilmeyeceğini açıkça ortaya koyuyor.

Küresel zenginlik arzusu Trump Doktrini'nin bir başka unsurudur. İster zorlayıcı ekonomik tedbirler isterse kaba askeri güç yoluyla olsun, mümkün olan her yerde küresel zenginlik üzerinde kontrol sağlamaya yönelik amansız bir dürtü vardır.

Bu durum, ABD ile ticari ilişkilerini sürdüren çoğu ülkeye uygulanan bir dizi gümrük vergisi rejiminde ve yine Trump'ın Körfez ülkelerine yaptığı ve ABD pazarına büyük yatırımlar yapmaları için baskı uyguladığı ziyaretlerde açıkça görülmüştür.

Amerikan güçleri İran'ı vurmak ya da teslimiyete yakın bir anlaşmayı imzalamaya zorlamak için Körfez'de sürekli yığınak yapıyor.

Tüm bunlar, uluslararası hukukun, Birleşmiş Milletler'in ve Trump'ın Amerikan hedeflerine ulaşmasının önünde duran her türlü küresel normun bypass edileceği ya da göz ardı edileceğine dair açık sözlü ve özür dilemeyen beyanların ortasında gerçekleşiyor. Yakın zamanda ve bir kalem darbesiyle Trump 66 BM anlaşması, sözleşmesi ve kurumundan çekildi.

Bu unsurlar birlikte ele alındığında, Trump Doktrini'nin bir özelliği daha ortaya çıkıyor: İran'a karşı mevcut restleşmede olduğu gibi küresel gerilim ve öngörülemezlik. Bu düzenlenmiş belirsizlik ve korku durumunda hem müttefiklerin hem de düşmanların dengesi bozulur. Siyasi düzensizlik her tarafa yayılarak devletleri savunma pozisyonuna geçmeye zorlar, yeni koşulları kabul ederek ya da ittifakları yeniden şekillendirerek baskıyı savuşturmaya çalışırlar. Bunu yaparken de Amerikan etkisi ve genişlemesi için yeni ufuklar açılır.

Savaş Kurulu

Retorik ve kozmetik dil bir yana, bu "Savaş Kurulu" Trump Doktrini'ni küresel ölçekte uygulamak için başlıca girişim gibi görünüyor. Tüzüğü, hedeflerinin Gazze'nin çok ötesine uzandığını açıkça ortaya koymaktadır. Özünde, BM'nin ve "çok sık başarısızlığa uğrayan kurumlar" olarak adlandırdığı kurumların yerine geçecek alternatif bir uluslararası örgüt kurmayı amaçlamaktadır.

Kurul, Amerika'nın yeni sömürgecilik projesini küresel barışa hizmet eden bir misyon olarak yeniden çerçevelemeye çalışmaktadır. Zorbalık ve baskı yoluyla, sözde "üye devletler", Washington tarafından dikte edilen ve uzlaşmaya dayalı barış girişimleri olarak çerçevelenen politikaları onaylamaları için baskı altına alınacaktır. Örneğin ABD Küba ya da İran'a saldırmaya ya da işgal etmeye karar verirse, bu tür bir saldırganlık Kurul tarafından dünya barışına bir katkı olarak sunulacak ve Amerikan çıkarlarının hizmetinde kullanılan çıplak güç gerçeğini maskeleyecektir.

Kurul'un Gazze'nin yeniden inşasını seferber edeceği ve denetleyeceği iddialarıyla Gazze bu projenin ön saflarına yerleştirilmiştir. İnandırıcılık hissi oluşturmak için Gazze'de muhtemelen bir avuç kozmetik ve medyanın ilgisini çekecek proje yürütülecektir. Ancak Kurul'un Gazze'ye yönelik planları, Gazze Şeridi'nin Kurul'a dair bir "hayırseverlık" izlenimi verecek bir görüntüden başka bir şey olmadığını ortaya koyan çok sayıda gülünç unsur içermektedir.

Bu planlar İsrail'i Gazze'deki yıkım ve soykırımın sorumluluğundan kasıtlı olarak muaf tutmakta, Filistinlilerin kendi geleceğini tayin hakkından sembolik dahi olsa hiç söz etmemekte, Gazze ile Batı Şeria arasındaki siyasi ayrımı pekiştirmekte ve Filistinlileri kendi gelecekleriyle ilgili kararlara katılmaktan tamamen dışlamaktadır.

Bunun yerine Savaş Kurulu, UCM tarafından hakkında tutuklama emri bulunan bir savaş suçlusu olan Binyamin Netanyahu'yu, yıkımına önayak olduğu halkın geleceğini belirlemeye davet etmiştir.

Savaş Kurulu büyük olasılıkla iki senaryoyla karşı karşıya kalacaktır. Birincisi, sessizce tarihin kenarlarında kaybolması, Trump tarzı bir başka medya gösterisi olarak hatırlanması, gürültülü, provokatif ve kısa ömürlü olmasıdır. Bu anlamda Trump'ın 2020'de kamuoyuna duyurduğu ve somut sonuçlardan çok manşetlere konu olan "Yüzyılın Anlaşması"na benzeyecektir.

Kurul'un tasarımı onu Trump'ın kendisinden ayrılmaz kılıyor. Resmi olarak Kurul Başkanı olarak atanan Trump, denetlenemez bir yetkiye sahip: Üyeleri tek başına davet edebilir ya da görevden alabilir, tüzüğü yorumlayabilir, anlaşmazlıkları karara bağlayabilir ve kurumu istediği zaman feshedebilir. Özünde, Kurul bir kurum olarak değil, tek bir kişinin uzantısı olarak yapılandırılmıştır.

Ancak daha tehlikeli bir senaryo, Kurul'un öngörülen kısa ömründe değil, küresel siyasete getirdiği fikirlerde yatmaktadır. Örgütün kendisi çökse bile, temel kavramları varlığını sürdürebilir, Amerikan siyasi kültürüne sızabilir ve gelecekteki liderleri agresif, tek taraflı modelini benimsemeye teşvik edebilir.

Bu da temel bir soruyu gündeme getiriyor: Trump Doktrini sadece geçici bir başkanın kendine has özelliklerini mi yansıtıyor, yoksa ABD politikasının daha derin ve uzun süredir devam eden, yumuşak diplomasi katmanlarının altında uzun süredir gizlenen, canavarın dişlerini pratik gülümsemelerle maskeleyen bir özünü mü ortaya çıkarıyor?

Bu nedenle şüphecilik ve derin endişe haklı ve gereklidir. Trump Doktrini, ABD stratejisinde yapısal bir değişime işaret ediyor gibi görünmekte ve dönemsel kesintilerden ziyade sürekli bir çatışma tarzına işaret etmektedir. BM'yi açıkça küçümsemekte, uluslararası normlara, diyaloğa ya da diplomasiye çok az saygı göstermekte ve bunun yerine kaba bir kovboy zihniyetini canlandırmaktadır. Açık sınırlara hücum eden yalnız bir atlı, atının ulaşabileceği en uzak noktaya bayrağını dikiyor, toprağın sahibi olduğunu ilan ediyor ve bu iddiaya karşı çıkmaya cüret eden herkesi ortadan kaldırmak için kendini güçlendiriyor...


New Arab'da yayınlanan bu değerlendirme Mepa News okurları için Türkçeleştirilmiştir. Değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı toplam 490 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.
Khaled Al Hroub Arşivi