Dr. Mehmet Sürmeli

Dr. Mehmet Sürmeli

Kitlesel irtidatların hesabını kim verecek?

Kitlesel irtidatların hesabını kim verecek?

Yüce Allah Kendisini zatında, sıfatlarında, isimlerinde ve fiillerinde tek ve eşsiz oluşuyla tanıtmıştır. Tevhid de budur. Şayet tevhidi isimler üzerinden ifade edersek; “Allah” lafza-ı celali özel bir isimdir ve “Hak” olan ilaha delalet eder. “Esmay-ı hüsna” dediğimiz, Allah Teâlâ’nın en güzel isimlerinin hepsinin anlamını içerisinde bulundurur. [1]

Lisan bakımından, Lafza-ı celalin birtakım özellikleri vardır. Bu ismin ikili ve çoğul hâli yoktur. “Allah” lafzı, bütün Kur’an-ı Kerim’de 2697 defa geçmektedir. İslâmî geleneğin sıralamasına göre ilk kırk surede “Ulûhiyet”, “Allah” isminden daha çok muzaaf durumuyla “Rabb” ismi getirilerek ifade olunmuştur. Kur’an-ı Kerim’in tümünde ifade olunan “Allah” isminin, Mekkî ve Medenî surelere dağılış nispeti, yaklaşık şöyledir: Mekkî surelerde %35-40, Medenî surelerde %60-65 oranındadır.

Mekkî surelerde “Allah” isminin daha az kullanılmasındaki sebep; müşriklerin de Allah’ı (c.c.) var kabul etmelerine[2] rağmen O’nu fonksiyonel olarak kabullenmeyişlerdir. Müşrikler, Allah Teâlâ’yı, “âlemi yarattıktan sonra istirahate çekilen bir varlık, bir ilk muharrik” olarak kabul etmişlerdir. Bu düşüncelerinde daha çok Aristo felsefesi etkindir. Bu açıdan Kur’an-ı Kerim, tevhidi Mekkelilere Allah Teâlâ’yı işlevsel olarak tanıtan “Rab” ismiyle anlatmıştır.

Tevhidin emretme boyutunu muhtevi Rab ismi; Kelime olarak fail için müstear olan bir mastardır. Kur’an-ı Kerim’in geldiği sırada, bu kelime Arapçada; “İtaat olunan efendi [3], herhangi bir durumu düzelten kimse, bir şeyin maliki” anlamlarını ifade ediyordu. İslâm’da ise “Benzeri olmayan efendi, verdiği nimetleri ile mahlûkatın durumlarını düzelten, yaratma ve emretmenin sahibi [4]” demektir. Ayrıca malik [5], terbiye eden, idare eden, kemale erdiren, in’am eden, kayyum, bir şeyin üzerinde hak sahibi olan manalarına da gelir. Dil bilimciler, “terbiye” etmekten geldiği söylenen Rab kelimesini, “Bir şeyi kemaline ulaştırıncaya dek yavaş yavaş geliştirmek” şeklinde de tanımlamışlardır.

Bu meyanda şunu ifade etmek gerekir ki mutlak anlamda Rab, varlıkların her türlü maslahatını üstlenen Allah Teâlâ’dır.[6] Terbiye etmek vasfıyla diğer işlevsel özelliklerini bir araya getirerek bir tarif ortaya korsak; Rab: İstila, inayet, tedbir, zabt, tasarruf, telkin, irşad, teklif, emir, yasaklama, rağbetlendirme, korkutma, iltifat etme, azarlama gibi terbiyenin bütün gereklerine sahip, kuvvetli ve en mükemmel bir terbiyeci demektir. [7]

Rab kelimesi marife olarak “er-Rab” şeklinde yalnız, Allah hakkında kullanılır. Bazı İslâm bilginleri, “er-Rab” isminin Allah’tan başkasına ıtlakında lügavi değil, dinî engel görürler. Kelimenin Kur’an-ı Kerim’de kullanılış biçimi ise şöyledir: Rab ismi, “Allah” lafza-ı celalinden sonra ulûhiyeti belirtmek için Kur’an-ı Kerim’de en çok kullanılan bir isimdir ki toplam Kur’an’da 970 defa geçmektedir. Fiil olarak yalnız iki defa varit olmuşken mastar olarak hiç örnek yoktur. Rab isminin çoğulu “erbab”, dört yerde Allah’tan başka tanrı gibi ibadet olunan, tanrılaştıran varlıklar için kullanılmıştır. Kullanılan ayetlerin biri Mekkî, diğerleri Medenî olup ehlikitap hakkındadır. [8] Kur’an-ı Kerim Rab kelimesini, ilk vahiyden itibaren, insanlara ait zamirlere muzaaf olarak kullanmıştır.

Mekkî surelerde “Rab” isminin daha çok kullanılmasında Allah’ı fonksiyonel açıdan daha iyi tanıtma gayesi yatmaktadır. Çünkü müşrikler, yakın komşularının -Bizans- etkisinde kalarak Aristocu bir ilah anlayışına sahip olmuşlardır. Bu anlayışın neticesinde Mekkeli müşrikler arasında evreni yaratıp sonra da mahlûkatı kendi hâline terk etmiş “emekli ilah” düşüncesi egemen olmuştu.

