1. YAZARLAR

  2. Kaan Çeben

  3. Küresel hakimiyet ve petrol-gaz-İsrail üçgeni

Küresel hakimiyet ve petrol-gaz-İsrail üçgeni

A+A-

Dünyaya kim hakim olur? Denizlere hakim olan mı? Anakaralara, ya da hava sahalarına hakim olan mı? Bu menfezlere hakim olanların, dünyaya da hakim olacağına dair çok sayıda askeri, akademik teori mevcuttur. Lakin bu teorilerin tamamının, hayatın dinamizmi ve takdir edilmiş bir kader pratiği karşısında boşa çıktığını çok defa müşahede etmiş bulunuyoruz.

Madem ki denizlere hakim olmak demek dünyaya hakim olmak demekti, o halde İngiliz donanması Çanakkale’de niçin başarısız oldu?

Madem ki karalara hakim olmak, kemmiyeten üstün askeri güce sahip olmak dünyaya hakim olmaktı, o halde Malazgirtte, Sırp Sındığı'nda, daha yakın tarihe gelecek olursak Kut’ul Amare’de neden bu teorinin tersi yaşandı?

Hava hakimiyetine gelelim. Şayet havaya hakim olmak dünyaya hakim olmak ise, dijital mekanik çağın en gelişmiş uçan araçlarıyla Afganistan’a giren NATO, niçin kırık namlulu silahlar taşıyan bir avuç insan karşısında dayanamadı?

Örnekler fazlası ile çoğaltılabilir. Çoğalttıkça da karşımıza ekranlarda izlediğimiz üst düzey teknoloji ile üretilmiş silahların, sahaya indiğinde insan gücü ve piyade düzenekleri karşısında çoğu zaman tutunamadığına şahit oluruz. Aslında bunun en güzel örneği Vietnam’dır. Amerikan uçakları, Vietnam kırsalında bir tek canlı yaprak dahi bırakmamacasına bombardıman yapmasına rağmen savaşı kaybetmiş ve çekilmek zorunda kalmış, zafer gerillaların olmuştu.

Enerji hatları ve küresel hakimiyet

Bu tutarsız hakimiyet teorilerine son yıllarda bir yenisi daha eklenmiştir. Bu da, petrol ve gaz havzalarına ve bu havzalardaki materyalin aktarım-lojistiğinde kullanılan boru hatlarına hakim olanların dünyaya hakim olacağı fikridir. Bu sonuçları bakımından her ne kadar tehlikeli bir fikir olsa da, büyük dünyamızın büyük efendileri (!) bu fikirden oldukça etkilenmiş görünmektedir.

Geçtiğimiz ay patlak veren Ukrayna hadiselerinden bir süre önce katar Emiri Temim Beyaz Saray’ın davetlisiydi. Konu Rus gazından vazgeçemeyecek durumda olan Avrupa için başka bir alternatif oluşturabilmekti. Zira başta Almanlar olmak üzere Fransa ve Avusturya, hazır boru hatlarından ve kurulu bir düzenden aldıkları doğal gaz terakini bozmak istemiyordu. ABD Başkanı Joe Biden ise Temim’i bu konuda zorlamaya hala devam ediyor. Biden’a göre planın birinci aşaması, Katar gazını Hayfa limanına çıkarmak. Hayfa limanından sonraki macera ise oldukça karmaşık. Biz yine konumuza dönelim.

Biden, Katar petrolü ve gazlarının yanı sıra, Musul petrollerini de Akdeniz’e indirmenin yolunun Hayfa limanı olduğunu düşünüyor. Musul petrollerinin Akdeniz'e akıtılması aslında yeni bir proje değil, Kuzey Irak-Türkiye sınırı çizildiğinden bu yana gündemde olan bir programdan bahsediyoruz. Yani 100 yıl öncesinden.

Pentagon’un Kuzey Irak-Suriye programının temel taşlarından biri de, bölge petrollerinin Hayfa limanına akıtılması konusudur. Buna göre boru hatları ile birlikte kurulacak olan yüksek teknolojili demir yolu hatları da farklı bir rol üstlenecektir. Bu hatlar, Irak’ın güneyindeki Şii grupların yönetimdeki bölgelerde ve Suudi Arabistan'ın kuzeyinde bulunan el değmemiş madenleri, özellikle altın ve uranyumu da İsrail’e taşıyacaktır. Böylece Katar gazı ve petrolünden sonra, Kuzey Suriye-Irak petrolleri ile madenleri de Hayfa’ya taşınmış olacaktır.

