Halid Abdurrahman

Halid Abdurrahman

Taliban ve Şeriat

Taliban ve Şeriat

Afganistan İslam Emirliği'nde alınan her yeni karar, özellikle Batı medyasında ve uluslararası kamuoyunda çoğu zaman "Taliban ne yapmaya çalışıyor?" veya "Taliban verdiği sözlerden dönüyor" başlıklarıyla karşılanıyor. Kamusal hayattaki düzenlemeler, iyiliği emredip kötülükten sakındırma uygulamaları veya sosyal yaşama ilişkin kararlar gündeme geldiğinde aynı soru tekrar soruluyor: Taliban değişmedi mi? Cevap aslında basit: Hayır.

Taliban, siyasi hayatına hiçbir zaman liberal bir hareket, demokratik bir parti veya modern ulus-devlet normlarını benimsemiş bir hareket olarak başlamadı. Hareket, 1990'ların ortasında Afganistan'daki iç savaş ve kargaşa ortamında ortaya çıktığında ve asayişi sağladığında kendisini açık biçimde İslami bir hareket olarak tanımlıyordu. Kurucuları ve lider kadroları, Afganistan'daki sorunların temel kaynağının İslam'ın kamusal hayattan uzaklaştırılması ve şeriatın tam anlamıyla uygulanmaması olduğunu savunuyordu. Dolayısıyla Taliban'ın kuruluş manifestosunda yer alan temel hedeflerden biri, devletin ve toplumun şeriat esaslarına göre yeniden düzenlenmesiydi.

Taliban ve şeriat konusunu değerlendirirken en sık yapılan hatalardan biri, hareketin uygulamalarını yalnızca güncel siyasi gelişmeler üzerinden okumaktır. Oysa Taliban'ın ideolojik çizgisi incelendiğinde, hareketin şeriat anlayışının konjonktürel değil, kuruluşundan itibaren net bir süreklilik taşıdığı görülmektedir.

Bugün İslam Emirliği'nin uygulamalarına yönelik şaşkınlığın önemli bir kısmı, hareketin tarihine bakılmadan yapılan değerlendirmelerden kaynaklanıyor. Oysa Taliban'ın ilk iktidar dönemi olan 1996-2001 yılları incelendiğinde, bugün tartışma konusu olan birçok uygulamanın o dönemde de mevcut olduğu görülür. Hareket, o yıllarda da toplumsal hayatı İslam şeriatına göre şekillendirmeye çalışıyor, devletin meşruiyetini seçimlerden değil dini referanslardan aldığını savunuyordu.

2001 yılında ABD-NATO işgali sonrasında Taliban iktidardan uzaklaştırıldığında bazı çevrelerde hareketin zamanla dönüşeceği beklentisi oluştu. Yirmi yıl boyunca süren savaş sırasında Taliban'ın uluslararası aktörlerle temas kurması, Doha görüşmelerine katılması ve diplomatik söylemler geliştirmesi bu beklentileri daha da güçlendirdi. Ancak burada çoğu zaman gözden kaçan nokta şuydu: Taliban'ın kullandığı siyasi dil kısmen değişse de bağlı olduğu ideolojik referanslar değişmedi.

Hareket, savaşırken de, müzakereler yürütürken de, yeniden iktidara hazırlanırken de Afganistan'ın şeriatla yönetilmesi gerektiğini savunmaya devam etti. Taliban liderlerinin açıklamalarında "İslam Emirliği" kavramı hiçbir zaman terk edilmedi. Şeriatın devletin temel kaynağı olması gerektiği yönündeki görüşlerinden vazgeçtiklerine dair en ufak bir emare dahi görülmedi.

Bu nedenle 2021'de ABD ve müttefiklerini yenilgiye uğratıp yeniden iktidara geldikten sonra Taliban'ın attığı adımlar, hareketin kendi iç mantığı açısından bakıldığında sürpriz değildir. Şaşırtıcı olan Taliban'ın yaptıkları değil, bazı taraflar ve uzmanların Taliban'ın farklı davranmasını beklemesidir. Bu beklentiye sahip olanlar arasında İslami çevrelerden geniş bir kitle de bulunmaktadır.

