İsrail'in Lübnan'daki yol haritası ne?
Fransa'nın, İsrail'in Lübnan'a yönelik savaşını sona erdirmek için Lübnan'ın İsrail'i tanımasını da içeren bir plan önerdiği bildiriliyor. Plan, iki ülkenin sınır hattında barış için gerekli koşulları oluşturmak üzere karşılıklı adımlar atmasını, özellikle Hizbullah'ın İsrail'e yönelik saldırılarının sona erdirilmesini ve 2006 tarihli Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararının uygulanmasını kapsıyor.
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, iki ülke arasındaki sınırda "güvenlik ve istikrar" şartlarını oluşturmak amacıyla İsrail devletiyle doğrudan görüşmeler yapılması çağrısında bulundu. Başbakan Nevvaf Selam da bunu defalarca dile getirdi, en son 19 Mart'ta ABD Başkanı Donald Trump'a -sanki İsrail liderleri üzerinde etkisi varmış gibi- ülkesinin müzakerelere hazır olduğunu ifade etti.
Lübnan'ın, ulusal uzlaşıyı sağlamak amacıyla ülkenin dört büyük dinî grubundan -Hristiyanlar, Sünniler, Şiiler ve Dürziler- birer temsilcinin yer alacağı bir müzakere heyeti kurmayı planladığı da belirtiliyor. Ancak şu ana kadar Şii blok olan Hizbullah ve Emel Hareketi bu teklifi reddetti. Emel lideri ve Meclis Başkanı Nebih Berri, müzakerelerin ancak bir ateşkes sağlandıktan ve ülkenin güneyinden yerinden edilen insanların evlerine dönmesinden sonra yapılması gerektiğini ifade etti.
İsrail ise bu teklife olumlu bir yanıt vermedi ve Hizbullah'ı ortadan kaldırma konusundaki ısrarı nedeniyle müzakereleri değerlendirmesi de pek olası görünmüyor. Mart ayı başından bu yana yürütülen askerî operasyonlarda 1.200'den fazla kişi hayatını kaybetti, 2.700'den fazla kişi yaralandı. Ülkenin güneyinden ve Beyrut'un güney banliyölerinden bir milyondan fazla insan yerinden edildi.
İsrail'in Hizbullah'ı yok etme şeklinde ilan ettiği hedef, Güney Lübnan'ı sakinlerinden arındırmaya yönelik bir planla yakından bağlantılı. İsrail ordusu, güneydeki kasabalar ile Beyrut'un güney banliyölerindeki sivillere sürekli tahliye çağrıları yapıyor, bu çağrıların ardından ise Hizbullah'a ait olduğu iddia edilen mevziler ve silah depoları hedef alınıyor.
Bu tahliye çağrılarının ardından, güneyi ülkenin geri kalanına bağlayan köprüler hedef alındı. Bunun sözde amacı Hizbullah'ın ikmal hatlarını kesmek olsa da, aynı zamanda yerinden edilenlerin geri dönüşünü engellemeye yönelik olduğu da açık. 16 Mart'ta, Gazze'deki İsrail operasyonlarına atıfta bulunan Savunma Bakanı Israel Katz, yüz binlerce Güney Lübnanlı sakinin, sınır yakınındaki İsrail yerleşimlerinin güvenliği sağlanana kadar evlerine dönmelerine izin verilmeyeceğini açıkladı.
Bu tür bir şart, Güney Lübnan'ın geleceğini belirleme yetkisini yalnızca Katz'a ve İsrail'in güvenlik yapısı içindeki diğer isimlere bırakıyor, bu durum bölgedeki Lübnanlı sivillerin, geçim kaynaklarının ve geleceklerinin aleyhine sonuçlar doğuruyor.
Ayrıca İsrail'in, yerinden edilenlerin geri dönüşünü caydırmak amacıyla Güney Lübnan köylerine yoğun herbisitler püskürttüğü de belirtiliyor. Bu "yakıp yıkma" politikası, İsrail'in en azından Lübnan toprakları içinde bir tampon bölge oluşturmasının önünü açıyor, birçok kişi bunun açık bir işgalin başlangıcı olacağını düşünüyor. Nitekim İsrail'in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Lübnan ile İsrail arasındaki mevcut sınırın yaklaşık 25–30 kilometre kuzeyinde yer alan Litani Nehri'nin iki ülke arasındaki uluslararası sınır olması gerektiğini ifade etmişti.