Hayfa Limanı'nı ve doğal olarak İsrail’i enerji tekeli haline getirecek bir diğer program ise Hazar havzasındaki petrollerin de buraya akıtılmasıdır. Buna göre Pentagon, Türkmen petrollerini ve Hazar havzasındaki uçsuz bucaksız petrol kaynaklarını, Hint Okyanusundan Diego Garcia adalarındaki askeri üslerine aktardıktan sonra buradan deniz yolu ile Hayfa limanına ulaştırmak istemektedir.

Diego Garcia adaları, Hint Okyanusu'nda bulunan en büyük Amerikan ve İngiliz askeri üslerine ev sahipliği yapıyor. Bu adalarda bulunan üsler sayesinde Uzak Doğu'dan Avrupa pazarına gelen ticari ve askeri gemileri de kontrol altında tutan Amerikan ve İngilizler, Hayfa projesi için Türkmen ve Hazar havzası petrollerini taşıyan tankerlerin lojistiğini de buradan yönetmek istiyorlar.

Projedeki pürüzler

Görüldüğü gibi Pentagon’un programına göre Katar-Kuzey Irak-Suriye-Türkmenistan-Hazar petrolleri Hayfa Limanı'nda toplanacak ve başta Avrupa pazarı olmak üzere tüm bölgeye dağıtım buradan yapılacak. Böylece Avrupalılar enerji konusunda Ruslara muhtaç olmaktan kurtulacaklar. Sıcak para Amerika yönetimindeki kaynaklara akıtılacak ve sistemin tamamı Amerikalılar tarafından koordine edilecek. Bu da doğal olarak önce Rusların sonunu getirirken diğer yandan da Çin için ağır bir darbe olacak.

Aslında bu programın teoride olduğu kadar pratikte de tamamlanmak üzere olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Daha doğrusu bu programın tamamlanabilmesi için birkaç basit pürüz dışında tüm dengeler hazır durumda.

Pürüzleri ise şöyle sıralamak mümkün:

Lazkiye'deki Rus varlığı: Rusların Lazkiye’de "meşru" varlıkları sebebiyle Doğu Akdeniz petrolleri üzerinde pay talep etme hakları var. Bu hak, Rusları Doğu Akdeniz petrolleri için de bölgede tutmaya ve askeri gemilerini de bölgede bulundurmaya sürükledi. Rusların hem Lazkiye’deki varlıkları hem de Doğu Akdeniz’deki varlıkları, Pentagon’un kurmak istediği düzeneği bozmaya meyilli.

Esed rejiminin haddinden fazla Rusya güdümlü olması: Vladimir Putin ve Esed arasındaki bağlar, Orta Doğu'da görmeye alışmadığımız derecede kuvveti haiz. Nitekim 2014 yılında Suudi Arabistan istihbarat şefi Bender bin Sultan, Moskova’ya giderek Putin’e,  Esed’e olan desteğini kesmesi karşılığında kendisine 50 milyar dolarlık bir ödeme yapılacağını garanti etti. Bu teklif karşısında Putin, Bin Sultan’ı kibarca ülkeden kovdu. Aynı şekilde 2008 yılında Katar-Türkiye ve Fransa’dan oluşan başkanlar heyetinin Suriye ziyaretinde, Sarkozy ve Erdoğan ikilisi Esed’i Katar Gazlarının Suriye üzerinden Türkiye’ye, oradan da Avrupa’ya aktarılması konusunda teklif götürdü. Ancak Esed bu projenin Rusya’ya alternatif bir enerji hattı olacağını söyleyerek Putin’e sadık kalmaya devam etti. Bunun gibi girişimlerin hepsi başarısızlıkla neticelendi. Özetle Esed’in Ruslar lehine olan duruşu, Hayfa Limanı ile alakalı geliştirilen programlar için bir güvenlik problemi teşkil ediyor.

