1. ANALİZ

  2. Asya'nın kalbi: Afganistan dosyası
Asya'nın kalbi: Afganistan dosyası

Asya'nın kalbi: Afganistan dosyası

Uzun yıllardır adı savaşlarla anılan Afganistan'ı anlamanın yolu, Afganistan'ın tarihini, coğrafyasını derinlemesine tahlil etmekten geçiyor.

Mepa News | Haber Merkezi
A+A-

Uzun yıllardır adı savaşlarla anılan Afganistan'ı anlamanın yolu, Afganistan'ın tarihini, coğrafyasını derinlemesine tahlil etmekten geçiyor.

Afganistan'ın coğrafi yapısı

Asya ülkesi Afganistan yaklaşık 653 bin kilometrekare yüzölçümüne ve 2021 itibariyle yaklaşık 38 milyon nüfusa sahip bir ülkedir. Türkiye ile arasında İran bulunmaktadır.

Afganistan genellikle dağlık bir ülke olup bunun yanında farklı coğrafi özellikte alanlara, ovalara, çöllere, yeşil alanlara da sahiptir. Orta Asya ile Hint Altkıtası, Çin kontrolündeki Doğu Türkistan ile İran arasında yüksek konumda yer alan coğrafyasıyla son derece stratejik, yeraltı kaynakları açısından zengin bir ülkedir.

afg-geo.jpg

Afganistan'ın nüfus yapısı

2021 itibariyle yaklaşık 38 milyon nüfusa sahip Afganistan'ın nüfusunun yüzde 70'ten fazlası kırsal kesimde yaşamaktadır. Başkent Kabil yaklaşık 4,5 milyon nüfusa sahipken Afganistan'ın 150 bin nüfusu geçen şehirleri sırasıyla Kandahar, Herat, Mezar-ı Şerif, Kunduz, Celalabad, Talukan, Pul-i Humri, Gazni ve Host'tur. 

Hindu, Sih, Hristiyan, Yahudi gibi azınlıkların nüfusun yüzde 0,1'den az olduğu Afganistan'ın yaklaşık yüzde 90'ı Sünni, yüzde 10'u Şiidir. Sünnilerin tamamına yakını Hanefi mezhebinden iken Şiilerin çoğu Caferi mezhebindendir. Ülkenin kuzeydoğusunda İsmaili Şiiler de bulunmaktadır. Afganistan'daki Şiilerin çoğunluğu Hazaralardan oluşmaktadır. Hazaralarla aynı kökenden geldiği belirtilen Aymaklar ise Sünni olup "Sünni Hazaralar" olarak da isimlendirilmektedirler.

Afganistan, doğum oranlarının yüksekliği ve ortalama ömrün diğer pek çok ülkeden kısa olması nedeniyle oldukça genç bir nüfusa sahiptir. Bununla birlikte son yıllarda doğum oranları hızlı bir düşüşe girmiştir.

a-006.jpg

Afganistan tarihi

Afganistan'da milattan önce 1500-3000 döneminde yerleşimin olduğu ispatlanmış durumdadır.

Afganistan'ın özellikle güneyinde Hind Altkıtası'na Aryan göçü döneminde yoğun bir yerleşim olmuştu. İklimi sıcak olan bugünkü Afganistan'da, bugünkü Pakistan'daki İndüs Vadisi Medeniyeti'nin uzantısı olarak küçük çapta şehirler oluşmuştu.

Medleri Ahamenişleri takip etmiş, arkasından milattan önce 330'da Makedon Kralı İskender'in orduları Afganistan'ı istila etmişti. Açık ten renkli ve sarışın görünümleriyle dikkat çeken Nuristanlıların İskender ile beraber bölgeye gelen Makedonların soyundan olduğu aktarılmaktadır.

İskender'in ardından milattan önce 3. yüzyılda, Afganistan'da Asya kültürüyle Yunan kültürünü harmanlayan bir Yunan krallığı kurulmuş ve milattan sonra 2. yüzyıla dek devam etmişti.

Sonrasında Afganistan Hint Altkıtası ve İran'daki imparatorluklarca şekillendirilmiş, bu bölgelerden gelen Hinduizm, Budizm ve Zerdüştlük Afganistan'da yayılmıştı.

İslam orduları Dört Halife döneminde Afganistan'ı fethetmiş ve halkın çoğu zaman içerisinde Müslüman olmuştur.

10. yüzyılda kurulan, başkenti Afganistan'ın Gazni şehri olan Gazneliler Devleti döneminde Afganistan dünyanın en önemli güç odaklarından biri olmuştur. 998-1030 döneminde bu devletin başında olan Gazneli Mahmud döneminde bu devlet altın çağını yaşamıştır. Hindistan Seferleri'yle Hindistan'ın İslamlaşmaya başlamasında Gazneli Mahmud'un önemli bir rolü olmuştur.

gazne.png

Gazneli Mahmud'un ölümünde Afganistan merkezli Gazneliler Devleti (1030)

13. yüzyıla değin gelişme gösteren Afganistan, 13. yüzyılda tüm Orta Asya gibi Moğol İstilası sırasında yerle bir edilmiş, şehirleri baştan başa harap olmuş ve nüfusunda büyük bir azalma gerçekleşmiştir.

Cengiz Han'ın ardından imparatorluğunun bölünmesi üzerine Afganistan Çağatay Hanedanlığı'nda kalmış, zamanla bu hanedan Müslüman olmuştur.

Çağatay Hanlığı daha sonra Timur eliyle Timur İmparatorluğu'na dönüşmüştür. Timur'un ölümünün ardından 1405'te devletin başkenti bugün Özbekistan'da bulunan Semerkand'dan Afganistan'ın Herat şehrine taşınmıştır. O dönem Türkistan İmparatorluğu olarak da isimlendirilen ve dünyanın en güçlü devleti sayılan bu devletin başkenti Herat büyük bir canlanma yaşamış, bazı tarihçilere göre 15. yüzyılın ilk yarısında dünyanın en büyük şehri veya birkaç şehrinden biri olmuştur.

1447'de Timurluların ünlü hükümdarı Şahruh'un ölümüyle Timurlu Devleti taht kavgasıyla iç savaşa girmiş, bu savaşta Herat ve genel olarak Afganistan zarar görmüştür. Böylece Şahruh dönemi (1409-1447) boyunca Batılı tarihçilerin ifadesiyle 'Timurlu Rönesansı' süren Afganistan'ın ilerlemesi sona ermiş ve ülke hızla gerilemeye başlamıştır.

1504'te Buhara, Semerkand ve Herat'ın kuzeyden gelen Özbeklerce ele geçirilmesinin ardından Timurlu Devleti'nin o dönemki genç hükümdarı, baba tarafından Timur'un torunu, anne tarafından ise Cengiz Han'ın soyundan gelen Babür Şah Kabil'i ele geçirerek başkenti yaptı.

1510'da İran'daki Safevi Devleti, Babür'ün düşmanı Özbek Şeybani Devleti'ne saldırarak Herat'ı ele geçirdi. Orta Asya'da Safevi-Şeybani mücadelesi sürerken Babür gözünü Hint Altkıtası'na dikti. Hindikuş Dağları'nı aşarak 1518'de Sind olarak bilinen bugünkü Pakistan'ı ele geçirdi. 1526'da Panipat Savaşı'nda Delhi Sultanı'nı yenerek Kuzey Hindistan'ı ele geçirdi ve başkentini Kabil'den Hindistan'daki Agra şehrine taşıdı.

Milattan önce 2600'dan 2018'e Hint Altkıtası, Afganistan ve çevrelerinin harita değişimleri üzerinden tarihi

Babür'ün kurduğu ve 'Türk-Moğol İmparatorluğu' olarak bilinen bu devlet 16. yüzyılda merkezini ve ilgisini Hint Altkıtası'na taşıdığından Afganistan ikinci plana düştü.

17. yüzyılın ilk yarısında bugünkü Afganistan üç ayrı devletçe yönetiliyordu. Batı Afganistan Safevilerin, Kuzey Afganistan Buhara Hanlığı'nın elindeyken Kabil de dahil Afganistan'ın çoğu Hindistan'daki Türk-Moğol İmparatorluğu kontrolündeydi. 17. yüzyılın ikinci yarısında ise Safeviler Afganistan'da ilerlediler, Kandahar'ı ele geçirdiler.

18. yüzyıl başında İran'a tabi olan Gürcistan Kraliyet ailesinden Kartli Hanedanı'ndan 11. George, Safeviler tarafından Kandahar merkezli olarak İran'ın Afganistan valisi oldu. Kandahar'da Hristiyanlıktan Şiiliğe geçtiğini açıklayan George (Gurgin Han), Sünni halkı Şiiliğe zorlamaya başladı. Bunun üzerine Kandahar ve çevresinde 1709'da büyük bir isyan çıktı. İsyancılar Safevi güçlerini yenip Vali George'u öldürdüler. 

Hotak Hanedanı

Modern dönemde Afganistan'ın doğuşu genellikle 1700'lü yılların başlangıcındaki Hotak Hanedanı'nın kurulması dönemine rastlamaktadır.

Safevilere karşı isyanın başını çeken ve Kandahar'ı ele geçiren Gilzay Peştunlarından Mirvays Han Hotak önderliğinde Kandahar'ı başkent yapan bir Hotak Devleti kuruldu. Safevilerin aynı dönemde iç mücadelelerle çöküşe geçmesi üzerine Hotak Devleti Herat'ı da İran'dan aldı, bugünkü Afganistan'ın hemen hemen tamamında hakimiyet kurdu.

Safevilerin iç sorunlarının artması üzerine Hotaklar İran içlerinde ilerleyerek Safevilerin başkenti İsfahan'ı ve İran'ın büyük bir kısmını ele geçirdiler. Aynı dönemde Osmanlı Devleti de İran'ın batı topraklarını ele geçirdi. 

hotak.png

Gücünün zirvesinde Hotak Devleti'nin en geniş sınırları, 1720'li yıllar

Fakat Nadir Şah Avşar ismindeki Avşar Aşireti'nden İranlı bir Şii Türkmen bu tabloyu tümüyle değiştirecekti. 1726'da yıkılmak üzere olan Safevilerin hizmetine giren Nadir Şah, Safevi ordularını üstün bir biçimde yöneterek Hotak/Gilzay Devleti güçlerini yenmeye başladı. 1729'da İran'da Hotaklar Nadir Şah karşısında kesin olarak yenildiler ve İran'dan çıkarıldılar.

Sonra batıya yönelen Nadir Şah Osmanlıları da Batı İran'dan çıkarmayı başardı. Tüm bu başarılarına dayanarak Safevi Hanedanı'nın yönetimine son veren Nadir Şah, 1736'da kendi devletini kurdu. Sonrasında Hindistan Seferi'ne girişen Nadir Şah Avşar, Hindistan yolu üzerindeki Afganistan'ı da büyük ölçüde ele geçirerek Hotak Devleti'ne 1738'de son verdi. 1738'de Kandahar'ı kuşatan Nadir Şah'ın ordusu kanlı bir savaşla Kandahar'ı zaptetti, ahalisini katletti.

Dürrani Hanedanı

Sadozay Peştunlarından Ahmed Dürrani Hotak Devleti'ne bağlı bir hanın oğluydu. Ailesi, Nadir Şah ile Hotakların savaşında bazen bir tarafın bazen diğer tarafın safında olmuş, Hotakların ortadan kalkmasıyla zoraki bir şekilde tamamen Nadir Şah'ın emrine girmişti.

1737'de 15 yaşında esir olarak İran'a gönderilen ve Nadir Şah Avşar tarafından yetiştirilip takdir edilen Ahmed Dürrani Nadir Şah'ın Hind Seferleri'nde bulundu, 1745'te İran'ın Hazar Denizi kıyısındaki Mazenderan Bölgesi'ne vali yapıldı. 

1747'de Nadir Şah Avşar'ın öldürülmesi üzerine Ahmed Dürrani Kandahar'ı ele geçirip Dürraniler Devleti'ni kurdu, başkentini Kandahar yaptı. İran'ın Nadir Şah'ın ardından zayıflamasından istifadeyle Afganistan'ı büyük ölçüde yönetimi altında topladı. Aynı dönemde Hint Altkıtası'ndaki Türk-Moğol İmparatorluğu'nun (Babür Devleti) zayıflıyor olmasından istifadeyle Hint Altkıtası'na seferler düzenledi, bugünkü Pakistan ve Hindistan'da verimli ve geniş arazileri ele geçirdi.

1761'de Hindistan'da kazandığı Panipat Savaşı'yla Kuzey Hindistan'daki gücünü pekiştirdi. Pencap'ta Sihlerle girdiği uzun savaştan galip çıktı. Böylece 18. yüzyılın ikinci yarısında Dürraniler idaresinde Afganistan Asya'nın en güçlü ülkelerinden biri oldu.

1760'ta Çin'in Doğu Türkistan'ı ele geçirip Dürranilere yaklaşmasıyla Dürraniler ve Çin savaşın eşiğine geldiler.

1773'te Ahmed Şah Dürrani'nin ölümüyle yerine geçen oğlu Timur Şah döneminde Dürraniler yeni topraklar ele geçiremese de gücünü büyük ölçüde korudu. Timur Şah başkenti Kabil'e taşıdı.

