Khaled Al Hroub

Khaled Al Hroub

Avrupa Trump'ın kendisini aşağılamasını hak ediyor

Avrupa Trump'ın kendisini aşağılamasını hak ediyor

Trump ve Netanyahu'nun İran'a karşı tek taraflı savaşında kazananlar ve kaybedenlerin bilançosuna kısa bir bakış, Avrupa'yı "kaybedenler" listesinin en üstüne yerleştirir. Avrupa'ya, kıtaya ağır maliyetler yükleyecek bu savaş hakkında hiçbir şekilde danışılmamıştır.

Avrupa'daki neredeyse her hane, artan gaz ve benzin faturaları yoluyla savaşın etkisini hissederken, Trump 12 Mart'ta Truth Social'da "Amerika Birleşik Devletleri açık ara dünyanın en büyük petrol üreticisidir, bu yüzden petrol fiyatları yükseldiğinde biz çok para kazanırız" diyerek övünmüştür, bunu yaparken sıradan Amerikalıların aynı anda yaşadığı sıkıntıyı da görmezden gelmiştir.

Avrupa üzerindeki etki bununla sınırlı değildir, gübre fiyatlarından taşımacılığa, enflasyondan sigorta maliyetlerine kadar uzanmaktadır. Ayrıca yaklaşmakta olan bir İranlı mülteci krizi ihtimali de söz konusudur. Avrupa'nın kayıplarına, küresel gaz kıtlığından Moskova'nın elde ettiği kazanç da eklenmektedir, özellikle Trump'ın fiyatları dengelemek için "hızlı bir çözüm" olarak Rus gazına yönelik yaptırımları kaldırmasının ardından. Böylece Rusya, Ukrayna savaşı konusunda Avrupa Birliği'nin ortak baskı ve yaptırımlarını zayıflatarak, hayal kırıklığı içindeki AB karşısında bir tur daha kazanmıştır.

Avrupa artık hem güneyden hem de kuzeyden gelen baskılar arasında sıkışmış durumdadır. Daha pragmatik bir siyasetin ve sözde müttefikler arasında daha dengeli karar alma süreçlerinin geçerli olduğu bir dünyada, bu Amerikan/İsrail savaşında Avrupa'nın daha fazla söz sahibi olması zorunludur.

Trump'ın Avrupa Birliği'ne karşı sergilediği kibir, AB liderlerinin onun ilk başkanlık döneminden bu yana benimsediği çekingen politikaların doğrudan bir sonucudur. İster Rusya cephesinde ister Orta Doğu'da olsun, Trump tarzı pervasız kararlar Avrupa için anında sonuçlar doğurmaktadır.

Trump'ın politikalarına boyun eğme şeklinde oluşan bir eğilim, sonunda kıtanın bugünkü marjinalleşmesine yol açmıştır. Zorbalık ve baskı, birçok alanda çekingen bir yatıştırma politikasıyla karşılanmıştır, AB ve dünyanın geri kalanına uygulanan genel yüzde 10 gümrük tarifelerinden, NATO'nun "koruma için ödeme" esasına dayalı işlemsel bir ittifaka dönüştürülmesine kadar.

Bu eğilim, Grönland ve Danimarka egemenliğine yönelik tehditlerle ve Ukrayna konusunda Putin ile yapılan kritik görüşmelerden AB'nin dışlanmasıyla da devam etmiştir. Dolayısıyla ne İran'a yönelik bu savaşın başlatılması ne de Avrupa'nın buna verdiği çekingen tepki yeni bir durumdur.

Özellikle mevcut çatışma açısından bakıldığında, bu felaketin kökeni 2018'de Trump'ın JCPOA'dan çekilmesine kadar götürülebilir. Bu anlaşmanın Avrupalı tarafları, hem Avrupa hem de İran açısından anlaşmanın uygulanabilirliğine dair kendi kanaatlerine rağmen, Amerikan tek taraflılığı karşısında ortak bir duruş sergileyememiştir.

İran'a yönelik savaşın arifesinde yaşanan gelişmeler, Netanyahu'nun yönlendirmesi ve baskısıyla Trump'ın nasıl bir yol izleyeceğini açıkça göstermekteydi. Buna rağmen yaklaşan savaşı engellemek için ciddi bir Avrupa girişimi ortaya konulmamıştır, yakın geçmişte yaşanan acı ve taze tecrübeler, yaklaşan felaketler için bir uyarı olmalıydı.

Mevcut savaşın, benzer gerekçelerle, benzer yöntemlerle ve tüm taraflar için -Avrupa dâhil- benzer yüksek maliyetlerle yürütülen önceki yıkıcı çatışmalar zinciriyle bağlantılı olduğunu görmek için uzman olmaya gerek yoktur. Hikâye değişmemektedir: Amerikan müdahalesi kaosa yol açar, Amerikan askerleri (ve başkanları) sonunda çekilir, parçaları toplamak ve sonuçlarına katlanmak Avrupa'ya (ve belki başkalarına) kalır.

2001 ve 2003'te ABD öncülüğünde Afganistan ve Irak'a karşı yürütülen savaşların ardından, Avrupa ortaya çıkan sonuçların yükünü doğrudan hissetti. Özellikle göç meselesi (ve buna bağlı olarak artan ırkçılık) bu duruma açık bir kanıt sunmaktadır: Resmî istatistiklere göre Avrupa, işgalden bu yana yaklaşık 250.000 Afgan sığınmacıyı kabul etmiştir.