İdlib: Suriye'nin kuzeyindeki İdlib'de muhalif ve cihat yanlısı grupların varlığı, bahsi geçen program için ciddi ve öngörülemez bir tehlike arz etmektedir. Bu grupların Batı dünyasının istediği bir tansiyonda tutulması ile ilgili birçok girişimde bulunuldu. Muhaliflerin bir gerilla savaşı stratejisini benimseyememesi için de birçok girişimde bulunarak, bu gruplar konvansiyonel bir savaş vermeye itildi. Muhalif gruplar her ne kadar İdlib üzerinde günden güne istikrar ve otoriteyi sağlamaya yönelik adımlar atsa da sayıları on binlerle ifade edilen bu varlık, söz konusu plan için bir tehdit niteliğinde. Zira buradaki İsrail’e pek sempati duymayan muhalif grupların varlığı, Hayfa için ciddi bir tehlike arz ediyor. Bunun için de bölgedeki silahlı muhaliflerin varlığının ivedilikle "meşru"laşması, siyasi bir uzlaşı zeminine itilmesi, Batı’nın bu probleme silahlı çözüm üretme seçeneğinin önüne geçecektir. Zira İdlib içerisinde bulunan silahlı muhalif grupların varlığı, bölgede Batı kaynaklı oluşturulacak her türlü program için ciddi bir güvenlik sorunudur.

Bahsettiğimiz 3 engel unsurun, diplomatik ya da askeri olarak çözülebileceğini söylemek mümkündür. Gelelim bundan sonraki sürece...

Her şey petrol için

Biden başkan seçildikten sonraki süreçte BAE ile başlayıp Türkiye ile devam eden İsrail ile barış süreci, bir yönüyle de Pentagon’dan gelen direktiflerle yukarıda bahsettiğimiz Hayfa Limanı projesi için başlatılmıştır. Burada analiz ettiğimiz husus, Körfez’de yeni çatışmaların artık istenmiyor oluşudur. Türkiye’nin de içerisinde bulunduğu bölge ülkelerinin son 1 yıldır ziyaretleşmeler ile başlayan barış ve anlaşmaya yönelik tavırlarının altında yatan sebeplerden biri de budur. Zira bu ülkeler için, boru hatlarının İsrail’den sonra izleyeceği rota hayati bir önem taşımaktadır.

Hayfa Limanı'ndan Avrupa pazarına dağıtımı yapılacak olan petrol ve gaz rezervleri ya Türkiye üzerinden ya da Güney Kıbrıs üzerinden Rodos adasını teğet geçen bir hat ile iletilecektir. Burada Güney Kıbrıs hattı maliyet yüksekliği sebebiyle pek rağbet görmemektedir. Buna mukabil Türkiye üzerinden gidecek bir hat için ise Avrupalılar nazarında bir takım güvenlik endişeleri söz konusudur. Buna göre işin tıkanıp geldiği yer yine Suriye topraklarıdır.

Bölgedeki silahlı muhaliflerin varlığı en büyük tehdit olarak görülmektedir. Ukrayna savaşının patlak vermesi her ne kadar dikkatleri ve istihbarat servislerinin bakışlarını Suriye bölgesinden bir süreliğine uzaklaştırsa da bu servislerin tekrar bölgeye yoğunlaşması fazla vakit almayacaktır. Programa engel olarak görülen Esed-Rusya blokunun bölgedeki aktörler tarafından er ya da geç diplomatik yollarla ikna edileceği kanaatinde olsak da İdlib’deki muhalif grupların askeri çözümler kullanılarak bertaraf edilmesi, Suriye’de uzun yıllardır yaşanan insanlık dramına bir yenisini daha ekleyecektir.

Karaya, havaya ve denizlere hâkim olmak, dünyaya hakim olmak için nasıl yeterli değil ise, elbette ki petrol ve gaz yataklarına ve lojistik hatlarına hakim olmak da aynı şekilde dünyaya hakim olmak için yeterli değildir. Kadim ve cedit tarihe az da olsa göz atan biri, böylesi fikir ve teorilerin hiçbir zaman Orta Doğu'nun nehirlerini aşıp hayat bulamadığını görecektir.


Kaan Çeben tarafından kaleme alınan bu değerlendirmedeki ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı toplam 1575 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.