Timur Şah'ın 1793'te ölümüyle yerine geçen oğlu Zaman Şah döneminin sonunda 1800 yılında Dürraniler iç karışıklıklara düştüler. Bu sebeple Hindistan ve Pakistan'daki topraklarında kayıplar yaşadılar. Son hükümdarları Eyyub Şah Dürrani'nin veziri Fahd Han'ı öldürmesi üzerine bir isyan patlak verdi. Bu, Fahd Han'ın aşireti Kandaharlı Peştun Barakzaylar öncülüğünde, Dürranilerin bitmek bilmeyen taht kavgalarına tepki gösteren tüm tarafların da desteğini alan bir isyandı.

İsyanın sonucunda 1823'te Dürrani Devleti sona ererken Afganistan'a Barakzay Aşireti'nden Dost Muhammed Han hakim oldu ve Barakzay Hanedanı başladı.

19. yüzyılda Afganistan ve 'The Great Game' (Büyük Oyun)

1823'te başlayan Barakzay Hanlığı idaresindeki Afganistan, Dürranilerden devraldığı Pencap merkezli Sih Krallığı'yla savaşına devam etti. 1837-1838'de İran'da yeni kurulan Kacar Hanedanı, Batı Afganistan'ı ele geçirmek üzere Afganistan'a saldırdı. İran Herat'ı almayı öncelediği bu savaş İran'ın yenilgisiyle sonuçlandı.

Fakat bölgede geleneksel olmayan, yeni güçler ortaya çıkmıştı. Hint Altkıtası üzerindeki nüfuzunu git gide artıran İngiltere ve daha sonra Orta Asya'da güneye ilerlemesini sürdüren Rusya, Afganistan ile yakından ilgilenmeye başlamıştı.

Rusya Orta Asya ve Afganistan üzerinden Hint Altkıtası'na inmeye çalışırken İngiltere Rusya'yı Afganistan'da durdurmayı hedefliyordu. Tüm Orta Asya ve Hint Altkıtası üzerinde 18. yüzyılın ilk yarısında başlayıp Afganistan dışındaki tüm bölgelerin Rusya ve İngiltere tarafından sömürgeleştirilmesiyle süren bu güç mücadelesi, 1907'de İngiltere ve Rusya'nın Almanya'nın yükselişine karşı ittifak kurmasıyla sona erecekti. İngiltere ve Rusya arasında güç mücadelesiyle devam eden tüm bu süreç tarihçiler tarafından 'The Great Game' (Büyük Oyun) olarak anılmaktadır.

1. İngiltere-Afganistan Savaşı (1839-1842)

1838'de Dost Muhammed Han hem İngiltere'nin hem de Rusya'nın Afganistan'ı himayelerine alma tekliflerini reddetmişti. Bu tarihte Ruslar henüz Afganistan sınırına ulaşamamış, Orta Asya'yı savaşlarla işgal etmekle meşgullerdi.

İngiltere ise Sind (bugünkü Pakistan) üzerinden Afganistan'a komşu durumdaydı. Afganistan'ı kendisine boyun eğdirmek isteyen İngiltere 1839'da büyük masraflarla seferber ettiği ordusuyla Afganistan Savaşı'nı ve istilasını başlattı. 

İngiliz birlikleri ağır kayıp verme pahasına Kandahar'ı ve başkent Kabil'i ele geçirdi. İngiltere ile bu istilasında iş birliği yapan ve İngiliz denetimine girme sözü veren Dürrani Hanedanı'nın reisi Şuca Han İngilizlerce Kabil'de Afganistan Kralı ilan edildi. İngilizlerce esir alınan Dost Muhammed Han Hindistan'a götürüldü.

Kabil ve Kandahar'ı alarak Afganistan'a boyun eğdirdiğini düşünen İngiltere'nin yanıldığı zaman içerisinde anlaşılacaktı. Afganlar işgal sonrasında İngilizlere karşı yoğun bir gerilla savaşına giriştiler. İngilizlere ağır kayıplar verdirdiler. Bu gerilla savaşında başı Dost Muhammed Han'ın oğlu Vezir Ekber Han çekmekteydi. Savaş bugün Pakistan'ın Kabile Bölgeleri olarak anılan Peştun bölgelerinde de yoğunlaşıyordu.

Kasım 1841'de direniş güçlenmeye ve düzenli ordular halinde İngilizlere saldırmaya başladı. Ocak 1842'de işgal ordusunun komutanı William George Keith Elphinstone de dahil olmak üzere İngiliz, Hindu askerlerden ve onlara lojistik destek verenlerde oluşan yaklaşık 17 bin kişilik İngiliz Ordusu Kabil-Celalabad yolunda Afganlarca yok edildi.

Bu yenilgi ve ağır kayıp İngiltere için büyük bir şok oldu. Ocak 1842'de yaşanan İngiltere'nin bu büyük yenilgisi ve bir ordusunun tamamen yok edilmesi halen büyük bir trajedi sayılmaktadır. Olay, Ocak 2013'te The Economist'te yer alan bir makalede belirtildiği gibi İngiliz Ordusunu'nun tarihindeki en büyük felaketlerden biri olarak kabul edilmektedir. İngiliz Ordusu başka hiçbir tek savaşta bu kadar kayıp vermemiştir.

1857'de Hindistan'da İngiltere aleyhine çıkan büyük isyan, 1842'de Afganistan'da İngiliz Ordusu'nun yok edilmesinden ilham ve cesaret almıştır. Bu savaş bölgede o tarihe kadar yerleşmiş olan İngiltere'nin yenilemeyeceğine dair düşünceyi de kırmıştır.

İşgal ordusunun imha edilmesinin ardından Afganlar Kabil'e yönelip Nisan 1842'de şehri ele geçirdiler. İngilizlerle iş birliği yapan ve son ana kadar kendileriyle savaşan Şuca Han Dürrani'yi öldürdüler. Yeni Afgan kralı Vezir Ekber Han oldu. Afganistan'dan umudunu kesen İngiltere, Vezir Ekber Han'ın kendilerine karşı daha radikal bir siyaset gütmesinden endişe ederek babası eski kral Dost Muhammed Han'ı 1843'te serbest bıraktılar ve Afganistan'a dönmesine izin verdiler.

Dost Muhammed Han'ın ikinci krallığı (1845-1863)

1845'te genç kral Vezir Ekber Han'ın genç yaşta şaibeli biçimde ölümünün ardından babası Dost Muhammed Han yeniden kral oldu. 1846'da beklentinin aksine İngiltere karşıtı siyasetlerine yeniden başladı. Kuzey Hindistan'da İngiltere aleyhine isyanları destekledi.

1857'de İran Herat'ı almak üzere saldırıya geçti ama yenildi. İran-Afganistan Savaşı devam ederken 1862'de İran yerel Şii güçlerin de desteğiyle Herat'ı ele geçirmeyi başardı. 1863'te Dost Muhammed Han komutasındaki Afganistan Ordusu savaşla Herat'ı ele geçirmeyi başardı, hemen akabinde savaşta yorgun düşen 70 yaşındaki Dost Muhammed Han öldü.

Şir Ali Han dönemi (1863-1879)

1973'e dek Afganistan'ı yönetecek olan Barakzay Hanedanı'nın kurucusu Dost Muhammed Han'ın ölümüyle, vasiyeti üzerine Afganistan tahtına yaşça üçüncü sırada olan oğlu Şir Ali Han çıktı.

sir.jpg

Şir Ali Han fotoğrafı olan ilk Afganistan Kralı'dır. Şir Ali Han'ın 1869'da John Burke tarafından çekilen fotoğrafı

1865'te Şir Ali Han'ın abisi Muhammed Efdal Han kardeşini devirerek kral oldu ama 1867'de öldü, yerine bir diğer kardeşleri olan Muhammed Azam Han krallığa geldi. Onun da 1868'de ölümüyle Şir Ali Han yeniden tahta döndü ve asıl dönemi başladı.

Şir Ali Han döneminde Afganistan'a yönelik İngiliz tehdidi arttığından ve Rusya Afganistan sınırına dayandığından, güçlü ve modern silahlarla donatılmış bir ordu kurulması çalışmaları başlatıldı. 

2. İngiltere-Afganistan Savaşı (1878-1880)

Osmanlı-Rusya arasında gerçekleşen '93 Harbi'nin (1877-1878) ardından Haziran 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması sonrası Rusya tamamen Orta Asya'ya yöneldi.

Rusya bir taraftan Afganistan ve İran'ın kuzeyindeki tüm Orta Asya'yı kontrolüne almayı tamamlarken diğer taraftan Afganistan'ı himayesine almak istedi. Kabil'e elçi gönderen Rusya, Afganistan'dan Rusya kontrolüne girmesini ve bağlı bir devlet olmasını istedi.

Bunun üzerine İngiltere de Kabil'e aynı teklifi götürdü. Şir Ali Han iki teklifi de reddetti.

great-game-cartoon-from-1878.jpg

"Beni arkadaşlarımdan kurtarın": 1878'de İngiltere'de Punch Dergisi'nde çıkan, Şir Ali Han'ı Rusya'yı temsil eden ayı ve İngiltere'yi temsil eden aslan arasında kalmış halde resmeden bir karikatür.

Afganistan'ı kontrolüne almak isteyen İngiltere Kasım 1878'de 50 bin kişilik ordusuyla Afganistan'a saldırısını başlattı. Aradaki devasa güç ve teknoloji farkı nedeniyle İngiliz Ordusu kayıplarına rağmen savaşarak Kabil yönüne ilerledi.

Başkentini savunamayacağını düşünen Şir Ali Han esir düşmemek için Mezar-ı Şerif'e çekildi ve burada Şubat 1879'da öldü. Yerini alan oğlu Muhammed Yakub Han savaşın gidişatının yenilgi ve Afganistan'ın şehirlerinin işgali olduğunu düşünerek Mayıs 1879'da Celalabad'ın Gandamak Köyü'nde İngiltere ile antlaşma imzaladı.

mohammad-yaqub-khan-with-british-officers-in-may-of-1879.jpg

Gandamak Antlaşması'nda Muhammed Yakub Han (ortada), Afgan heyeti ve İngiliz heyeti (1879)

Antlaşmaya göre savaştan önce bugünkü Pakistan'ın kuzeyindeki birçok bölgeye de sahip olan Afganistan Krallığı'nın pek çok toprağı İngiltere'ye bırakıldı ve Kabil'de bir İngiliz üssü kuruldu.

Eylül 1879'da bu antlaşma aleyhine Kabil'de büyük bir isyan çıktı. Aylardır hazırlanan isyancılar toplu ve ani bir baskınla Kabil'deki İngiliz üssünü komutanı ve askerleriyle beraber yok ettiler ve İngilizlerle antlaşma imzalayan kralı tahttan indirdiler. Yeni kral Şir Ali Han'ın diğer oğlu, Muhammed Yakub Han'ın kardeşi Muhammed Eyyub Han oldu.

Eyyub Han tam bağımsızlık yanlısı olup bu uğurda İngiltere ve Rusya ile savaşı göze almaktaydı. 

Afganistan üzerinde tam bir hakimiyet kurma umudunu yitiren İngiltere yine de Afganistan'a boyun eğdirmek ve Güney Afganistan'a aldığı toprakları geri vermemek için Afganistan'a yeni ordular gönderdi ve Afganları teslime zorlamaya çalıştı. 

1879-1880 döneminde süren bu savaşlarda dağlık alanda gerilla saldırılarında İngilizler ağır kayıp verirken, meydan savaşlarında güç dengesi asimetrik biçimde İngilizlerden yana olduğundan genelde İngiltere savaşları kazanıyordu.

Temmuz 1880'de Meyvend Muharebesi'ni Afganların kazanması Afganlara moral olurken Eylül 1880'de Kandahar Muharebesi'ni İngiltere kazandı.

Bu muharebede yer alan Eyyub Han İngiltere tarafından esir alındı ve yenilgiyi kabullendi. Hayatının kalanını Lahor'da geçirdi.

mohammadayoubkhan.jpg

Muhammed Eyyub Han

İngiltere'nin de onayıyla Afganistan tahtına Eyyub Han'ın kuzeni olan 1865-1867 dönemi Afgan Kralı Efdal Han'ın oğlu Abdurrahman Han geçti.

2. İngiltere-Afganistan Savaşı'yla savaş öncesinde Afganistan Krallığı'nın olan bugünkü Kuzey Pakistan İngiltere'nin eline geçerek Hindistan Sömürgesi'ne bağlandı.

Böylece Afganistan'ın en büyük etnik unsuru olan ve Afgan dendiğinde ilk akla gelen Peştunlar bölünmüş oldu. Bu savaş büyük ölçüde bugünkü Pakistan-Afganistan sınırını oluşturdu. Halen Pakistan'da Afganistan'dakinin iki katından fazla Peştun yaşamaktadır. 