2003'te Irak'ın çöküşü ve sonrasında yaşanan kaos -2014'te IŞİD'in ülkenin bazı bölgelerini kontrol etmesi dâhil- sonucunda, Eurostat ve UNHCR verilerine göre Avrupa yaklaşık 1.45 milyon Iraklıyı kabul etmiştir. Ayrıca, Suriye'de Esed rejimine karşı başlayan ayaklanma sırasında ABD'nin etkisiz kalması, krizin uzamasına yol açmış ve milyonlarca Suriyeli mültecinin Avrupa'ya ulaşmasına neden olmuştur, bu ülkelerden çok daha az sayıda kişi ise ABD'ye ulaşabilmiştir.

93 milyon nüfusu ve çok çeşitli etnik yapısı olan İran'ın, İsrail'in nihai olarak arzuladığı şekilde parçalanması durumunda, önceki göç dalgaları bunun yanında küçük kalabilir. Bu yıkıcı savaşların asıl mağdurlarının Orta Doğu halkları ve onların geleceği olduğu özellikle vurgulanmalıdır, ancak bu metinde Avrupa'ya olan maliyetin öne çıkarılması, Avrupa'nın pervasız Amerikan politikaları karşısındaki aşağılanmışlığı ve etkisizliği temasının bir parçasıdır.

Avrupa, Amerika'nın dâhil olduğu her alanda değerler cephesinde de zemin kaybetmektedir. İspanya, İrlanda, Belçika ve Slovenya gibi bazı istisnalar dışında, çoğu AB hükümeti Gazze'deki soykırım konusunda skandal bir şekilde suç ortaklığı yapmış, ABD'nin çizgisini takip ederek İsrail'i desteklemiştir.

İsrail ordusunun on binlerce Filistinliyi öldürmesine ve Gazze Şeridi'nin neredeyse tamamen yıkılmasına rağmen, birçok AB ülkesi ABD politikasını yansıtarak İsrail'e silah tedarik etmeye devam etmiştir. Avrupa Birliği ise, Trump'ın Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne saldırılarını ve Netanyahu hakkında çıkarılan tutuklama kararı nedeniyle hâkimleri ve ailelerini hedef almasını sürdürdüğü süreçte utanç verici biçimde sessiz kalmıştır.

Ekim 2025'te ilan edilen sözde ateşkesten sonra, günlük ortalama beş Filistinlinin öldürüldüğü saldırılar devam etmesine rağmen, Avrupa Birliği hareketsiz kalmıştır. Şubat ortasına gelindiğinde, ABD aracılığıyla varılan ateşkesin İsrail tarafından 1.600'den fazla kez ihlal edildiğini rapor edildiği ve bunların 603'ten fazla Filistinlinin ölümüne yol açtığı belirtilmiştir, bunların yarısı kadın ve çocuklardır. AB'nin bu ihlallere dair hatta hafif bir kınama açıklaması yapması bile dört aydan fazla sürmüş, yalnızca İspanya, İrlanda ve Slovenya münferit olarak bu ihlalleri kınamıştır.

Bunun yanı sıra, Trump'ın Birleşmiş Milletler'i fiilen devre dışı bırakarak ve uluslararası normlara meydan okuyarak "Barış Kurulu" adı verilen yapıyı alternatif olarak ortaya koyduğu süreçte de AB geri planda kalmıştır.

AB, mevcut savaşta İranlı siviller konusunda da benzer bir kayıtsızlık sergilemiştir. Minab şehrindeki bir kız okulunda en az 165 öğrencinin ABD/İsrail saldırılarıyla öldürülmesini İrlanda ve İtalya kınamış olsa da, AB ortak bir açıklama yapmamıştır. Yazının kaleme alındığı ana kadar ABD ve İsrail saldırılarında hayatını kaybeden yaklaşık 1.500 İranlı sivil, Avrupa'nın dikkatine veya kınamasına değer görülmemiştir.

Daha geniş ölçekte ise AB, savaşın açık şekilde uluslararası hukuka aykırı olması konusunda hiçbir şey söylememiş, dolaylı olarak Amerikan ve İsrail tek taraflılığını uluslararası hukukun aleyhine desteklemiştir. Savaşın, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi onayı olmadan başlatılması ve yürütülmesi görmezden gelinmektedir.

Trump'ın (ve İsrail'in) politikaları karşısında "kum torbası" olmayı kabullenen pasif bir AB, küresel siyasette giderek etkisizleşme yolunda ilerlemektedir. Bazıları bu çekingen yaklaşımın, öngörülemez ve baskıcı bir Amerikan başkanını idare etmeye yönelik geçici bir strateji olduğunu ve onun görev süresi sona erdiğinde Avrupa'nın daha aktif bir rol üstleneceğini savunabilir.

Ancak tehlike şudur ki, o zamana gelindiğinde Avrupa'yı ve diğerlerini "Trump tarzı" baskı altına almanın yeni bir yolu çoktan çizilmiş olabilir. Gelecekteki Amerikan başkanları da bu yolu izlemeye yönelebilir, Atlantik'in ötesinde şekillenen, içe dönük "Önce Amerika" milliyetçi söylemi ve stratejisini temel alabilir, sağ ideolojiler ve dinî fanatizm dalgalarıyla beslenen bu yeni çizgiye bağlı kalabilirler.

Toplu ve bilinçli bir karşı duruş sergilenmediği takdirde, bu çizgi her yöne doğru genişlemeye devam edebilir, Avrupa'nın hareket alanını belirler, onu daha da edilgen hâle getirir ve Avrupa'nın siyasi etkisini daha da aşındırır.


New Arab'da yayınlanan bu değerlendirme Mepa News okurları için Türkçeleştirilmiştir. Değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı toplam 494 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.
Khaled Al Hroub Arşivi