1. YAZARLAR

  2. Alessandra Bajec

  3. Otokrasi ve ekonomik kriz kıskacındaki Tunus'ta siyasi çöküş
Alessandra Bajec

Alessandra Bajec

Ortadoğu ve Kuzey Afrika uzmanı gazeteciYazarın Tüm Yazıları >

Otokrasi ve ekonomik kriz kıskacındaki Tunus'ta siyasi çöküş

A+A-

Tunus, Başkan Kays Said’in parlamentoyu lağvetmesinin ardından ülkedeki demokrasiyi tehlikeye atan ve sürekli daha kötüye gitmekte olan ekonomik krizden çıkış yollarını tıkayan ve tırmanmaya devam eden bir siyasi kaosa sürüklendi.

Başkan Kays Said’in, Tunus parlamentosunu, geçtiğimiz yaz askıya almasının üzerinden sekiz ay sonra bu sefer de lağvetmesiyle Kuzey Afrika ülkesinde yaşanmakta olan siyasi ve kurumsal kargaşa daha da derinleşti. Bu hamle, Said’in ülkedeki siyasi sistemin tamamen yeniden yapılandırarak Tunus’u otokrasiye doğru giden riskli bir yola sokma niyetinin yeni bir göstergesi oldu.

Said’in son dönemde aldığı, gittikçe daha da otoriter kimliğe bürünen kararların sonuncusu olan bu ani hamle, yeterli çoğunluğa sahip milletvekilinin, parlamentonun askıya alınmasına meydan okuyarak online ortamda ülkenin başındaki kişinin tek adam olarak hükmetmesinin önünü açan “başkanlık kararlarının” iptali için oylama yapmasının ardından geldi.

"Devletin bağımsızlığı ve bekası bahanesi"

Said bu kararını, devletin “bağımsızlığı ile bekasının” ve de “anayasaya saygı duyulmasının” garantörünün devletin başındaki şahıs olduğuna işaret eden Tunus anayasasının 72. Maddesine dayandırarak haklı göstermeye çalıştı. Ancak aynı anayasanın 80. Maddesine göre de devlet başkanının “olağanüstü güçlere” sahipken parlamentonun lağvedilmesinin hukuka aykırı olacağı beyan edilmektedir.

Başkan Said geçtiğimiz yılın 25 Temmuz gününden bu yana yaptığı hamlelerle yasama ve yürütme güçlerini kendine aktardı ve Said’in muhaliflerinin bir darbe olarak nitelendirdiği bir kararla bağımsız hukuk konseyini de lağvederek 2011’deki Arap Baharı olaylarının doğum yeri olan Tunus'taki demokrasiyi tehdit altına aldı. Kays Said, 22 Eylül tarihinde imzaladığı “başkanlık kararı” ile 2014 Anayasasının çoğunun askıya aldı ve tepeden inme bir kararname ile kendi kendini iktidar ilan etti.

Parlamentonun lağvedildiği ilanından kısa bir süre sonra Başkan, online oturuma iştirak eden 121 milletvekili hakkında “devlet güvenliğine karşı komplo kurmak” suçlamasıyla soruşturma açılması emri verdi. Bunun üzerine milletvekilleri anti-terör polisi tarafından sorgulanmak üzere karakollara çağrılmaya başlandı.

Said’e her geçen gün daha fazla sayıda siyasi partinin muhalefet etmeye başladığı şu günlerde başkanın kendisine karşı çıkanlara karşı yürüttüğü baskı politikasına hız verdiği, parlamento üyelerinin yarısından fazlasına yönelik sonu idam cezasına varma ihtimali bulunan bir şekilde toplu olarak hukuki işlem yapılmasıyla netleşti.

Tunus halkının bir kısmı seçilmiş milletvekillerine güvenmedikleri için Said’in yasama organını lağvetme kararını sevinçle karşılarken birçok insan da kendisini sürekli daha fazla güce el koyduğu için eleştirmeye devam etmektedir.

Başkan, geçtiğimiz temmuz ayında halk tarafından pek sevilmeyen ve kendisinin de yıllardır ülkedeki siyasi felç ortamı ve ekonomik duraklamanın müsebbibi olarak suçladığı parlamentoyu askıya aldığını açıkladığında bu gelişme halk nezdinde büyük destek görmüştü.

"Yeni bir anayasa"

Said hala halkın desteğini elinde bulundursa da batmakta olan bir ekonomi ve yükselen gıda fiyatlarının etkisi iyice hissedilmeye başladığından bu yana halk arasında bu sorunlar dururken kendisinin anayasayı yeniden yazma projesine odaklanması eleştirilere neden oldu.

Yeni bir anayasa hazırlama projesi kapsamında ocak ayında ulusal çapta başlatılan e-danışma girişimine ülkedeki seçmenlerin sadece %5’inin katılım göstermesi, siyasi yozlaşmayı bitireceğine ve ekonomik büyümeye öncelik vereceğine dair vaatlere rağmen şu ana kadar ülkenin içinde bulunduğu kötü durumu iyileştirmeyi başaramayan Said’in halk arasındaki popülaritesinin düştüğü ve memnuniyet oranlarının gerilediği yorumlarına yol açtı.