Vahan Koridoru

Bugün Afganistan'ı Çin kontrolündeki Doğu Türkistan'a bağlayan, ülkenin kuzeydoğusundaki Vahan Koridoru üzerinde İngiltere ve Rusya 1873'te bir antlaşmaya vardı. Anlaşmayla bu koridorun iki güç arasında bir tampon bölge olarak Afganistan'da kalması üzerinde görüş birliğine varıldı. 

wakhan.png

Vahan Koridoru

vahan.jpg

Etrafı çok yüksek dağlarla çevrili Vahan Koridoru'nun düzlük kesimleri

Çok düşük nüfus yoğunluğuna sahip Vahan Koridoru'nda bugün yaklaşık 13 bin kişi yaşamaktadır. Yerli halkı Şii-İsmaili Pamirler olan bu koridora 1916'da Rusların Orta Asya'da giriştiği katliamlardan kaçan Kırgızlar da yerleşmiştir. 1949'da Çin'in Doğu Türkistan'ı işgali üzerine Doğu Türkistan ve Afganistan'ı birbirine bağlayan bu yol Çin tarafından Doğu Türkistan'ın Afganistan ile etkileşimini kesmek için kapatılmıştır ve halen kapalı bulunmaktadır.

ABD'nin ve 2001'de Afganistan'ı işgal etmesiyle Kabil'e yerleştirdiği rejimin Taliban ile mücadelenin ikmali için Çin'den bu koridoru ulaşıma açması talepleri Çin tarafından reddedilmiştir.

wakhan-kirgiz.jpg

Vahan'da bir Kırgız evi

pamir.jpg

Vahan'da Pamirler

Afganistan'dan oldukça izole olan Vahan Koridoru halkı 1978'de Afganistan'da başlayıp halen süren savaştan da çok fazla etkilenmemiştir.

Abdurrahman Han dönemi (1880-1901)

abd-001.jpg

Abdurrahman Han

1880'de tahta çıkan "Demir Emir" lakaplı Abdurrahman Han devrinde Afganistan'ın bugünkü sınırı ve büyük ölçüde dengeleri şekillenmiştir.

İngiltere'nin kontrolüne girmeden İngiltere ile uyumlu ilişkiler gütmeye çalışan Abdurrahman Han Afganistan'ın askeri ve idari alanda geliştirilmesine, Afganistan'ın tüm bölgelerinin merkezi otoriteye tam olarak bağlanmasına odaklanmıştır.

Hazaralarla savaş

Dağlık Orta Afganistan coğrafyasında yaşayan Şii Hazaralar bu dönemde fiilen kendi içlerinde bağımsız bir yapıda yaşamaktaydılar.

Abdurrahman Han'ın burayı merkeze bağlama çabaları Hazaraların yenilgisiyle sonuçlanan ve kapsamı oldukça büyük olan 1888-1893 Savaşı'na neden oldu. 

Kafiristan'dan Nuristan'a

1895'te Abdurrahman Han fiilen bağımsız bir başka bölge olan Kafiristan'a yöneldi. Kabil'in doğusundaki bu çok dağlık ve ormanlık bölge, coğrafi açıdan korunaklı yapısı nedeniyle Afganistan'ın kalanından oldukça izole kalmıştı.

Bölge halkında Antik Hinduizm temelinde bir çeşit putperestlik inancı devam ediyordu, bu sebeple bu bölge Kafiristan olarak isimlendiriliyordu. Afganistan 7'nci yüzyılda İslam ile tanışmasına rağmen, aradan geçen yaklaşık 11 yüzyılda rağmen bu bölge İslamlaşmamıştı.

1895-1896 Seferi'yle Abdurrahman Han bu bölgeyi de merkezi otoriteye bağladı. Bunun üzerine Kafiristan halkı toplu şekilde Müslüman olmaya başladı ve İslamlaşmaları kısa sürede tamamlandı. Nuristan'ın izole bir bölgesinde eski inançları üzere devam eden az sayıda putperest de 1930'lu yıllarda Müslüman oldu.

Bu toplu İslamlaşmayla bölge Nuristan olarak isimlendirildi. Nuristan Müslüman olmasından beri ve halen Afganistan'ın en dindar bölgelerinin başında gelmektedir. Nuristanlıların sınırın diğer tarafında kalan, bugün Pakistan topraklarında kalan akrabaları Kalaşlar halen Müslüman olmayıp Nuristanlıların eski inancı olan Antik Hinduizm üzerelerdir.

Bölgede halen çok az sayıda pagan-putperest nüfus yaşamaktadır.

nuristan-222.jpg

Bir Nuristan köyü

isa-nuristani.jpeg

Nuristan 1978'de darbeyle yeni iktidara gelen Sovyet destekli Komünist rejime ilk isyanın başladığı yerdir. Bu isyanın öncüsü İsa Nuristani

Nuristan

Durand Hattı (1893)

1893'te İngiltere ve Afganistan arasında sınırı belirleyen, bugünkü Pakistan-Afganistan sınırını da oluşturan Durand Hattı'na dair antlaşma imzalandı. Hat büyük ölçüde 1878-1880 İngiltere-Afganistan Savaşı'nın bitimindeki sınırdan oluşuyordu, bazı ayrıntılarda İngiltere lehine ve Afganistan aleyhine düzenlemeler de yapılmıştı.

durand-001.jpg

Durand Hattı (kırmızı çizgi)

Halen Pakistan ve Afganistan sınırını oluşturan Durand Hattı, Afganistan'daki Peştunların iki katından fazlasını Pakistan tarafında bıraktığından Afganistan'da kabullenilmemektedir. 20. yüzyıldan bugüne pek çok Afganistanlı politikacı devlet adına resmi açıklamada bulunamasa da özel meclislerinde ve basınla röportajlarında Peşaver de dahil Pakistan'ın kuzeyinde kalan Peştu bölgelerin Afganistan'a ilhakını hedeflediklerini açıklamıştır.

Afganistan'da savaş süreci sona erdiğinde de ilk gündem maddelerinden birinin Durand Hattı olacağı düşünülmektedir.

Habibullah Han dönemi (1901-1919)

1901'de Abdurrahman Han'ın ölümüyle yerini oğlu Habibullah Han almıştır. 

habibullah.jpg

Habibullah Han

Habibullah Han babasından devraldığı askeri, idari ve eğitimsel reform ve geliştirme çabalarını sürdürmüştür. 1912'de Host'ta çıkan isyan bastırılmış, 1913'te Rusya ile sınır çatışmaları yaşanmıştır.

1. Dünya Savaşı'nda (1914-1918) Osmanlı Devleti 1914'te Almanya safında bu savaşa dahil olup Kasım 1914'te tüm Müslümanlara hitaben bir cihat fetvası ilan etti. Osmanlı Devleti bu fetva üzerine o dönemde bağımsızlığını koruyabilen nadir Müslüman ülkelerden olan Afganistan'dan savaşa Osmanlı'nın bulunduğu ittifakta dahil olmasını istedi.

Ancak Habibullah Han bu isteği yerine getirmesi durumunda ülkesinin kuzeyden Rusya, güneyden İngiltere tarafından istila edileceğini düşünerek bu savaşta tarafsızlığını ilan etti.

1914-1916'da Kabil'i ziyaret eden Alman heyetler Habibullah Han ile görüşerek onu Osmanlı Devleti'nin cihat fetvası uyarınca savaşa dahil olmaya, İngiltere hakimiyetindeki Hint Altkıtası üzerine saldırmaya iknaya çalıştılar. Almanya bu şekilde Hindistan'da da bir Müslüman isyanı çıkabileceğini düşünüyor ve İngiltere'nin dikkatini ve enerjisini Avrupa'dan Hindistan'a yöneltmeyi hedefliyordu.

Fakat Habibullah Han savaşa dahil olmadı.

kazim.jpg

Habibullah Han (ortada beyaz sarıklı) bir Alman-Osmanlı-Hint ikna heyetini kabulünde. Kabil, 1916. En soldaki kişi, Enver Paşa tarafından gönderilen Kazım Orbay (1883-1964)

Habibullah Han bir av gezisinde bulunduğu Lagman Vilayeti'nde 20 Şubat 1919'de çadırında uyurken öldürüldü. Suikastin oğlu Emanullah tarafından planlandığı iddia edilmektedir.

Taht kavgası (1919)

Habibullah Han'ın ölümü üzerine 21 Şubat 1919'da kardeşi Nasrullah Han kral ilan edildi. Fakat Habibullah Han'ın Kabil'de bulunan oğlu Emanullah Han isyan edip başkent Kabil'i ele geçirdi, 28 Şubat'ta kendini Afganistan kralı ilan etti.

Emanullah Han ön hazırlıklar yaptığı için ülkenin kritik noktalarına hakimdi, güçsüz düşen Nasrullah Han yeğeniyle uzlaşma yoluna gitti. Emanullah Han Kabil'e gelip teslim olduğu takdirde onu koruma sözü verdi. Fakat Nasrullah Han, teslim olmasının ardından yargılanıp müebbet hapsine hükmedildi. 1920'de Nasrullah Han hapiste öldürüldü.

nasrullah-khan.png emanullah.jpg

Nasrullah Han ve Emanullah Han

3. İngiltere-Afganistan Savaşı (1919)

İngiltere Afganistan'ın bağımsızlığını, sömürgesi olarak tuttuğu Hindistan'daki Müslümanları bağımsızlığa teşvik ettiği gerekçesiyle tehdit olarak görmeye devam etmekteydi. Hint Müslümanları günden güne Afganistan'la daha fazla temasa geçmekte, heyetleri Afganistan'ı ziyaret etmekte ve Hindistan'da İngiliz sömürgeciliğinin bitmesi yönünde etkinlikler düzenlemekteydiler.

1907'de İngiltere Rusya ile Orta Asya, Afganistan ve Hindistan konularında 'Büyük Oyun'u bitiren bir antlaşma imzalamıştı. Fakat 1917'de Rusya'da gerçekleşen Komünist devrim ile Rusya ve İngiltere yeniden düşman olmuştu. Rusya'nın Afganistan üzerinde gelecekte nüfuz kurup Hindistan'daki İngiliz çıkarlarını tehdit etmesinden endişe eden İngiltere, 1919'da Habibullah Han'ın ölümü üzerine Afganistan'da yaşanan taht kavgasından istifadeyle Afganistan'ı işgale karar verdi.

Yeni kral Emanullah Han'ın da İngiliz karşıtı biri olarak bilinmesi ve bu doğrultuda açıklamaları İngilizlerin bu kararı almasında etkili olmuştu.

Nisan 1919'da İngilizlerin Afganistan sınırındaki taciz ateşleri karşısında Emanullah Han İngiliz Ordusu'nun istilasını beklemeksizin Afganistan Ordusu'na İngiltere kontrolündeki topraklara saldırı emri verdi. Mayıs 1919'da Afganistan Ordusu Afganistan-İngiltere sınır geçidi olup bugün de Afganistan-Pakistan sınır geçidi olan Hayber Geçidi'ni aştı ve Peşaver'e yöneldi. 

khyberpasspakistan.jpg

Hindikuş Dağları üzerinde Afganistan ve Pakistan'ı birbirine bağlayan Hayber Geçidi'nden bir görüntü

Afganistan'ı istila planları yapmakla beraber 1. Dünya Savaşı'nın yorgunluk ve yıpranmışlığının etkisindeki İngiliz Ordusu başta gafil avlanmıştı. Afgan Ordusu'nun ilerleyişi durdurabilmek için hava kuvvetlerini seferber eden İngiltere Afgan Ordusu'nu ve Kabil başta olmak üzere Afganistan'ı bombalayarak ilerleyişlerini durdurdu. İngilizler daha sonra Afgan Ordusu'nu da geriletmeyi binlerce kayıp vererek başarmakla beraber Hayber Geçidi'ne ulaşamadılar. Emanullah Han barış istedi, savaş yorgunu İngiltere de bu teklifi kabul etti.

8 Ağustos 1919'da imzalanan Ravalpindi Antlaşması'na göre İngiltere'nin Afganistan üzerinde 1880'den beri devam etmekte olan nüfuzu sona eriyor ve Afganistan tam bağımsız bir devlet oluyor, bunu İngiltere de kabulleniyordu. Durand Hattı'nın sınır olma durumu devam ediyordu. Bu savaş ve antlaşma ile İngiltere Afganistan'ı kontrol etme niyetlerinden tamamen vazgeçmiştir.

Emanullah Han dönemi ve reformları (1919-1929)

İngiltere'ye karşı kazandığı başarıyla Afganistan'daki ağırlığı artan Emanullah Han ülkeyi modernleştirme reformlarına girişmek istiyordu. 1921'de Sovyetler Birliği ve Türkiye'deki Ankara Hükümeti'yle anlaşma imzalayıp diplomatik ilişkiler kurdu. 1922'de Batı Afganistan'da her zaman gözü olduğu bilinen İran ile bir saldırmazlık antlaşması imzalandı. 1923'te Türkiye'deki 1921 Anayasası'nın uyarlanmasıyla ilk Afganistan Anayasası hazırlandı.

Emanullah Han merkezi otoriteyi kuvvetlendirmek için cezalandırma yöntemlerinde sert bir tavır takındı. Reformcu olmakla beraber cezalandırmada geleneksel yöntemleri artırdı ve sertleştirdi.

kafes.jpeg

Emanullah Han döneminde kafes cezasıyla ölüme mahkum edilen biri, 1921. Kafes cezasıyla ölüme mahkum edilen biri kafeste terk edilir, kendisine yemek ve su verilmeksizin ölmesi beklenirdi.

Reformlar kapsamında aşiretlerin haklarına yönelik sınırlamalar getirilmesi üzerine 1923'te Hilmend'de Alizay Aşireti isyan etti, isyan bastırıldı. 1924'te ise Host'ta çok daha büyük bir isyan çıktı. 1925'te bastırılan isyan esnasında yaklaşık 14 bin kişinin hayatını kaybettiği belirtilmektedir.

