Halid Abdurrahman

Halid Abdurrahman

Lübnan'da son durum ve bölgesel dönüşüm

Lübnan'da son durum ve bölgesel dönüşüm

7 Ekim 2023'te Hamas'ın İsrail'e yönelik Aksa Tufanı operasyonuyla başlayan süreç, kısa sürede Gazze'nin sınırlarını aşarak tüm Ortadoğu'yu etkileyen bölgesel bir krize dönüştü. Bu süreçte açılan en önemli cephelerden biri de Lübnan oldu. Hamas'ın saldırılarından bir gün sonra Hizbullah'ın İsrail hedeflerine yönelik saldırılar başlatmasıyla birlikte İsrail-Lübnan sınırında yeni bir çatışma dönemi başladı. Başlangıçta kontrollü ilerleyen bu gerilim, zamanla her iki tarafın da ağır kayıplar verdiği geniş çaplı bir çatışmaya dönüştü. Ancak yine de kontrollü bir şekilde ilerledi.

Hizbullah, çatışmalara dahil olmasını "Gazze'ye destek cephesi" olarak tanımladı. Örgütün temel amacı İsrail'i ikinci bir cephede meşgul ederek Gazze üzerindeki askeri baskıyı azaltmaktı. Ancak bu strateji, Hizbullah açısından beklenmedik sonuçlar doğurdu. Çünkü İsrail yalnızca sınır hattındaki hedefleri vurmakla kalmadı, aynı zamanda örgütün komuta yapısını hedef alan kapsamlı bir istihbarat ve suikast kampanyası yürüttü.

Bu süreçte yaşanan en önemli gelişme, şüphesiz Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın öldürülmesi oldu. 1992 yılında Abbas Musavi'nin yerine örgütün liderliğine gelen Nasrallah, yaklaşık 32 yıl boyunca Hizbullah'ın siyasi ve askeri yapılanmasının merkezinde yer aldı. Nasrallah döneminde Hizbullah, Lübnan'daki yerel bir direniş hareketinden İran'ın bölgesel stratejisinin en önemli unsurlarından birine dönüştü. 2000 yılında İsrail'in Güney Lübnan'dan çekilmesi, 2006 savaşı ve Beşar Esed rejimi saflarında Suriye savaşına dahil olması, Nasrallah döneminin belirleyici olayları arasında yer alıyor.

Bu nedenle Eylül 2024'te Beyrut'un güneyinde düzenlenen saldırıda Nasrallah'ın öldürülmesi, yalnızca bir lider kaybı olarak değil, Hizbullah tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendiriliyor. İsrail'in aynı dönemde çok sayıda üst düzey komutanı ve saha sorumlusunu hedef alması, örgütün güvenlik mekanizmasının ciddi şekilde sarsıldığını ortaya koydu. Bir dönem bölgenin en disiplinli ve kapalı örgütlerinden biri olarak görülen Hizbullah'ın iletişim ağlarının ve karar alma mekanizmalarının ne ölçüde sızmaya uğradığı bugün halen tartışılıyor.

Nasrallah'ın ardından Hizbullah'ın başına Naim Kasım geçti. Ancak örgüt ilk kez kurucu kuşağının büyük bölümünü aynı dönemde kaybetmiş durumda. Bu nedenle birçok uzman, Hizbullah'ın artık Nasrallah dönemindeki merkezi ve karizmatik liderlik yapısından uzaklaşacağını düşünüyor. Önümüzdeki yıllarda örgütün daha kolektif bir yönetim modeline yönelmesi muhtemel görünüyor.

Sahadaki çatışmalar devam ederken diplomatik girişimler de hız kazandı. Kasım 2024'te ABD ve Fransa'nın arabuluculuğunda hazırlanan ateşkes anlaşması taraflarca kabul edildi ve 27 Kasım'da yürürlüğe girdi. Anlaşmanın temel amacı, çatışmaların daha geniş bir savaşa dönüşmesini engellemekti. Ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararının yeniden uygulanması, Hizbullah güçlerinin Litani Nehri'nin kuzeyine çekilmesi ve Lübnan ordusunun güney bölgelerde daha etkin hale gelmesi hedefleniyordu.