Tüm bunlara ilaveten, Tunuslular son haftalarda aylıkların geç yatırılması, buğday bazlı gıdalar ve ilaçlarda yaşanan kıtlık ile genel olarak hızla artmaya devam eden gıda fiyatları nedeniyle zor günler geçirmektedir.

Parlamentonun lağvedilmesi halinde teknik olarak 90 gün içinde yeni bir meclis oylaması yapılması gerekmesine rağmen yaptığı konuşmada Said, 25 Temmuz tarihinde referanduma götürülecek yeni bir anayasa hazırlama planından sapmayacağını ve daha önceden söylediği gibi parlamento seçimlerinin de 17 Aralık tarihinde yapılacağını tekrarladı.

Erken seçim çağrıları

Tunus üzerine çalışan uzmanlara göre halihazırdaki ortam göz önüne alındığında bu şekilde seçimler yapılması, özgür ve adil olmayan sonuçlara ve başkanın emrine girecek bir parlamentonun zuhur etmesine neden olacaktır. Ülkedeki birçok siyasi parti ve STK bu nedenle son gelişmeler ışığında üç ay içinde erken seçime gidilmesi gerektiğine dair çağrılarını yineledi.

Said’in parlamentoyu kapatma emri Tunus’un demokratik geleceği üzerinde şüpheler yarattı. Siyasi sistemin nasıl şekilleneceğine dair soruların cevabı, büyük ölçüde sivil toplumun ve diğer büyük oyuncuların başkan ile muhalif cephe arasında bir güç dengesi oluşturulması hususunda ne kadar başarılı olacağına bağlıdır.

Ülkedeki durumu izleyen uzmanlara göre bu süreçte etkin bir rol oynayabilecek kapasiteye sahip oluşumlardan birisi de Said’e verdikleri genel desteğe rağmen bazen kendisini eleştirdikleri de gözlenen UGTT işçi sendikasıdır. Yaptıkları açıklamada başkanın son hamlesini “gerekli” olarak tanımlayan UGTT aynı zamanda Said’in güçleri kendinde toplama faaliyetlerini sonlandırmasını ve demokrasi yolunda devam edilmesini talep etti. UGTT’nin nüfuzu, başkanı ulusal ölçekte bir diyalog girişimi başlatmaya ikna edebilir fakat bu tür bir sürece herkesin davet edilip edilmeyeceğini ancak zaman gösterecektir.

Tunus lideri geçtiğimiz günlerde sadece ülkedeki krizden sorumlu olmayan siyasi partilerle konuşacağını söylemiş ve bu yaklaşım işçi sendikası tarafından reddedilmişti. Said’in tüm siyasi partilerin yanı sıra sivil toplum örgütlerini de kapsayacak şekilde ne çapta pazarlık yapacağı hala belirsizliğini korumaktadır.

UGTT’nin barışma süreci hususunda eli güçlüdür. Tunuslu bir avukat ve insan hakları aktivisti olan Riadh Guerfali, UGTT’nin ulusal yönetim kurulundan ziyade ülkenin her tarafındaki bölgesel ve yerel birimlerinin bu hususta önemli bir rol oynayabileceğini ve “tarafsızlığını koruması halinde, yaşanmakta olan siyasi kriz sürecinde hakemlik görevi üstlenebileceğini” ifade etti.

Uzmanlara göre yaklaşmakta olan yeni dönemde dikkat edilmesi gereken bir diğer değişken de bugüne kadar genelde Said’in hamlelerine destek veren Tunus ordusudur. Devletin başı, her geçen gün daha da yalnızlaştığı bu dönemde arkasını güvenlik güçlerinin desteğine yasladı. Ancak ordu sürekli kendisini desteklediğini dile getirse de “her ne olursa olsun Said’in tarafında kalırız” tarzında bir yaklaşım içinde değildir.

International Interest’in Baş Editörü Sami Hamdi geçtiğimiz hafta gönderdiği sosyal medya mesajında konu ile alakalı olarak “Said’in Tunus parlamentosunu ezmesi için kullanabileceği seçenekler kendisinin iddia ettiği kadar çok değildir. Ordu olası bir darbeye 100% destek vermemektedir. Eğer milletvekilleri baskı altında dayanabilir ve saflarını sıklaştırırsa birlikte Said’i bir köşeye sıkıştırabilirler” ifadesini kullandı.

Ordunun "tarafsızlığı"

Anayasanın 18. Maddesinde açıkça ifade edildiği üzere ordunun “tamamen tarafsız kalması zorunludur.” Fakat, 25 Temmuz'da kapatılmalarından bu yana parlamento binaları güvenlik güçlerinin koruması altında olup seçilmiş milletvekillerinin girişine izin verilmemektedir. Ordunun parlamentoyu tekrar milletvekillerine erişilir kılmaya gücü yeter fakat kimse kesin bir şekilde silahlı kuvvetlerin ne tür bir pozisyon alacağını kestirememektedir.