Orta Asya'da Sovyetler Birliği'ne silahlı direniş veren Basmacı Hareketi'nden kimselerin Afganistan'a sığınmaya başlamasıyla 1925-1926 döneminde Sovyetler Birliği ve Afganistan arasında sınır çatışmaları yaşandı.

Emanullah Han Afganistan'da yapmayı tasarladığı Batılılaşma reformlarında görüş almak ve incelemelerde bulunmak için Aralık 1927'de uzun bir yurt dışı turuna çıktı. Önce Hindistan yoluyla Mısır'ı ziyaret etti. Ardından İtalya'yı, Vatikan'ı, Fransa'yı, Belçika'yı, Almanya'yı, İngiltere'yi, Polonya'yı ve Türkiye'yi ziyaret etti.

emanullah-ataturk.jpg

Emanullah Han ve Mustafa Kemal, Ankara 1928

1928 Yazı'nda Afganistan'a dönen Emanullah Han hızlı bir biçimde ülkeyi kültürel alanları da kapsayan bir Batılılaşmaya soktu. Bu sürece tepki olarak Kasım 1928'de Kabil'e yakın Celalabad şehrinde büyük bir isyan başladı, isyan Afganistan'ın bazı diğer bölgelerine de yayıldı.

Ocak 1929'da Celalabad'daki isyancılar ani bir baskınla başkent Kabil'i ele geçirdiler. İsyanın başını çeken, Tacik olmasına rağmen Peştun aşiretlerin de desteğini alan Habibullah Kalakani Afganistan Emiri ilan edildi.

kalakani.jpg

Habibullah Kalakani

Bu gelişmeler üzerine Ocak 1929'da Emanullah Han krallıktan feragat ettiğini ilan edip makamını abisi İnayetullah Han'a bıraktı. İnayetullah Han da Kabil'in Kalakani'nin güçleri elinde olduğu bu ortamda mücadeleye girmeyerek birkaç gün sonra krallıktan feragat ettiğini ilan etti. 

Kalakani'nin Kabil'e hakim olup Afganistan'ın tümünü ele geçirmeye çalıştığı bu dönemde iktidardaki Barakzay Hanedanı'nın Muhammedzay isimli başka bir kolundan, Emanullah Han döneminde devlet yönetiminde yer alan ve İnayetullah Han'ın sözlü desteğini alan Nadir Şah (1883-1933) ülkede güç boşluğu olan bölgeleri hakimiyetinde topladı.

Böylece ülke Nadir Şah ve Habibullah Kalakani arasında bölünmüş oldu.

Peştun ve Taciklere eşit şekilde dayanan Kalakani, aşiretlerin haklarını güçlendirerek aşiretlerin, sıradan bir köylü çocuğu olması ve yoksul kesimi sahiplenici söyleminin etkisiyle yoksul halkın desteğini almıştı.

Afganistan'da sürgünde bulunan Buhara Emiri ve daha pek çok sürgündeki Orta Asyalı Habibullah Kalakani ile iyi ilişkiler kurmuştu. Sovyetler Birliği Kalakani'nin iktidarını kendisine tehdit olarak görüyordu. Bu sebeple Nadir Şah'ı desteklemeye başladı. 

Mart 1929'da Emanullah Han Afganistan'a dönüp Kandahar'da Kalakani'ye karşı birlikler organize edip yeniden kral olmaya çalıştı ama Mayıs 1929'da yenilgiye uğrayarak Afganistan'dan ayrıldı. Avrupa'ya yerleşen Emanullah Han daha sonra Hitler ile anlaştı. 1941'de Sovyetler Birliği'ni istila eden Hitler, orduları Afganistan'a ulaştığında Emanullah Han'ı yeniden Afganistan kralı yapacağını söyledi, Emanullah Han da iktidarında Almanya ile yakın dostluk kuracağını vaat etti.

Fakat Almanya'nın 2. Dünya Savaşı'ndan yenilgiyle çıkmasıyla Emanullah Han'ın Afganistan'ın başına dönme planı da bozuldu.

kalakani-2.jpg

Habibullah Kalakani savaşçılarıyla, 1929

Kalakani ve Nadir Şah arasında devam eden savaşı hem Sovyetler Birliği'nin askeri desteğiyle hem de 1928 İsyanı öncesi düzenli Afganistan Ordusu'nun çoğu saflarına iltihak ettiğinden Ekim 1929'da Nadir Şah kazandı.

13 Ekim 1929'da Nadir Şah Kabil'i ele geçirip 15 Ekim'de kral ilan edildi. Yakalanan Habibullah Kalakani 1 Kasım 1929'da idam edildi. 

Nadir Şah dönemi (1929-1933)

nadir.jpg

Nadir Şah

Ekim 1929'da Afganistan'ın kralı olan Nadir Şah dönemi boyunca kendisi aleyhine patlak veren, pek çoğu Kalakani taraftarlarınca çıkarılan çok sayıda isyanı bastırmakla uğraştı. Kalakani'ye karşı savaşında yoğun destek gördüğü Sovyetler Birliği ile iyi ilişkilerini korudu, ülkenin modernleşmesi için Sovyet uzmanlar ülkeye davet edildi. Afganistan'ın kuzeyinde Sovyetler Birliği denetimindeki Orta Asya'da süren Basmacı Hareketi'nin isyanlarına karşı Sovyetler Birliği ile iş birliği yapıldı.

1933'te Nadir Şah bir okula yaptığı ziyarette bir Şii Hazara öğrenci tarafından öldürüldü.

Zahir Şah dönemi (1933-1973)

Babasının ölümüyle Zahir Şah (1914-2007) genç yaşta kral oldu. Döneminde modernleşme çalışmaları devam etti. Sovyet uzmanlarının ülkede etkinliği arttı.

Zahir Şah ABD'den de zaman zaman yardım istedi, ülkedeki Sovyet nüfuzunu dengelemek isteyen ABD de küçük miktarlarda olan bu yardım taleplerini geri çevirmedi. 

zahir.jpg

ABD ziyaretinde Zahir Şah ve ABD Başkanı Kennedy, 1963

Babasının ve Emanullah Han'ın aksine tepki çekecek hızlı modernleşme hamlelerinden kaçınan Zahir Şah hamlelerini zamana yaydı ve yumuşattı. Dönemindeki modernleşme hamleleri Kabil ve çevresi dışına pek taşmadı. 

1944-1947 döneminde binlerce kişinin hayatını kaybettiği aşiret isyanları yaşandı.

1964'te yeni bir Afganistan Anayasası yapıldı, serbest seçimlerin olduğu çok partili bir sistem vaat edildi. Fakat Zahir Şah'ın yetkilerinden taviz vermemesi yönetim içinde bir krize neden oldu. Artan Sovyet etkisiyle ülkede Komünist ideoloji git gide yayıldı. Afgan Ordusu'nun subaylarının Sovyetler Birliği'nde eğitilmesi de ordudaki Komünist eğilimi artırdı. 

1969'dan itibaren Afganistan'da etkili olan kuraklık ve kıtlık yönetime olan tepkiyi artırdı. Ülkede Komünist bir darbeden endişe eden Zahir Şah'ın Sovyetlerle tüm etkileşimi kesmeye yönelik kararları üzerine Sovyetler harekete geçti.

Sovyetler Birliği'nin desteğiyle, Zahir Şah'ın akrabası ve aynı zamanda kayınbiraderi olan ve yönetimde yer alan isimlerden Muhammed Davud Han'ın (1909-1978) darbesiyle Zahir Şah devrilip sürgüne gitti. Davud Han Afganistan'da cumhuriyet kurulduğunu ilan etti ve cumhurbaşkanı oldu.

Davud Han dönemi (1973-1978)

davud.jpg

Davud Han

Davud Han Sovyetlerin beklentisinin aksine Sovyetler Birliği ile ikili ilişkileri geliştirmeyle yetinip Afganistan'ı Sovyet nüfuzuna sokmadı. Bu sebeple Sovyetler Birliği'nin ve Afganistan'da yükselişte olan Komünistlerin tepkisini çekti.

ABD ile ilişkilerini artırmaya çalıştı, bir yandan da Afganistan'ın Soğuk Savaş'ta iki tarafta da yer almayıp iki tarafla da iyi ilişkiler istediğini belirtti.

Davud Han İngiltere ile savaşlar döneminde Afganistan'ın Pakistan tarafında kalan topraklarını ve buralarda yaşayan Peştunları Afganistan'a katmak istediğini ima eden açıklamaları nedeniyle Pakistan'ın tepkisini çekti.

1977'de Davud Han Moskova'yı ziyaret etti. Bu ziyarette Sovyet liderliği ile anlaşamaması üzerine Sovyetlerle askeri iş birliği anlaşmalarını pasifize etti. 1970'li yılların başında Sovyetler Birliği ile iş birliğini sonlandıran Mısır ile askeri iş birliği antlaşmaları imzaladı.

Bu gelişme üzerine Sovyetler Birliği Afganistan Ordusu'ndaki Komünist yöneticileri ve Afganistan'daki iki Komünist parti 'Perçem' ve 'Halk'ı kullanarak Davud Han'ı devirip Afganistan'da Komünist bir yönetim kurmak üzere darbe hazırlıklarına başladı.

Komünist 'Perçem' ve 'Halk' partileri

1930'lu yıllardan itibaren Sovyetler Birliği ile etkileşim Afganistan'da Komünizm'in yayılmasına neden olmuştu. Afganistan'da 1978 itibariyle 'Perçem' (Bayrak) ve Halk olmak üzere iki ayrı Komünist Partisi vardı. Afganistan Komünist Partisi'nin bu iki fraksiyona bölünmesinin nedeni aralarında reform hareketlerinin uygulanma hızı konusundaki görüş ayrılığıydı.

Gilzay Peştularınndan fakir bir köylü ailesinden gelen Halk fraksiyonunun lideri Nur Muhammed Teraki (1913-1979) Afganistan'da derhal bir Komünist devrimi hedefliyordu. Perçem fraksiyonunun başındaki, babası Tacik annesi Gilzay Peştunu, Kabil'in zengin bir ailesinden gelen Babrak Karmal (1929-1996) ise aşamalı bir stratejiden yanaydı. Afganistan'ın çok geri kalmış ve işçi sınıfına sahip olmayan bir ülke olduğunu öne sürerek önce işçi sınıfının var edilmesi gerektiğine sonra Komünizm'e geçilebileceğine inanıyordu.

Bu ihtilaftan kaynaklı olarak Teraki Afganistan'ın bağımsızlığından yanayken Karmal ülkenin Komünizm'e geçişinin altyapısı için Afganistan'ın bir Sovyet cumhuriyeti olarak Sovyetler Birliği'ne katılmasına sıcak bakıyordu.

terakki.png

Nur Muhammed Teraki

babrak.gif

Babrak Karmal

Sevr Devrimi/Darbesi (27 Nisan 1978)

1977'den itibaren darbe hazırlıklarını yöneten Sovyetler Birliği Afganistan Takvimi'nde Sevr Ayı'nda 27 Nisan 1978'de Afganistan Ordusu'ndaki Komünistleri, hem Halk hem de Perçem fraksiyonlarını harekete geçirterek Afganistan'da darbe yaptırdı.

Kabil'de bir gün süren çatışmaların ardından idare darbecilerin eline geçti. 28 Nisan 1979'da cumhurbaşkanı Davud Han da öldürüldü. Bu darbe Komünistlerce 'Sevr Devrimi' olarak isimlendirilmektedir. 

1978'de Afganistan

Komünist darbenin gerçekleştiği 1978'de Afganistan 13,4 milyon nüfusa sahipti ve halkının çok büyük kısmı köylerde yaşıyordu. Başkent Kabil'in nüfusu 500 bindi. Ülke genelinde büyük bir yoksulluk bulunmakta, halkın çoğunluğu ticari ilişkilere girmeyip köyünde yetiştirdikleri ile geçinmeye çalışmaktaydı. Köylerde halkın çoğunluğunun kimliği bulunmuyordu ve devlete ait okullar yoktu. Bu da Afganistan toplumunu büyük ölçüde geleneksel bir yapıda tutmaktaydı.

1978 öncesinde Afganistan'da İslamcılık

1950'li yıllarda Kabil Üniversitesi çevresinde yurtdışı ile temasa geçenlerle İhvan eserleri Afganistan'a taşınmış ve modern anlamda İslamcılık başlamıştı. Pakistan ve Hindistan'daki Diyobendi ekolünün medreselerine giden Afganlarla bu coğrafyalarla da dini etkileşim artmış, buradan da geleneksel bir tarzda İslami hareket düşüncesi aktarılmaya başlamıştı.

Kabil Üniversitesi'nin Şer'i İlimler kısmı hocalarından Tacik Burhaneddin Rabbani (1940-2011) çevresinde 1960'lı yılların sonundan itibaren İslamcı bir örgütlenme ortaya çıkmıştı. 1960'lı yıllarda Mısır'da Ezher Üniversitesi'nde eğitim gören Rabbani burada İhvan ile temasta bulunmuş, Afganistan'a döndüğünde İhvan ve Pakistan'daki Mevdudi liderliğindeki Cemaati İslami'yi örnek alarak 1972'de Cemiyet-i İslami'yi (İslami Cemiyet) kurmuştur.