Bununla birlikte tabii ki ateşkes savaşın tamamen sona erdiği anlamına gelmedi. İsrail, "Hizbullah'ın yeniden silahlanmasını engelleme" bahanesiyle Lübnan'da saldırılar düzenlemeyi sürdürdü. Hizbullah da askeri hazırlıklarını tamamen durdurmadı. Dolayısıyla bugün Lübnan sınırında tam anlamıyla bir barıştan değil, oldukça kırılgan hatta zaman zaman görünmez olan bir ateşkes ortamından söz etmek mümkün.

7 Ekim 2023'ten günümüze Lübnan sahasında dikkat çeken en önemli detay ise hiç şüphesiz İsrail ordusunun Güney Lübnan'daki ilerleyişi oldu. 2006 savaşında sınır bölgelerinde ciddi kayıplar veren ve beklediği sonuçları elde edemeyen İsrail, bu kez farklı bir strateji izledi. Yoğun hava saldırıları ve istihbarat operasyonlarıyla Hizbullah'ın savunma altyapısını hedef alan İsrail işgal güçleri, daha sonra kara birliklerini sınır hattının ötesine taşıdı.

Operasyonlar sırasında İsrail birliklerinin Litani Nehri'ni aştığı, bazı bölgelerde ise nehrin kuzeyindeki hedefleri vurduğu görüldü. Bu durum, 2006 savaşından bu yana İsrail'in Lübnan toprakları içerisinde gerçekleştirdiği en kapsamlı ve en derin askeri faaliyet olarak değerlendiriliyor. Özellikle Hizbullah'ın yıllardır Güney Lübnan'da inşa ettiği tünel ağları, gözlem noktaları, füze mevzileri ve lojistik merkezlerin önemli bölümünün tahrip edilmesi, örgütün sınır hattındaki askeri varlığını ciddi şekilde etkiledi. Her ne kadar İsrail kalıcı bir işgal hedeflediğini açıklamasa da, sahadaki ilerleyiş Hizbullah'ın uzun yıllardır "aşılamaz savunma hattı" olarak sunduğu yapının önemli ölçüde yıprandığını ortaya koydu. Bu durum aynı zamanda ateşkes görüşmelerinde İsrail'in elini güçlendiren başlıca unsurlardan biri oldu.

İsrail'in sahada elde ettiği bu askeri üstünlük, diplomatik masadaki taleplerine de yansıdı ve Kasım 2024'te imzalanan ateşkes anlaşmasının çerçevesini belirleyen temel faktörlerden biri haline geldi.

Çatışmalar sırasında dikkat çeken unsurlardan biri de teknolojik mücadele oldu. İsrail'in elektronik harp ve istihbarat alanındaki üstünlüğüne karşı Hizbullah farklı yöntemler geliştirmeye çalıştı. Bunların başında fiber optik kabloyla kontrol edilen insansız hava araçları geliyor. Bu sistemlerde komutlar radyo sinyalleri yerine fiber optik kablolar üzerinden fiziksel bir şekilde iletildiği için elektronik karıştırma faaliyetlerinden daha az etkileniyor. Ukrayna savaşında yaygınlaşan bu teknolojinin Lübnan sahasında da görülmeye başlaması, modern savaşların karakterinin değiştiğini gösteriyor. Hizbullah'ın bu tür sistemlerle İsrail'in teknolojik üstünlüğünü dengelemeye çalıştığı değerlendiriliyor.

Ancak tüm bu girişimlere rağmen Hizbullah'ın son iki yılda tarihinin en ağır darbelerinden birini aldığı açık. Örgüt çok sayıda üst düzey komutanını kaybetti, askeri altyapısının önemli bölümü zarar gördü ve uzun yıllar boyunca inşa ettiği güvenlik algısı ciddi şekilde sarsıldı. Buna rağmen Hizbullah'ın tamamen etkisiz hale geldiğini söylemek mümkün değil. Örgüt halen Lübnan'daki Şii nüfus içerisinde güçlü bir toplumsal tabana sahip ve İran ile ilişkilerini sürdürüyor.