Guerfali, ordunun siyasi meselelerden uzak durmasının hayati öneme sahip olduğunu ve ortadaki tek “kırmızı çizginin” protestolar yaşanması halinde bunların güç kullanılarak bastırılmasıyla aşılmış olacağını savundu.

Guerfali özellikle şu noktayı bir kez daha vurguladı: “Ordu siyasetten uzak durmalı ve devleti savunma rolünden başka bir işle uğraşmamalıdır. Fakat, başkan tarafından kendilerine protestoculara ateş açılması emri verilirse itaatsizlik etmelidir.”

Sivil toplum kuruluşlarının önde gelen isimleri, ordunun yanı sıra ticaret sendikalarının da nasıl davranacaklarının hala belirsiz olduğunu belirtmektedir.

Geçen hafta yaşanan gelişmelerin Tunus siyaseti içindeki kutuplaşmaların şiddeti arttırma riski taşıması bir yana IMF ile 4 milyar dolarlık kurtarma paketi hususunda bir süredir devam eden görüşmeleri olumsuz etkilemesi de söz konusudur. Bu görüşmelerin başarılı olması beraberinde UGTT’nin kesinlikle karşı çıktığı devlet yardımlarının azaltılması ve kamu sektöründe maaşların dondurulması gibi kemer sıkma politikalarını getirecektir.

Çok sayıda ekonomi uzmanına göre IMF fonlarının kısa süre içinde gelmemesi halinde ülke bir borç krizine sürüklenebilir.

Kredi değerlendirme kuruluşu Fitch, bu yıl Tunus’un kamu borçlarının ülkenin GSMH’sının %84’üne tekabül edeceğini tahmininde bulunarak geçtiğimiz ay ülkenin borç reytingini “çöp” seviyesine düşürdü. Ülke tarihinin en kötü ekonomik krizlerinden birinin yaşanmakta olduğu Tunus’ta birçok sıradan vatandaş temel ihtiyaçlarını temin etmekte dahi sıkıntılar yaşamaktadır.

ABD ve Avrupa

Başta ABD, AB ve üye ülkeler olmak üzere Tunus’un anahtar ortakları uzun süredir Said’e ülkeyi demokratik haline geri döndürmesi çağrıları yapmaktadır. IMF benzeri kuruluşlar da Said’in tarih verdiği anayasa referandumu gelip çatmadan kapsayıcı ve ülkedeki tüm tarafların katılmaya rıza göstereceği bir diyalog süreci talep etmektedir.

Eğer Said bu kapsayıcı siyasi sürece yönelik çağrı ve talepleri dinlememeye devam ederse ülkenin dış ortakları masadaki IMF anlaşmasının önünü tıkayabilir veya direkt olarak engelleyebilir. Özellikle ABD’nin istemesi halinde bu olası anlaşmayı kolayca engellemeye yetecek gücü vardır.

Tunus yönetimi üzerinde ekonomik baskı kurulmasının ayaklarından biri de ikili fonların azaltılması olacaktır. Mesela Avrupa Komisyonu tarafından geçtiğimiz günlerde yapılan açıklamada Tunus’a bütçe desteği kapsamında 450 milyon euro borç verileceğini ilan edildi. Avrupa’dan gelen bu finansal desteğin kaybedilmesi veya IMF ile yürütülen görüşmelerin başarısız olması halinde Tunus halkı büyük bir darbe yiyecektir.

Stanford Üniversitesi bünyesinde Medeni, Özgürlükçü ve Küresel Eğitim kürsüsünde eğitmenlik yapan Nate Grubman, konu hakkında şöyle konuştu: “Kays Said’in geçiş sürecine dair planları uluslararası borç kuruluşları nezdinde endişeler uyandırmaktadır. ABD’nin kurtarma paketini anlaşmasının önünü tıkaması ülke çapında başlayacak gösteri hareketlerinin kıvılcımı olabilir.”

Grubman’a göre ülkedeki sosyal gerilimler kısa ve orta vadede artmaya devam edecek, UGTT başkan için her geçen gün daha da önemli bir ortak haline gelecek ve Said eninde sonunda ülkenin sorunlarını konuşmak için masada olması gereken tüm taraflarla diyaloğa geçmek zorunda kalacaktır.

“Tunusluların gelinen noktada başkanın ortadaki sosyal ve ekonomik meseleleri nasıl çözeceğini her geçen gün daha çok merak etmeye ve kendisinin siyasi projesine yönelik hevesin sönmeye başladığı gözlemlenmektedir. Bu hava, Batılı güçlerin Said’in hamlelerini eleştirmeleri için biraz fazladan alan yaratmaktadır.”

Grubman’a göre her ne kadar büyümeye devam ediyor olsa da muhalefetin kendi arasında bölük olması ve şu ana kadar henüz Said’in planına karşı “güvenilir ve arkasına geniş destek alan bir alternatif” üretememesi Batılı devletlerin Said üzerinde baskı kurmasını zorlaştırmaktadır.


Alessandra Bajec tarafından kaleme alınan ve The New Arab'ta yayınlanan bu değerlendirme Mepa News okurları için tercüme edilmiştir.

Değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı toplam 1202 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.