Zahir Şah döneminde orduda görev alan bir albayın oğlu olan Tacik Ahmed Şah Mesud (1953-2001) Kabil Üniversitesi'nde eğitim aldığı bu dönemde Cemiyet-i İslami'de bulunmuş, Davud Han döneminde yaşadığı baskılar nedeniyle 1974'te Pakistan'a gitmişti.

Peştun Gulbeddin Hikmetyar (1947-) öncülüğünde 1969'da Kabil Üniversitesi'ndeki 'Müslüman Gençlik' ismiyle kurulan örgütlenme 1975'te Hizbi İslami (İslami Grup) ismiyle daha kapsamlı bir örgüte dönüşmüştür. Hikmetyar da İhvan ve Pakistan'daki Cemaati İslami'yi teşkilatlanmada örnek almıştır.

1970'li yıllar boyunca Cemiyeti İslami ve Hizbi İslami aralarındaki bazı fikir ayrılıklarına rağmen dayanışma göstemiş genellikle Tacikler lideri Tacik Rabbani olan Cemiyeti İslami'ye, Peştunlar da lideri Peştun Hikmetyar olan Hizbi İslami'ye yönelmişlerdir.

Komünist Darbeden Sovyet işgaline Afganistan (1978-1979)

1 Mayıs 1978'de Afganistan'ın ismi diğer pek çok Komünist ülkedeki isimlendirmeyle 'Afganistan Demokratik Halk Cumhuriyeti' olarak değiştirildi.

Halk fraksiyonunun çoğunlukta olduğu bir yönetim konseyi ülkeyi yönetmeye başladı, konseyin başına Halk fraksiyonunun lideri Teraki geldi.

Darbenin ardından Teraki'nin konuşması

Teraki'nin iktidarda iken Sovyetler Birliği'ne yaptığı bir ziyaret, 1978

Mayıs ayında hızlı bir şekilde yeni yönetimin İslami uygulamaların her türlüsüne savaş açması üzerine ayaklanmalar başladı. İlk isyan, yaklaşık 80 sene önce Müslüman olup Afganistan'ın en dindar bölgesi haline gelen Nuristan'da çıktı. İsa Nuristani tarafından yönetilen halk isyanının benzerleri daha sonra ülke geneline yayıldı. Ayrıca bu süreçte Celaleddin Hakkani de 1970'li yılların başından itibaren yönetim tarafından hedef alınmış ve hükümet karşıtı direnişe başlayan ilk isimlerden olmuştur.

Böylece Nisan-Mayıs 1978'de darbe ve halk isyanıyla Afganistan'da halen süren savaş başlamış oldu. Afganistan'da 43 yıldır süren savaş, kendi içlerinde de dönemlere bölünebilecek olan kabaca üç döneme ayrılabilir:

1) Sovyetler Birliği ve yerli Komünist rejime karşı verilen savaş (1978-1992)

2) Yerli silahlı grupların iç savaşı (1992-2001)

3) ABD işgali (2001-)

İsyan başlamadan önce Komünist olmayanlara yönelik toplu idam ve infazlara başlamış bulunan Komünist rejim isyanla beraber katliamlarını artırdı. İsyanın yayılması karşısında rejimin aciz kalmasını lehine çevirmeye çalışan Sovyetler Birliği 1978'den itibaren Afganistan'ın bazı kritik noktalarını kontrole başladı. Afgan Ordusu fiilen Sovyet generallerin kontrolüne girdi. Sovyet savaş uçakları ve pilotları görünüşte Afganistan'daki Komünist rejime verilerek Afganistan'ı bombalamaya başladı. 

1978'de Komünistler on binlerce Afganı katlederken 1979 başına gelindiğinde tüm Afganistan'ı isyanlar sarmış, ülke kanlı bir iç savaşın içine düşmüştü. Genelde kırsal kesimde süren bu çatışmalar Mart 1979'da yeni bir evreye geçti. Afganistan'ın üçüncü büyük şehri olan Herat toplu bir halk isyanıyla rejimin kontrolünden çıkarken, ardından 25 bin kişinin öldürüldüğü büyük bir katliamla Komünistlerce geri alındı.

Bir taraftan da rejim içerisinde Perçem ve Halk fraksiyonlarının iktidar rekabeti sürmekteydi. Teraki'nin en yakın adamı olarak görülen ve Teraki gibi Halk fraksiyonundan olan Gilzay Peştunu Hafizullah Emin (1929-1979) 1979 başından itibaren Teraki ile fikir ayrılıklarına düşmüş ve iktidar mücadelesine girmişti. 14 Eylül 1979'da Hafizullah Emin bir darbeyle Teraki'yi devirdi ve tutukladı. İktidarda yaşanan bu kavga halk isyanını daha da büyüttü, bazı şehirler isyancıların kontrolüne girdi.

emin.jpg

Hafizullah Emin

Hafizullah Emin, kendisini Afganistan'da iktidarda istemeyen Sovyetler Birliği'nin Afganistan'a müdahale edeceği sinyali vermesi üzerine Emin Teraki'yi 8 Ekim 1979'da öldürdü.

Hem Sovyet müdahalesinden endişe eden hem de halk isyanıyla Kabil dışında tüm bölgeleri kaybetmek üzere olan Emin aslında dindar biri olduğu açıklamasını yaptı ve ABD ve Pakistan ile iyi ilişkiler kurmak istediğini söyledi. Fakat Emin bir taraftan da halka yönelik katliamlara devam etti.

Emin'in açıklamaları ve Afganistan'ın git gide anti-Komünist güçlerin eline geçmeye başlaması üzerine Sovyetler Birliği Afganistan'ı işgale karar verdi. Nisan 1978 darbesinin ardından aşamalı olmayan doğrudan Komünist devrim yöntemini benimsedikleri için Halk fraksiyonunu destekleyen Sovyetler Birliği, o dönemden beri yaşananları değerlendirerek Perçem fraksiyonunun daha sistemli ve soğukkanlı olduğuna kanaat getirdi. İşgal öncesi bu fraksiyonun lideri Babrak Karmal ile anlaştı.

Bu antlaşmaya göre işgal sonrası duruma göre Afganistan'ın bir Sovyet cumhuriyeti olarak Sovyetler Birliği'ne katılması da düşünülebilirdi.

24 Aralık 1979'da 115 bin Sovyet askeri Afganistan'ı işgale başladı. Hafizullah Emin başlangıçta bu işgalin anti-Komünist güçlere karşı olduğunu, Sovyetlerin kendisine yardım için geldiğini, kendisini devirmeyeceğini düşünüyordu. Fakat 27 Aralık 1979'da Sovyet komandoları Emin'i öldürdü. Halk fraksiyonu dağılırken Afganistan'ın başına Babrak Karmal geçti, yaptığı ilk açıklamada "Afganistan işkenceci Emin kasabından kurtuldu" dedi.

Sovyet işgalinde Afganistan (1979-1989)

Nisan 1978 darbesinden beri dünya gündemini meşgul eden Afganistan'da Sovyetler Birliği'nin işgali, bölgeyi bir anda dünyanın en konuşulan meselesi yaptı. Sovyetler Birliği'nin uydusu sayılan ülkeler dışında tüm ülkeler bu işgali kınadı, kınayanlar arasında Komünizm üzerinde Sovyetler Birliği ile rekabette olan Çin de vardı.

Sovyetler Birliği bu işgali Afganistan yönetiminin kendilerini daveti olarak yansıtsa da bu iddia kabul görmedi. Çünkü Afganistan'daki yönetimin darbeyle gelmesinin ötesinde, Sovyetler Birliği cumhurbaşkanlığı konseyinin başında bulunan Hafizullah Emin'i de devirip öldürmüştü. Yeni konsey başkanı Babrak Karmal, Sovyetler Birliği'nin Afganistan'da devleti savunmak için bulunduğu açıklamalarıyla bu işgali meşrulaştırma çabalarına devam etti.

Şubat 1980'de Sovyetler Birliği Afganistan'ı işgalini tamamladı, savaş boyunca asker gönderimine devam edildi. Fakat Sovyetler Birliği Afganistan'ın kırsal bölgelerini tam anlamıyla ele geçiremedi.

Afganistan'da Komünist soykırım

Sovyetler Birliği, Kabil'deki Komünist rejimin ordusuyla beraber havadan ve karadan Afganistan çapında halk isyanını bastırmaya girişmiş, bunun için özellikle kırsal kesimde çok büyük katliamlar yürütmüş, köyler tüm içindekilerle yok edilmiş ve katliamların derecesi soykırıma varmıştır.

Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı resmen işgal etmeye başladığı 24 Aralık 1979'dan Afganistan'dan çekildiği 15 Şubat 1989'a kadar 9 senede Sovyetler Birliği ve Kabil'deki Komünist ordu tarafından 1 milyonu aşkın Afganistanlı sivilin katledildiği belirtilmektedir.

Milyonlarca mülteci de Pakistan ve İran başta olmak üzere diğer ülkelere sığınmıştır.

Bu savaş Afganistan'da en çok kırsal kesimi etkilemiş, binlerce köy haritadan silinmiş veya ağır tahrip görmüştür.

Diğer ülkelerin işgale bakışı

Afganistan'ın stratejik öneminden dolayı Sovyetler Birliği'ni tehdit olarak gören ülkelerin tümü bu işgali kendilerine tehdit olarak addetmişlerdir. Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı ele geçirmesi durumunda yeni komşusu Pakistan'ı da istila edip Hint Okyanusu'na çıkması dünyanın tüm dengelerini değiştireceğinden engellenmek istenmiştir.

Sovyetler Birliği Afganistan'ı işgal ederken gerçekten de kısıtlı bir askeri harekat izlememiş, neredeyse tüm askeri gücünü bölgeye yığmıştır. Buna sebep olarak Sovyetlerin bölgede ciddi bir direniş beklememesi, Afganistan'ı Hint Okyanusu'na inmek için bir askeri merkez olarak kullanmayı düşünmesi gösterilmektedir.

Sovyetler Birliği Pakistan'ı da ele geçirmeyi başarırsa Asya Kıtası'nı tamamen böleceğinden, Arap ülkelerinin denizden petrol ihraç rotasını da denetimine alabileceğinden bu işgalin Soğuk Savaş'ta Sovyetler Birliği lehine büyük bir değişime sebep olabileceği düşünülüyordu.

ABD ve Suudi Arabistan bu hesapları yaparken Pakistan kendisini Sovyetler Birliği'nin doğrudan işgal tehdidi altında görüyordu. Çin de Sovyetler Birliği'nin bu işgalinden rahatsızdı ve diğerleri kadar olmasa da bunu bir tehdit olarak görüyordu.

Pakistan'da 1977'de darbeyle iktidara gelen General Ziya-ul Hak'ın İslamcı bir siyaset gütmesi de Pakistan'ın Afganistan işgaline karşı tutumunu pekiştirdi. Savaş boyunca Pakistan ülkesini işgale ve rejime karşı savaşan Afgan gruplara, Afganistan'a diğer ülkelerden savaşmaya veya yardım faaliyetlerine katılmak isteyenlere açtı. Zaman zaman Pakistan askerleri Sovyet ve rejim ordusuyla sınırda çatıştı.

Bunun üzerine Sovyetler Birliği istihbaratı olan KGB ve Afganistan'daki Komünist rejimin istihbaratı Pakistan içinde ortaklaşa bombalı saldırılar düzenledi. Örneğin 1987'de tek bir saldırıda 127 kişi, 1988'de tek bir saldırıda 100 kişi hayatını kaybetti.

ABD ve Suudi Arabistan ise Pakistan üzerinden bazo Afgan gruplara maddi destek ve silah sağladılar. ABD ve Suudi Arabistan'ın Sovyet işgaline karşı mücadelede Afgan gruplara desteğinin kapsamı tartışma konusudur.

İki devletin ne derecede yardım ettiği, Afganistan'a gitmek isteyen yabancı savaşçılara sadece müsaade ile mi yetindiği, yoksa silah ve para mı verdiği, verdi ise ne kadar verdiği, o dönemde Afgan grupları ne derecede radikaller ve ılımlılar olarak böldüğü gibi meselelerde halen süren değerlendirme farkları ve tartışmalar vardır.

Afgan gruplar

Afgan uzmanlar, Sovyetlere karşı savaş sırasında varlık gösteren grupları temel olarak dört ana sınıfa ayırmaktadır.

- İlk grup geleneksel kabilesel liderlerden, alimlerinden, ruhani şahsiyetlerden ve imamlardan oluşuyordu.

- İkinci grup genel olarak Ortadoğu'daki Müslüman Kardeşler'den ve Pakistan'daki Cemaat-i İslami'den etkilenmişlerdi.

- Üçüncü grup, temel olarak Altkıta'daki Diyobendi uyanışçı hareketlerden etkilenmişti. 1990'larda Taliban bu grup içerisinden çıktı.

- Sonuncu ve en küçük grup da Şiilerden müteşekkildi. Ana olarak etnik Hazaralardan oluşuyorlardı.