Kur’an-ı Kerim, Rab isminin derinliğinde var olan anlamları zihinlere yerleştirmek suretiyle düşüncede tevhîdî bir devrim yapmıştır. Buna binaen Mekkî surelerde bu ismin çok kullanılması oldukça anlamlıdır. Fonksiyonel tanıtım zihinlerde karar bulunca, Kur’an, “Rab” ismi yerine lafza-ı celali daha çok kullanmaya başlamıştır. Burada bir ilgi kuracak olursak modern insan da Allah’ı antik (kadim) cahiliyeden farklı anlamamaktadır. Yaratmada onu kabul edip hayatın genişlik alanının düzenlenmesinde vahye kısmi bir şekilde yer vermek veya hiç yer vermemek suretiyle politeist (çok tanrılı/müşrik) bir hayatı tercih etmektedir.

Hayatı yönlendirmede icat edilen tanrı-insan(lar) mutlak otoritenin sahibi yapılarak kişiler rububiyet makamına çıkarılmaktadır. Biraz daha patolojik bir durumu yansıtan tanrı tanımazlık ve mutlak inkâr son zamanlarda artsa da ülkemizde sayısal anlamda daha düşüktür. Fakat Allah’ın varlığını kabul edenlerin de kabul ettikleri varlığın/Allah’ın işlevselliği ile alakalı çok ciddi problemleri vardır. Allah Teâlâ’yı işlevsel anlamda veya emir alanında kabul etmeyip hayatın yönlendirilmesini ideolojilere bıraktıktan sonra içi boş bir imanın pek de bir anlamı yoktur. Böyle bir iman, sahibine İslâm kimliğini kazandırmaz. Kur’an’ın çok yerde vurguladığı üzere iman bir bütündür. Hiçbir parçalanmayı onaylamaz. Eskilerin deyimiyle “Zarûrât-ı diniyeden birini inkâr eden dinin tamamını reddetmiş olur.”

Yeri gelmişken şu hatırlatmayı yapmamız gerekiyor. Ülkemizde bazı şahıs ve gruplar deizmin halk arasında ve okullarda revaç bulmasından bahsetmektedirler. Hatta hiçbir bilimsel çalışma yapmadan sadece karalamak için İmam Hatip Liselerinde de deizmin arttığını iddia ettiler. Şayet böyle bir durum varsa nedeni, dini eğitimin toplumun bütün tabakalarını kapsayacak şekilde ehliyetli insanlar tarafından bir plân dâhilinde verilmemesindendir. Sevgisiz ve şefkatsiz yetiştirilen çocukların psikolojik problemleridir. Ailelerin ideal şekilde inşa edilemeyişidir. Dinin yıllarca düşman olarak görüldüğü bir ülkede sorgulanması gereken, uygulanan siyasi projeler ve onların hayata bakış tarzlarıdır.

Tercih edilen batılılaşmanın bizatihi kendisi şirk değil midir? Unutmayalım ki deizm veya politeizm siyasetin şeriattan kopmasıyla başlamış bir süreçtir. Ülkemiz siyasetinin dini kimliği tamamen reddettiğini açıklaması ve kendine yeni bir kıble belirlemesiyle beraber ideolojiler din makamına çıkarılmıştır. Bu dönemde şirk etkin kılınmıştır. Ateizm, deizm, materyalizm, pozitivizm, kapitalizm, sosyalizm, sekülerizm vb. ideolojilerin tamamı şirktir. Bu ideolojilere bağlananlar da müşriktirler. Hâl böyleyken bazıları kendilerinin müşrik olduklarına bakmaksızın deizmin gençler arasında yaygınlaştığından dem vurabiliyorlar. Deizm dâhil şirk türlerinden kurtulmanın tek yolu; İslâm’ın bütünlüğüne dönmek ve parçacıl bir din anlayışından kurtulmaktır.

Hâlbuki cehalet, İslâm düşmanlığı ve ideolojik dayatmalarla toplumun iman alanı parçalanmıştır. İşte deizm de imanı parçalamanın bir başka görüntüsüdür. Esasında dini, hayatın genişlik alanına yansıtmayan herkesin hayatında deist etkiler vardır. Bu sapık anlayış ve hayat tarzından ancak Allah’a mutlak teslimiyet ve bu teslimiyetin tezahürü olarak dinin hayatın her alanına bilinçle yansıtılmasıyla çıkılır. Tekraren şu vurguyu yapmak istiyoruz; din hayattan tamamen uzaklaştırılınca zamanla sapmalar çeşitlenmiş ve deizm vb. sapık akımlar bilerek veya bilmeyerek; işlevsel olarak toplumda yerlerini almıştır. Bu sapkınlığı düzeltecek olan da siyasettir. Aksi hâlde ülkedeki her kâfirin hesabını vermeye hazır olmaları gerekir. Elbette ümmetin velayetini üstlenenler verecektir. Burada bilinmesi gereken; zalimlere ve kafirlere velayet verilmez, zalimlerin ve kafirlerin Müslümanlar üzerinde velayet hakları yoktur. Burası kavranırsa bu yazının maksadı da anlaşılmış olur.

[1] Cürcâni, Şerif Ali b. Muhammed, Kitabu’t-Târifat, Beyrut, 1995, s.34

[2] Mü’minun 23/84-89; Ankebut 29/61, 63.

[3] Sabuni, Muhammed Ali, Safvetü’t-Tefasir, I, 25.

[4] Taberi, Camiu’l-Beyan fi Te’vili’l-Kur’an, I, 91-92.

[5] Zemahşeri, Keşşaf, I, 20.

[6] Isfahani, Ragıp, Müfredat, s. 336.

[7] Yazır, Muhammed Hamdi, Hak Dini Kur’an Dili, I, 79.

[8] Bkz. Yusuf 12/39; Âl-i İmran 3/64, 80; Tevbe 9/31.


Bu değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'im editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı toplam 1664 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.
Dr. Mehmet Sürmeli Arşivi