Ayrıca bazı İsrailli siyasetçiler Güney Lübnan'a yerleşim kurulması çağrılarını yinelerken, Mart 2024'te bölgede sivil yerleşimi teşvik etmek amacıyla Uri Tzafon adlı yerleşimci hareketi kuruldu. Aşırı sağcı Itamar Ben-Gvir'in Yahudi Gücü Partisi'ne mensup milletvekili Yitzhak Kroizer de kısa süre önce kamuoyuna açık bir şekilde, Litani Nehri'ne kadar olan Güney Lübnan'ın sakinlerinden arındırılması ve İsrailliler tarafından yerleştirilmesi gerektiğini ifade etti.
Bu şartlar, İsrail'in tutumu ve hedefleri göz önüne alındığında, Başbakan Benjamin Netanyahu ve sağcı hükümeti Lübnan ile müzakere etme fikrini neden değerlendirsin ki? İsrail böyle bir durumda, Güney Lübnan üzerinde kontrol kurma hedeflerinden ve onlarca yıldır sürdürdüğü Hizbullah'ı tamamen askerî olarak tasfiye etme amacından fiilen vazgeçmiş olur.
Ayrıca İsrail, Trump yönetiminin kendisine sağladığı geniş hareket alanıyla Lübnan, Suriye, İran ve diğer bölgelerde istediğini yapabileceği bir fırsata sahip. ABD'nin şu anda İran'a karşı yürüttüğü savaş da bu durumu pekiştiriyor. Bu nedenle İsrail'in Lübnan ile barış arayışında olduğu değil, kuzey komşusu üzerinde tam hâkimiyet kurmayı hedeflediği anlaşılıyor.
Buna karşılık, Lübnan'ın İsrail ile çatışmaları sona erdirmek için müzakere edebilmesi, Lübnan hükümetinin Hizbullah üzerinde kontrol sağlayabilmesini, onu İsrail'e karşı askerî faaliyetlerini durdurmaya zorlayabilmesini ve silahlarını devlete teslim ettirebilmesini gerektiriyor. Ancak mevcut şartlarda bu hedeflerin gerçekleşmesi mümkün görünmüyor.
Şu bir gerçektir ki, Lübnan devleti ve hükümetinin Hizbullah'a dair beklentileri bugün, birçok kişinin tahmin ettiğinden daha ileri bir noktada. Hizbullah ise, İsrail ordusuna karşı durabilecek ve Lübnan'ın egemenliği ile toprak bütünlüğünü savunabilecek tek gücün kendisi olduğunu savunuyor, bu nedenle silahlarını ve operasyonel bağımsızlığını korumakta ısrar ediyor.
ABD-İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaş kesintisiz devam ederken, İran Devrim Muhafızları'nın bir tür yedek gücü olarak görülen Hizbullah'ın silah bırakması veya İsrail'e karşı faaliyetlerini durdurması pek olası görünmüyor. Nitekim İsrail'in İran ve Lübnan'a yönelik savaşı, Hizbullah'ın silahlarını Lübnan devletine devretmesi yönündeki tüm tartışmaları -eğer böyle bir ihtimal gerçekten söz konusu olduysa bile- fiilen sona erdirdi.
Bu durumda Lübnan, bugün güneyini sakinlerinden arındırmayı ve uzun süreli kontrol altına almayı hedefleyen, ısrarlı ve saldırgan bir İsrail politikasının adeta rehinesi hâline gelmiş durumda. Bu yaklaşıma göre, Hizbullah'ın ortadan kaldırılması söylemi, yüz binlerce Lübnanlı köylünün yerinden edilmesini meşrulaştıran bir araçtan ibaret, böylece Yahudi yerleşimciler için Filistin dışındaki alanlarda yeni yerleşim imkânları oluşturulması hedefleniyor.
New Arab'da yayınlanan bu değerlendirme Mepa News okurları için Türkçeleştirilmiştir. Değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.