1978'de başlayan savaş Afganistan'da Komünistlere karşı savaşan grupları meydana getirmiş, gruplaşmada etnik farklar, dini yönelimler ve savaş öncesi teşkilatlanmalar gibi faktörler rol oynamıştı. 1980'den itibaren bu gruplara yönelik dış destek grupların daha büyümesine ve bu destekleri elde etmede birbirleriyle yarışmalarına neden oldu. 1980'li yılların ortalarında Afganistan'da, 1988'de Pakistan'ın Peşaver şehrinde ittifak kurduklarını açıklayacak olan savaşta 7 grup sivrilmişti:

1) Hizbi İslami (Gulbeddin Hikmetyar)

2) Hizbi İslami (Yunus Halis)

3) Cemiyeti İslami (Burhaneddin Rabbani)

4) Şura-i Nazar (Ahmed Şah Mesud)

5) İttihadi İslami (Abdurrabburrasul Seyyaf) 

6) Cephe-i Necat-i Milli (Sıbgatullah Müceddidi)

7) Hareketi İnkılabi İslami (Muhammed Nebi Muhammedi)

Hikmetyar'ın (1947-) Hizbi İslami'si (İslami Grup) ve Rabbani'nin (1940-2011) Cemiyeti İslami'si (İslami Cemiyet) en büyük iki grup sayılıyor, ilkinde Peştular, ikincisinde Tacikler ağır basıyordu.

Savaş döneminde bu iki grubun dış bağlantılarının fazlalığı de grupların öne çıkmasını sağladı. Ülkeye gelen gazeteciler, aktivistler ve yabancı savaşçılar bu iki grubun üzerinden etkinlikte bulunuyordu. Bu durumda, iki grubun Pakistan sınır kesiminde faal olması da rol oynadı.

Afganistan'ın güneyinde Sovyetler'e karşı oldukça şiddetli bir savaş veren Hareketi İnkılabi İslami gibi gruplar ise medya odağından uzakta kaldı.

hikmetyar.jpg

Gulbeddin Hikmetyar

rabbani.jpg

Burhaneddin Rabbani

1980'li yıllarda Türkiye'deki ve Avrupa'daki Türk diasporasındaki İslamcılar arasında Afganistan denildiğinde ilk akla gelen isim Hikmetyar'dı.

erdogan-hikmetyar.png

Gulbeddin Hikmetyar ve Recep Tayyip Erdoğan, 1985

Yunus Halis'in (1919-2006) Hizbi İslami'si Hikmetyar'ınkinden ayrı bir oluşumdu. Ağırlıklı olarak Pakistan sınırında, en çok da Kabil ile Pakistan arasındaki bölgelerde savaşıyordu.

1995'te Taliban ile çalışmaya başlayacak olan ünlü komutan Celaleddin Hakkani'nin (1939-2018) Sovyet işgali yıllarında bu grup altında savaştığı belirtilmektedir. Grupta en çok Peştunlar bulunmaktaydı.

1990'lı yıllarda kurulacak olan Taliban Hareketi lideri Molla Muhammed Ömer (1960-2013) ve Taliban kadrolarındaki isimler ise Hareketi İnkılabi İslami bünyesinde faaldiler.

c-002.jpg

Soldan sağa: ABD başkanı Ronald Reagan, ABD'nin mevcut Afganistan Özel Temsilcisi Zalmay Halilzad ve Yunus Halis, 1980'li yıllar

Savaş esnasında Cemiyeti İslami'den ayrılıp kendi silahlı gücü olan Şura-i Nazar'ı (Gözetim Konseyi) kuran Ahmed Şah Mesud (1953-2001) daha çok Kabil'in kuzeyindeki memleketi, doğal yapısı itibariyle çok korunaklı, gerilla savaşına çok müsait Pencşir Vadisi'nde faaliyet gösteriyordu.

Kabil'e yakın konumu nedeniyle Sovyetler Birliği'nce 1980-1985 döneminde bu vadi ele geçirilmeye çalışılmıştı. Sovyet Ordusu bir dönem vadiyi işgal edebilse de 1985'te bu bölgeyi kontrol altına almaya çalışmaktan vazgeçmiştir.

Savaş sırasında Ahmed Şah Mesud'un Sovyet güçleriyle bazı mutabakatlara vardığı da bilinmektedir.

Şura-i Nazar hemen hemen tamamen Taciklerden müteşekkildir.

pencsir.jpg

Pencşir Vadisi ve Kabil

Doğduğunda kendisine verilen Abdurrasul (Rasulün kulu) ismini daha sonra Abdurrabburrasul (Rasulün Rabbinin kulu) olarak değiştiren Seyyaf'ın (1946-) İttihadi İslami'si (İslami Birlik) de etkin yapılardandı.

Gençliğinde Kabil Üniversitesi'nde Hikmetyar ve Rabbani ile de ilişkileri olan Seyyaf'ın iyi Arapça bilmesi ve Arap ülkelerindeki bağları nedeniyle Afganistan'daki karşılığının çok daha üzerinde bir yurtdışı tanınırlığa ve desteğe sahipti. Suudi Arabistan ile ilişkileri olan grupta en çok Peştunlar bulunmaktaydı.

sayyaf.jpg

Abdurrabburrasul Seyyaf

Sıbgatullah Müceddidi'nin (1925-2019) Cephe-i Necat-i Milli'si (Milli Kurtuluş Cephesi) Müceddidi tarafından Peşaver'de kurulmuş olup askeri varlığıyla değil siyasi ağırlığıyla dikkat çekmekteydi.

mojaddedi-in-september-2014.jpg

Sıbgatullah Müceddidi

Muhammed Nebi'nin Muhammedi'nin (1920-2002) Hareketi İnkılabi İslami'si (İslami İnkılap Hareketi) Afganistan'ın güneyinde faaliyet göstermekte ve daha çok Peştunlardan oluşmaktaydı. Başta Molla Ömer olmak üzere, 1990'lı yıllarda kurulacak olan Taliban Hareketi'nin pek çok üst düzey ismi Sovyet işgaline karşı savaşta bu grup çatısında savaşmıştı.

800px-mohammad-nabi-mohammadi1.jpg

Muhammed Nebi Muhammedi

Bu gruplar haricinde 1980'li yıllarda Afganistan'da daha yerel hareket eden ve dış dünyada daha az bilinen oluşumlar da bulunmaktaydı.

Nisan 1988'de Afgan grupların katılımıyla gerçekleştirilen bir konferans. Konferansta Muhammedi, Rabbani, Müceddidi, Seyyaf, Halis ve Hikmetyar gibi isimler konuşma yapıyor

Muhammed Hüseyin Cemilurrahman (1939-1991) ismindeki eski bir Hizbi İslami üyesi savaş esnasında memleketi dağlık Kunar İli'nde 'Cemaatu-d Da've' (Davet Cemaati) isminde kendi grubunu kurmuştu. Cemilurrahman Kunar kırsalına hakim olmuş, yurt dışından maddi destek görmüş, 1988'de Sovyetlerin ve Komünist rejimin çekilmesiyle Kunar İli'ni tamamen ele geçirmişti.

Cemilurrahman 1991'de Kunar'da bağımsız bir devlet olan "Kunar İslam Emirliği" ilanında bulunmuş, bunun üzerine Hizbi İslami'nin saldırısına uğramıştı. Yenilip teslim olan Cemilurrahman Peşaver'e yerleşmiş, 30 Ağustos 1991'de Peşaver'de bir Mısırlı tarafından öldürülmüştür.

Cemilurrahman, Kunar

Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgali üzerine dağlık ve korunaklı, Komünist rejime karşı isyanın ilk çıktığı yer olan ve halkı çok dindar olarak bilinen Nuristan İli'nde yerel bir tanınmış molla olan Muhammed Efdal Bergmetali (1925-2012) öncülüğünde 1980'de 'Afganistan İslam Devrimi Devleti' ismiyle bir devlet ilanı yapılmış ve grup kurulmuştu.

Bu grup Nuristan'ın coğrafi avantajlarından istifadeyle Nuristan'ın bazı bölgelerine rejim ve Sovyet askerlerini hiç sokmamayı başarmış ilerleyen yıllarda da diğer Afgan gruplarla çatışmamaya dikkat etmiş, Nuristan dışına çıkmamıştı.

1990'lı yıllarda Taliban Hareketi'nin ortaya çıkmasıyla bu devletin/grubun başındaki Molla Efdal tüm grupla Taliban'a bağlanmış, Nuristan'ı Taliban'a teslim etmişti. Molla Efdal'in Nuristan'a hakim ve burada en sevilen isim olarak Taliban'a katılması ABD işgali sonrasında da Nuristan'ın Taliban'ın en güçlü olduğu illerden birisi olmasını sağlamıştı. Molla Efdal'in 2012'de Nuristan'da öldüğü açıklanmıştır.

efdal.jpg

Molla Efdal

a-007.jpg

Nuristan'da Afganistan İslami Devrim Devleti savaşçıları

Badahşan'da de bu dönemde dağlık arazilerde Molla Şariki önderliğinde bir grup ve emirlik kurma çalışmaları yapılmış, Badahşan'ın coğrafi yapısından da istifadeyle Sovyet ve rejim askerlerine karşı gerilla savaşı verilmiştir.

Bu bölgelerde daha çok Selefi/Ehli Hadis anlayıştaki söz konusu yapılar, ilerleyen dönemde büyük çoğunlukla Taliban bünyesine dahil olmuşlardır.

nur.PNG

Kabil'in kuzeydoğusunda bulunan Pencşir, Nuristan ve Kunar dağlık yapıları ile ele geçirilmeleri zor, Kabil ve Kabil-Pakistan yolunun hemen üzerinde olmaları nedeniyle stratejik öneme sahip bölgelerdir

Afganistan orta kesiminde yer alan Şii Hazaraların bulunduğu bölgelerde Şubat 1979'daki İran Devrimi'nin de tesiriyle Eylül 1979'da 'İslam İnkılabı İttifakı Konseyi' kuruldu. Bunun yanında bazı küçük Hazara grupları da teşkil edildi. Sovyetlerin ve rejimin Hazaralarla savaşa öncelik vermemesi ve Hazara bölgelerinin dağlık olmasıyla bu gruplar kırsal kesimleri ele geçirdi, fakat Hazara grupları birbirleriyle de savaşmaya başladı.

İran tarafından yoğun biçimde desteklenen bu gruplar 1987'de başlayan müzakerelerle 1989'da Tahran'da 'Hizbi Vahdet' (Birlik Grubu) adı altında birleştiler, grubun lideri Şii-Hazara Abdulali Mezari (1946-1995) oldu. Hizbi Vahdet ilerleyen yıllarda parçalara ayrılacaktı.

Yine savaş esnasında Sovyetler Birliği'nin Komünizm anlayışına karşı olan Maoist Komünist bazı gruplar ortaya çıkarak yönetime karşı savaştılar.

Abdullah Azzam ve 'Küresel Cihat'

Afganistan Savaşı 1980'li yıllarda dünya İslamcılarının gündemine gönüllü savaşçılığı soktu. ABD, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgal etmesinin çıkarlarına uygun olmaması bu ülkelerin Sovyetlerin Afganistan'da uyguladığı soykırıma karşı savaşmak üzere Afganistan'ın yolunu tutan gönüllülere mani olmamasıyla büyük bir gönüllü savaşçı akını yaşandı.

Sadece savaşmak üzere yabancı savaşçılar gelmiyordu. Peşaver şehri başta olmak üzere Pakistan'ın Afganistan sınırındaki bölgelerde Afgan mültecilere maddi ve tıbbi yardım çalışmaları için gönüllüler de geliyordu.

İslam, faaliyetlerle dolu bir geçmişi olan Filistinli akademisyen Abdullah Azzam (1941-1989) Afganistan'da savaşın başlamasıyla bu savaşa katılmak, Afganlara destek olmak ve bu konuyu küresel çapta Müslümanların gündemine sokmak üzere harekete geçmiş, Pakistan'a yerleşmişti.

Abdullah Azzam bu savaş üzerine verdiği cihat fetvasında özetle şunları söylüyordu:

"Fetih/talep cihadından farklı olarak Müslümanlara kafirlerden bir saldırı geldiğinde cihat saldırıya uğrayan Müslümanlara farz olur. Eğer o saldırgan kafirleri o Müslümanlar def edemezlerse komşu ülkelerindeki Müslümanlara bu savaşa katılmaları farz olur. Eğer onlar da yetiremezse bu halka genişlemeye devam eder ve kafirler o beldeden def edilemezlerse küresel çapta tüm Müslümanlara bu savaşa katılmaları farz olur. Katılamayan da en azından tüm gücüyle desteğin her türlüsünü vermelidir. Afganistan Cihadı bu sebeple küresel olarak tüm Müslümanlara farz olmuştur. Hatta Afganistan'dan öte Endülüs gibi beldelerin kafirlerin istilasına uğrayıp kurtulamaması nedeniyle zaten öncesinde de Müslümanlara küresel çapta farzdır."

Abdullah Azzam yaptığı bu çağrılarla, konuşmalarla özellikle Arap Alemi'nde pek çok genci etkilemiş, binlerce kişi bu savaşa katılmak üzere Pakistan'a geçmiş ve oradan Afganistan'a girmiştir. Bazı tahminlere göre bu savaşta 25 bin gönüllü yurt dışından Afganistan Savaşı'na dahil olmuştur.

Abdullah Azzam bu çağrılarıyla savunma ve cihat anlayışında yerel kalmayıp küresel anlamda saldırıya uğrayan tüm Müslümanlar için savaşa katılma, yardım ve küresel çapta Müslümanlara bir cihat çağrısında bulunma anlamında 'Küresel Cihat' anlayışının kurucusu kabul edilmektedir.