Burada Taliban'ı savunmak ya da eleştirmekten bağımsız olarak bir gerçeği ifade etmek gerekir: Hareket, ideolojik açıdan dünyanın en tutarlı siyasi yapılarından biri olmanın yanında, en öngörülebilir hareketlerden de biridir. Taliban'ın neyi doğru gördüğü, neyi yanlış kabul ettiği ve nasıl bir devlet tasavvuruna sahip olduğu yaklaşık otuz yıldır büyük ölçüde bilinmektedir.

Nitekim hareketin tarihine bakıldığında, Taliban'ın şeriat anlayışını yalnızca iktidarda olduğu dönemlerde değil, en zayıf olduğu dönemlerde de koruduğu görülmektedir. ABD ve müttefiklerinin Afganistan'da yüz binden fazla asker bulundurduğu yıllarda da Taliban aynı söylemi sürdürüyordu. Uluslararası tanınma arayışında olduğu dönemlerde de aynı değerler çerçevesini muhafaza ediyordu. Bu durum bize, Taliban'ın şeriat vurgusunun pragmatik bir siyasi araçtan çok daha derin bir anlam taşıdığını göstermektedir.

Gerçekte Afganistan'da yaşananların önemli bir bölümü, Taliban'ın yıllardır savunduğu dünya görüşünün iktidar pratiğine dönüşmesinden ibarettir. Hareketin bugünkü politikaları, ani bir yön değişikliğinin değil, uzun süredir devam eden ideolojik bir çizginin yansımasıdır.

Bu nedenle Taliban'ın şeriat uygulamalarını değerlendirirken "Neden böyle davranıyorlar?" sorusundan önce "Bize başından beri ne söylüyorlardı?" sorusunu sormak daha sağlıklı olacaktır. Çünkü Taliban'ın son yıllardaki politikalarının büyük bölümü, hareketin kuruluşundan beri açıkça ifade ettiği hedeflerle birebir uyumludur. Afganistan'da yaşanan gelişmeler, birçok kişinin düşündüğünün aksine bir dönüşüm hikayesinden çok, ideolojik süreklilik hikayesi olarak okunabilir.

Taliban'ın neden bu kadar dikkat çektiğini anlamak için hareketin tarihsel konumuna da bakmak gerekir. 20. yüzyıl boyunca İslam dünyasının büyük bölümü sömürgecilik, ulus-devletleşme süreçleri ve modernleşme politikalarının etkisi altında şekillendi ve şekillenmeyi de sürdürüyor. Osmanlı Hilafeti'nin sona ermesinin ardından birçok İslam ülkesinde İslam hukuku belirli alanlarda varlığını sürdürse de, devlet yönetiminin bütünüyle şeriat temelinde yeniden inşa edilmesi iddiası büyük ölçüde geri plana itildi.

Taliban ise bu eğilimin tersine hareket eden bir yapı olarak ortaya çıktı. Hareket, yalnızca İslam'ın kamusal hayatta daha görünür olmasını değil, devletin meşruiyet kaynağından eğitim sistemine, yargı mekanizmasından toplumsal düzene kadar tüm yapının şeriat ekseninde şekillenmesini savundu. Bu yönüyle Afganistan İslam Emirliği yönetimi, modern dönemde şeriatı devlet düzeninin merkezine yerleştirme iddiasını en açık ve en kapsamlı biçimde ortaya ve uygulamaya koyan yönetimlerden biri haline geldi ve bu yönde kendisine yönelik tüm izolasyon ve dışlama politikalarına rağmen hiçbir taviz vermeden yoluna devam ediyor.

Dolayısıyla Afganistan İslam Emirliği'nin bazı uygulamalarının uluslararası kamuoyunda bu kadar yoğun bir şekilde tartışılmasının sebeplerinden biri, hatta en önemlisi budur. Çünkü Afganistan'da ortaya çıkan model, yalnızca bir hükümet veya rejim değişikliğini değil, yaklaşık bir asırdır hakim olan ulus-devlet ve seküler yönetim anlayışlarına alternatif bir "İslami devlet" iddiasının pratiğe dönüşmesini temsil etmektedir. Taliban'ın uygulamalarına yönelik şaşkınlığın bir bölümü de buradan kaynaklanmaktadır. Zira hareket, kuruluşundan itibaren vaat ettiği sistemi hayata geçirmeye çalışmakta, eleştiri veya destekten bağımsız olarak, İslami hedefleriyle büyük ölçüde uyumlu bir şekilde hareket etmektedir.


Bu değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı toplam 565 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.
1 Yorum
Halid Abdurrahman Arşivi