Bugün tartışılan temel mesele, Hizbullah'ın bundan sonra nasıl bir yol izleyeceği. Bazı uzmanlar örgütün zamanla toparlanarak eski kapasitesine yaklaşabileceğini düşünüyor. Bazıları ise Hizbullah'ın askeri faaliyetlerini azaltarak daha fazla siyasi ve sosyal kimliğe yönelmesini bekliyor. Üçüncü bir taraf ise örgütün merkezi yapısının zayıflayarak daha parçalı bir modele dönüşebileceğini öne sürüyor.

Lübnan'daki gelişmelerin en önemli etkilerinden biri ise Suriye üzerinde hissediliyor. Uzun yıllar boyunca İran'dan Lübnan'a uzanan lojistik ve askeri hatların merkezinde Suriye bulunuyordu. İran'ın bölgedeki "direniş ekseni" olarak adlandırılan stratejisinin omurgasını Şam-Beyrut hattı oluşturuyordu. Ancak Hizbullah'ın zayıflaması ve Suriye özelinde bölgesel dengelerde yaşanan değişimler bu yapıyı ciddi şekilde etkiledi.

Özellikle Esed'in devrilmesinin ardından oluşan yeni Suriye yönetimi, İran ve Hizbullah'la geçmişte mücadele etmiş askeri aktörlerden oluşuyor. Bu durum, yıllarca Hizbullah'ın arka bahçesi olarak görülen Suriye'nin bölgesel konumunu ciddi ölçüde değiştirmiş durumda.

Son dönemde ortaya çıkan bilgiler, Washington'un Hizbullah'ın silahsızlandırılması konusunda yalnızca Lübnan ordusuna değil, yeni Suriye yönetimine de rol biçmeye başladığını gösteriyor. ABD'nin Şam yönetimini özellikle Lübnan-Suriye sınırında Hizbullah'ın lojistik ağlarına karşı daha aktif hareket etmeye teşvik ettiği yönünde çeşitli haberler gündeme geldi. Her ne kadar Suriye yönetimi bu konuda temkinli davransa da, tartışmanın kendisi bile bölgedeki dengelerin ne kadar değiştiğini göstermesi açısından dikkat çekici.

Çünkü yakın zamana kadar İran'dan gelen silahların Hizbullah'a ulaştığı güzergah olan Suriye'nin bugün Hizbullah'ın hareket alanını sınırlandırabilecek bir aktör olarak konuşulması, Bölgemizdeki güç dengelerinde yaşanan dönüşümün en çarpıcı örneklerinden biri olarak görülüyor.

Washington açısından bakıldığında amaç yalnızca Hizbullah'ın askeri kapasitesini sınırlandırmak değil. Aynı zamanda İran'ın Tahran'dan Akdeniz'e uzanan bağlantısını kesmek ve bölgedeki nüfuz alanını daraltmak da hedefleniyor. Bu nedenle Lübnan ordusunun güçlendirilmesi, Hizbullah'ın silahsızlandırılması ve Suriye-Lübnan sınırının daha sıkı kontrol altına alınmasına yönelik girişimler aynı stratejinin parçaları olarak değerlendiriliyor.

Bugün Lübnan'da yaşananlar yalnızca bir sınır çatışmasının sonucu değil. 7 Ekim sonrasında başlayan süreç, Hizbullah'ın geleceğini, İran'ın bölgesel stratejisini, İsrail'in "Büyük İsrail" yaklaşımını ve Suriye'deki yeni düzeni doğrudan etkileyen tarihi bir dönüşüme işaret ediyor.

Nasrallah'ın ölümünden sonra ortaya çıkan tablo, yalnızca bir örgütün lider değişimini değil, son yirmi yılın en etkili bölgesel güç yapılarından birinin yeniden şekillenme sürecini ifade ediyor. Önümüzdeki dönemde Hizbullah'ın bu dönüşüme nasıl cevap vereceği ise yalnızca Lübnan'ın değil, tüm Ortadoğu'nun geleceğini etkileyecek başlıca meselelerden biri olmaya devam edecek.


Bu değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı toplam 526 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.
Halid Abdurrahman Arşivi