Zengin ve ünlü bir iş adamı olan El Kaide'nin kurucu lideri Usame bin Ladin (1957-2011) Abdullah Azzam'ın bu çağrısından etkilenip bu savaşa dahil olan, bu savaşa ve ilgili yardım faaliyetlerine çok büyük miktarlarda yardımda bulunan bir isim olarak tanınmaya başlamıştır.

Özellikle de çok zengin olmasına rağmen bu savaşa gönüllü olarak katılması onu Suudi Arabistan'da adeta halk kahramanı yapmıştı. Abdullah Azzam ile yakın bir ilişkisi olan bin Ladin'i Azzam konuşmalarında övmekteydi.

Ek Kaide'nin ikinci lideri Eymen ez-Zevahiri de (1951-) bu savaş esnasında yardım çalışmaları için Pakistan'a gelmiş, doktor olduğu için savaşçı ve mültecilerin tedavi edilmesinde de yer almıştı.

Daha sonra 'Küresel Cihat' yanlısı fikirler ve tartışmalar ile bilinecek olan Ebu Katade Filistini (1960-), Ebu Muhammed Makdisi (1959-), Seyyid İmam Şerif (Abdulkadir bin Abdulaziz) (1950-), Ebu Musab Suri (1958-) gibi pek çok isim bu dönemde savaşa katılmak veya destek vermek üzere Pakistan'a gelmişlerdir.

Türkiye'de diğer İslam ülkelerinde olduğu gibi bu savaşta hem mülteciler hem de savaşçılar için yardım kampanyaları yapılmıştı. Türk İslamcılarından da "Afgan Cihadı"na katılmak ve destek vermek üzere bölgeye gidenler olmuştur.

Bu kişilerin ilklerinden biri Bilal Yaldızcı'dır. (1967-1987) Yaldızcı çok genç yaşta savaşa katılmak üzere yola çıkmış ve Afganistan'da Sovyet Ordusu ve Komünist Afgan rejimi ile savaşırken hayatını kaybetmişti.

bilal.jpg

Bilal Yaldızcı

Yaldızcı'nın babası ile yapılan bir röportaj

Türkiye'nin mevcut Adalet Bakanı Abdülhamit Gül'ün (1977-) dedesi olan İslam alimi Muhammed Emin Er (1914-2013) de bu savaşta Pakistan'ı ziyaret etmiş, ilerlemiş yaşına rağmen savaşçılarla beraber Afganistan'ın içine dahil olmuş ve çatışmalara şahit olmuştu.

mehmet-emin-er.jpg

Muhammed Emin Er Afganistan'da

Çağrı ve faaliyetleri ile büyük üne kavuşan Abdullah Azzam 24 Kasım 1989'da Peşaver'de suikastle hayatını kaybetmiştir.

Abdullah Azzam suikastten 3 ay önce Pakistan'ın Peşaver şehrinde cuma hutbesinde, 25 Ağustos 1989

Afganistan Savaşı Türkiye ve diğer İslam ülkelerinde 1980'li yıllardaki İslami yükseliş için ana motivasyon kaynaklarından biri olmuştu.

Sovyetler Birliği'nin Afganistan'dan çekilmesi

1985'te Sovyetler Birliği'nin yeni yöneticisi reformcu görüşleriyle bilinen Mihail Gorbaçov (1931-) oldu. 1985 aynı zamanda Sovyetler Birliği'nin Afganistan'da alan hakimiyetinde gerilediği, kaybının arttığı bir yıl olmuştu.

Durum değerlendirmesi yapan Gorbaçov Afganistan'ın Sovyetler Birliği için bataklığa döndüğü kanaatine vararak çekilmeyi düşünmeye başladı ve bu konuyu Sovyetler Birliği yönetiminde ele aldı.

1986'da Gorbaçov Sovyetler Birliği'nin önümüzdeki yıllarda Afganistan'dan çekileceğini, çekilme öncesinde Komünist Afganistan Demokratik Halk Cumhuriyeti Ordusu'nun güçlendirileceğini ve çekilme sonrasında da Afganistan'daki Komünist rejime yoğun askeri ve ekonomik desteklerinin devam edeceğini açıkladı.

Bu plana paralel olarak rejim ve Sovyetler Birliği tarafından yönetim karşıtı Afgan savaşçılarının teslim olmasına yönelik bir af çalışmasına başlandı. Babrak Karmal bu af tasarısına karşı çıktı. Rejimin ikinci adamı konumundaki Gilzay Peştunlarından Muhammed Necibullah (1947-1996) Sovyetler Birliği ile temasa geçerek Babrak Karmal'ı onlara şikayet etti. Karmal'ın radikal söylemlerle savaşı kışkırttığını, yıprandığını belirterek Sovyetler Birliği'nden onu indirip yerine kendisini yerleştirmesini istedi. Sovyetler Birliği tarafından Necibullah'ın teklifi kabul edildi, Babrak Karmal görevi bırakmaya zorlandı, yerini Necibullah aldı.

Bu gelişme Sovyetler Birliği'nin çekilmesinin ardından Komünist rejimi kolayca yıkabileceklerini hesaplayan Afgan grupları yeni döneme siyasi olarak hazırlanmaya itti. 1987'de Sovyetler Birliği'nin çekilmeye dair daha resmi ve ayrıntılı bir ilan yapması üzerine  Peşaver'de toplanan 7 Afgan grup geleceğe dair görüşmelere başladılar. Devlete sahip olma imkanı ilk kez belirdiğinden Peştu-Tacik rekabeti başta olmak üzere gruplar derin görüş ayrılığı ve menfaat çekişmeleri içinde bulunduklarını gördüler. 

Her şeye rağmen 7 grup 1988'de Peşaver'de 'Afganistan Mücahitlerinin İslami Birliği' isminde ittifak kurduklarını açıkladılar.

Çekilme kararı alan Sovyetler Birliği 1987 ve 1988'de grupların baskınlarla aldıkları yerleşim birimlerini geri almak için fazla uğraş vermedi.

15 Mayıs 1988'de başlayan çekilme süreci 15 Şubat 1989'da sona erdi. Sovyetler Birliği Komünist rejimin ordusuna dev miktarda silah ve mühimmat bıraktı, çekilmenin ardından bu rejime Sovyetler Birliği'nin askeri ve ekonomik desteği yoğun biçimde sürdü ve rejimin ayakta kalmasını sağladı.

Sovyetler Birliği'nin Afganistan'daki kayıpları

Sovyetler Birliği Afganistan'dan çekilmesinin ardından yaptığı resmi açıklamada Aralık 1979-Şubat 1989 döneminde Afganistan'da toplam 620 bin askerinin görev yaptığını, 15 bin askerlerinin öldüğünü açıklamıştır.

Kayba dair gerçek rakamların çok daha yüksek olduğu tahmin edilmektedir. Aynı dönemde mevcudu 65 bin kişi olan Komünist Afganistan Demokratik Halk Cumhuriyeti Ordusu'nun da 18 bin kayıp verdiği açıklanmıştır.

Afganistan Savaşı'nın Sovyetler Birliği'nin dağılmasında önemli rol oynadığı belirtilmektedir. Sovyetler bu savaşta ağır bir masrafa girmekle kalmamış, verdiği kayıpları da telafi edememiş ve uluslararası arenada itibar kaybıyla yüz yüze kalmıştır.

Kabil rejimiyle süren savaş ve Afgan grupların çekişmesi (1989-1992)

Sovyetler Birliği'nin çekilmesinin ardından Mart 1989'da Afgan gruplar Kabil'in yanıbaşında bulunan Celalabad şehrini ele geçirmek üzere ortak bir saldırı düzenlediler. Temmuz ayına kadar bölgede yoğun bir savaş sürdü. Celalabad Afgan gruplarca Sovyetlerin Komünist rejime yönelik yoğun desteği ve halen uzmanlarını sahada bulundurması nedeniyle alınamadı. Fakat bu savaş, rejimin gruplar karşısında büyük şehirlerin hakimiyetini korumada bile çok zorlanacağını ortaya koydu.

Yönetimi yakında devralacaklarının ufukta görünmesi üzerinden rekabetle 1990'da Afgan grupların birbirleriyle çekişmeleri en açık bir şekilde ortaya çıktı. 1987-89'da başta Hikmetyar-Mesud güçlerinin çatışmaları olmak üzere sahada zaman zaman gruplar birbirleriyle çatışmaktaydılar.

Fakat 1990'da Hikmetyar-Mesud güçleri başta olmak üzere Afgan gruplarının birbirleriyle çatışmaları daimi bir savaş halini almaya, bu grupların gelecekte Afganistan'ı huzur içinde yönetebileceklerine dair umutları yok etmeye başladı.

Bu çatışmalar ve çatışmayan grupların da birbirinden endişeyle tüm gücünü Kabil'deki Komünist rejime karşı savaşa vermemesi, Komünist rejimin yıkılmasını yavaşlattı.

Diğer taraftan Necibullah da iktidarda kalabilmek için imaj değişimi yapıyordu. Başa geldiğinden beri kendisinden önceki üç komünist liderden farklı olarak dini konularda halka daha yakın bir hitap geliştiren Necibullah 1989'da Komünizm'in Doğu Bloku ülkelerinde krize girmesinin ardından 1990'da yeni bir anayasa oluşturarak 1978'de anayasadan çıkarılan devletin dininin İslam olduğuna dair maddeyi yeniden anayasaya ekledi. Anayasadan Komünizm'e referans verilen tüm ifadeler çıkarıldı. Konuşmalarına İslami ifadelerle başlar oldu. Fakat Necibullah döneminde de rejim ordusunca halka yönelik katliamlar devam etti.

Necibullah bu dönemde askeri ve siyasi stratejisini de değiştirdi. Elde tutmakta zorlandığı kırsal bölgelerde merkezi askeri güç bulundurma fikrinden vazgeçti. Bunun yerine merkezi gücün silah ve imkanlarını yerel milis gruplara pay etti. Bu sayede Komünist hükümetle irtibatlı çeteler, milis gruplar ve suç örgütleri ortaya çıktı. Bu durum Afganistan'da kaosu daha da derinleştirdi.

mohammed-najibullah-afghanistan-151356240.jpg

Necibullah Rus bir Sovyet askeriyle

1991'de rejim iyice zayıflamaya, Afgan gruplar stratejik noktaları ele geçirmeye başladı. 1991 Yazı'nda Sovyetler Birliği'nin yaşadığı darbe girişimiyle düştüğü karmaşa ve dağılma süreci, Kabil rejimine yardımlarını hemen hemen tamamen bitirdi.

Aralık 1991'de Sovyetler Birliği'nin resmen feshedilmesiyle Kabil rejimi Afgan gruplarla baş başa kaldı. 

Fakat Necibullah yeni bir girişimde bulunarak Ocak 1992'de Sovyetler Birliği'nden yeni bağımsızlığını kazanan Orta Asya Cumhuriyetleri yöneticilerine çağrıda bulundu. Necibullah, kendi rejimi yıkıldığı takdirde Afganistan'ın İslamcıların kalesi haline geleceğini ve bu cumhuriyetlerin halklarını da etkileyeceğini vurguladı. Bu ülkelerden yardım istedi, toplamda 500 bin ton buğday ve 6 milyon varil petrol almayı başardı.

Afgan grupların başkente yaklaştığı, rejimin kaynaklarının tükendiği bir esnada 18 Mart 1992'de Necibullah yerini geçici bir hükümete bırakabileceğini açıkladı. Ertesi gün rejimin yolun sonuna geldiğini düşünen, savaş boyunca Sovyetlerin desteğiyle rejim için savaşan Özbek savaş ağası Raşid Dostum (1954-) rejimden koptuğunu ve 'Cünbüş-i Milli İslami Afganistan'ı (Afganistan Milli İslami Hareketi) kurduğunu ilan etti.

Daha sonra bu kopuş öncesinde Dostum ile Mesud'un gizli görüşme ve pazarlıklar gerçekleştirdiği ortaya çıktı. Bu durum Hikmetyar tarafından sert şekilde eleştirildi. Çünkü Afgan gruplar kendi aralarında anlaşmış ve rejimle görüşülmemesi, pazarlık yapılmaması kararına varmıştı. Durum mevcut gerilimleri tırmandırdı.

Nisan başında Kabil'i almak için Hikmetyar ile Rabbani'nin desteklediği Mesud-Dostum ittifakı yarışmaktaydı. Şii güçler de Rabbani-Dostum-Mesud İttifakı'na destek vermekteydi. Hikmetyar Kabil'e güneyden, diğer ittifak ise ağırlıklı olarak kuzeyden saldırmaktaydı. 

14 Nisan 1992'de Bagram Hava Üssü, 17 Nisan 1992'de Kabil Havaalanı Dostum-Mesud güçlerince ele geçirildi. Hikmetyar güçleri de şehrin güneyinde ilerlemekteydi. Kaçma imkanı kalmayan Necibullah Kabil'deki BM üssüne sığındı.

Afganistan'da grupların kanlı iç savaşı (1992-1996)

Afganistan'da 14 yıllık rejim tarihe karışırken 24-27 Nisan 1992'de Kabil'de birbirleriyle karşılaşan Hikmetyar ve Mesud-Dostum güçleri savaşmaya başladı. Aynı esnada Pakistan'ın Peşaver şehrinde Afgan gruplar Afganistan'ın yeni dönemde yönetiminin paylaşılmasına dair toplantı yapmaktaydı. Toplantı öncesinde Mart 1992'de Hikmetyar grupların koalisyonu tarzı bir yönetime karşı olduğunu, Rabbani ve Mesud başta olmak üzere bazı liderlerin Hizb-i İslami'ye sahadaki ağırlığına göre yönetimde oldukça az yer vermeyi planladıklarını belirterek toplantıyı boykot etti.

Yine bu süreçte İran destekli Şii grupların da yeni yönetimde, sahadaki etkinliklerinden çok daha fazla bir talepte bulunması krize sebep oldu.

24-26 Nisan 1992'de Peşaver'de yapılan toplantının sonuç bildirisine göre Afganistan bir İslam Cumhuriyeti olacaktı. Cumhurbaşkanlığına geniş, başbakanlığa ise sembolik yetkiler veriliyordu. Cumhurbaşkanı geçici süre Sıbgatullah Müceddidi, daha sonra Burhaneddin Rabbani olacaktı. Başbakanlık Hizb-i İslami'ye bırakılıyor, diğer makamlar da gruplar ve liderler arasında dağıtılıyordu.

Mayıs 1992'ye girilirken 24-27 Nisan çatışmalarının ardından başkent büyük ölçüde Mesud-Dostum kontrolündeydi. Hikmetyar şehrin güneyini, Hizb-i Vahdet şehrin batısındaki Şii mahalleleri elinde tutuyordu. Başkentte Seyyaf'a bağlı güçler de bulunuyordu. Kabil'de Seyyaf grubu ile Hizbi Vahdet arasında da çatışmalar yaşandı. Bu çatışmalar Suudi Arabistan-İran rekabetinin bir yansıması olarak görüldü.

Hikmetyar koalisyon hükümetinin tamamen dışındaydı. Hikmetyar Rabbani, Mesud ve rejimden yeni kopan Dostum'u Kabil'de darbe yapmakla, gaspçılıkla suçlamakta, diğer taraf da tavize yanaşmamaktaydı. Bu gerilimde açıkça dile getirilmese de arka planda Peştu-Tacik rekabetinin de yer aldığı belirtilmekteydi.

Mayıs 1992'de Hizb-i İslami güçleri hakim oldukları güneydeki tepelerden şehri bombalamaya başladı. Dostum ve Mesud güçleri de Hizb-i İslami kontrolündeki kesimleri bombardımana tuttu. İki taraf da halkı değil düşman askeri güçleri hedef aldıklarını söyleseler de bombardımanlardan Kabil halkı ağır zarar gördü. Sivil yaşam alanları tahrip olurken binlerce sivil de hayatını kaybetti.

25 Mayıs 1992'de Hikmetyar başbakanlığı kabul ettiğini, savaşın bitmesini istediğini belirtti. Fakat Hikmetyar güçlerinin Müceddidi'nin uçağını hedef aldıkları iddia edilerek bu teklifi kabul edilmedi, savaş devam etti. İlerleyen aylarda da Kabil'de çatışma ve özellikle bombardımanlar sürdü.

Şubat 1993'te Mesud güçleri ile Batı Kabil'deki Şii Hizb-i Vahdet güçleri arasında şiddetli bir savaş yaşandı.

İslam Dünyası'ndan gelen yoğun tepkiler üzerine gruplar arasında Mart 1993'te barış görüşmeleri başladı. Mayıs 1993'te imzalanan antlaşmayla Kabil'de savaş bitti. Hikmetyar Kabil'e gelip başbakan oldu. Bununla beraber eski rejimin yıkılıp yeni rejimin başkentte savaşması nedeniyle taşrada ortaya çıkan kargaşa giderilemedi.

h-001.png

Hikmetyar-Rabbani görüşmesi, Mart 1993

Mayıs 1993-Ocak 1994'te Kabil'de zahiren bir barış olsa da siyasette büyük bir rekabet yaşandı, düşmanlıklar daha da körüklendi. Ocak 1994'te Kabil'de savaş bu kez öncekinden de şiddetli bir biçimde başladı. Bu kez Dostum ve Hizb-i Vahdet de Mesud karşıtlığı ortak paydasında Hikmetyar ile birlikte hareket etmekteydi. Kabil'i yerle bir eden bu savaş Kabil dışındaki Afganistan'ı da otoritesiz, kargaşa içinde bir ülke haline getirdi. 

1978'de 500 bin olan Kabil nüfusu, Kabil'in 1978-1992 Savaşı'ndan etkilenmemesi, savaşın şiddetli geçtiği kırsaldan gelen göçlerle 2 milyona yükselmişti. 1992'de Kabil'de başlayan savaş ise ağır silahlarla şehri yerle bir etmiş, harabeler içerisinde kalan 1994'te Kabil nüfusu 500 binin altına düşmüştü. 

kabil-002.jpg

Kabil, 1993

Afganistan'da yaşanan bu gelişmeler, Sovyetler Birliği'ne ve Komünist rejime karşı savaşında Afgan halkına ve gruplara maddi ve manevi büyük destek veren, Afganistan'da adil bir İslam devleti kurulacağına dair ümitler taşıyan diğer ülkelerdeki İslami hareketler için büyük bir hayal kırıklığı oldu.

Grupların baştan beri kavmiyetçilik güttüğü, ilkeler etrafında değil işgalcilere ve darbecilere savaş ekseninde birleştikleri için bu faktörler ortadan kalktığında birbirlerine düştükleri tespitleri yapıldı.

Taliban'ın ortaya çıkışı (1994)

Afganistan'ın ikinci büyük şehri Kandahar, 1994 itibariyle otorite boşluğundan büyük bir kargaşa içerisindeydi. Diğer bölgelerde olduğu gibi burada da silahlı gruplar halka karşı ağır suçlar işlemekteydi. Buna tepki olarak ortaya çıkan Taliban (Talebeler) Hareketi Ağustos-Eylül 1994'te Kandahar'da otorite kurdu.

Hareketin lideri Molla Ömer'in (1960-2013) 1950'li yıllarda doğduğuna dair de muhtelif rivayetler bulunmakla birlikte 2015'te Taliban tarafından yayınlanan biyografisine göre Molla Ömer Gilzay Peştularına mensup bir ailede 1960'ta Kandahar'da doğmuştu. Aldığı yerel medrese eğitimlerinin ardından Pakistan'ın Peşaver şehrindeki Diyobendi Ekolü'ne ait Hakkaniye Üniversitesi'nde okumuştu. Ardından Muhammed Nebi Muhammedi'nin grubunda Sovyet işgalcilere karşı savaşmış, 1987'de savaşta bir gözünü kaybetmişti. Arapça konuşabildiği için Abdullah Azzam gibi bölgeye gelen ünlü Arap isimlerle de görüşmüştü.

Sovyetlere karşı savaş sırasında Kandahar'da askeri açıdan birçok cepheyi komuta eden ve savaşlarda aktif rol oynayan Molla Ömer, Sovyetler Birliği'nin çekilmesi ve Afgan grupların birbirine düşmesiyle savaşa ara verdi. Bölgede Diyobend medrese ekolünden gelen diğer isimler de savaşa dahil olmayarak eğitim süreçlerini sürdürdü.

Savaşın ardından Kabil'deki mücadelelere karışmayan Molla Ömer Kandahar'da diğer hoca arkadaşlarıyla beraber medreseler açarak geniş kitlelere yönelik ilmi faaliyetlerle meşgul olmuştu. Ağustos 1994'te Kandahar'da da Afganistan'ın kalanında olduğu gibi çeteleşme, soygun, cinayet, tecavüz gibi suçlar arttığından Molla Ömer talebelerine şehri suçtan temizlemeleri için harekete geçmelerini emretti. İlk olarak bir çete lideri tarafından kaçırılıp tecavüz edilip alıkonan iki kız kurtarıldı ve çete lideri idam edildi, halkın çağrısı ve işbirliğiyle benzeri suçlarla Kandahar genelinde mücadele edilmeye çalışıldı.

Alınan başarılı sonuçlar üzerine Kandahar'ın ileri gelenleri Molla Ömer'den "disiplinli ve dürüst"  talebeleriyle şehri yönetmesini istediler. Yüzlerce kabile lideri ve İslam alimi Molla Ömer'i yönetici olarak seçti. Böylece Eylül 1994 itibariyle savaşsız olarak Kandahar Taliban'ın (Talebeler) yönetimine geçti.

mollaomer1-001.jpeg

Molla Ömer'in nadir fotoğraflarından biri

Benzeri durumdaki çevre bölgelerin davetiyle hemen hemen savaşsız olarak Taliban tüm Güney Afganistan'ı kontrole başladı. Taliban kontrolüne giren bölgelerde kargaşanın, halka yönelik suçların sona ermesiyle Kabil'de savaş sürerken 1995'te Batı Afganistan'daki tarihi ve stratejik önemdeki Herat şehri Taliban'ı davet etti.

Herat'ın Taliban kontrolüne girmesiyle Afganistan'dan İran'a açılan yollar da Taliban denetimine girdi. Bu gelişme üzerine 1995'te Taliban ile Şii Hizb-i Vahdet milisleri çatışmaya başladı. Hizb-i Vahdet lideri Abdulali Mezari bu süreçte Taliban tarafından öldürüldü.

Diğer taraftan 1995'te Taliban Kabil kapılarına kadar dayandı. Taliban ani bir ilerleme kaydederken Afgan gruplar kendi aralarında çatışmayı sürdürüyordu.

Taliban'ın ilerlemesiyle Taliban'ın ülkeye istikrar ve İslami bir idare getireceğine ikna olan Yunus Halis, Celaleddin Hakkani, Nuristanlı Molla Efdal gibi liderler de ellerindeki güçlerle beraber Taliban'a katıldılar. 1996'ya gelindiğinde Taliban Kabil'e yöneldiğinden Kabil ve çevresinde savaşan gruplar birbirleriyle savaşı keserek Taliban'ın Kabil'e girmesini engelleme kararı aldılar. Bununla beraber grupların çatışmaları tam olarak kesilmedi. Raşid Dostum ülkenin kuzeyini ele geçirmeye yönelerek hükümet güçlerini Mezar-ı Şerif gibi bölgelerden çıkararak kuzeyde kendi fiili bağımsız devletini kurmaya yöneldi.

Nisan 1996'da toplanan ve Taliban'ı da aşan geniş bir şura Molla Ömer'i resmen 'Afganistan İslam Emirliği' lideri ilan etti. Taliban aynı dönemde hem Kabil'e girmeye çalışmakta hem de ülkenin orta kesiminde İran tarafından desteklenen Şii milislerle çatışmaktaydı. Bu dönemde Taliban, 1996-2001 arasında kendisine devlet tecrübesi kazandıracak bir sürece girmiş oldu.

Taliban Kabil'e ilerlerken, Mesud-Rabbani-Hikmetyar arasındaki anlaşmazlıklardan da yararlandı. Birbiriyle çatışan bu taraflar Taliban ile ittifak için girişimlerde de bulundu. Ayrıca rakiplerini Taliban'ın saf dışı bırakması için bazı çekilme hamleleri de yaptılar. Bu başarısız hamleler Taliban'ın ilerleyişini hızlandırdı.

Mayıs 1996'da uğruna dört yıldır savaştıkları iktidarın elden gitmekte olduğuna kanaat getiren Hikmetyar ve Rabbani anlaştı. Hikmetyar başbakan olarak yeniden Kabil'de göreve başladı. Fakat gittikçe güçlenen Taliban birbirlerinin tüm gücünü tüketen Hikmetyar-Rabbani-Mesud güçlerini yenerek Eylül 1996'da diğer grupların savaşıyla 1992-1995 döneminde harabeye dönen başkent Kabil'i ele geçirdi. Kabil'de BM merkezine sığınan Necibullah da yakalanarak idam edildi.

Bu gelişme üzerine geçmişte tabanının olduğu bölgeleri Taliban'a kaybeden Hikmetyar savaşmama ve Afganistan'ı terk kararı alarak İran'a yerleşti. Ahmed Şah Mesud Kabil'in kuzeyindeki stratejik Pencşir Vadisi'ne konuşlandı. Kuzeyde gücünü artıran Raşid Dostum ile Rabbani ve Mesud öncülüğünde Taliban'a karşı savaşmak üzere Kuzey İttifakı kuruldu. Seyyaf da bu ittifaka dahil oldu.

Kuzey İttifakı'nı desteklemede baştan itibaren İran, Rusya ve Hindistan ittifak kurdular. Afganistan'dan ülkelerine İslamcılık tesirinden korkan Orta Asya cumhuriyetleri ve özellikle de Özbekistan bu ittifaka destek verdi. Türkiye de Dostum'a destek sağlayacaktı.

Ekim ayında Kabil'e yönelik saldırıları püskürten Taliban karşı taarruza geçerek ilerleyen aylarda Kabil'in kuzeyindeki stratejik Bagram Hava Üssü'nü ve daha ilerisini ele geçirdi. Pencşir Vadisi'nin kapılarına ulaştı. Afganistan'ın orta bölgelerini de Şii Hizb-i Vahdet'ten ele geçiren Taliban 1996 sonunda ülkenin kuzeyi hariç tüm kesimlerine hakimdi.

Raşid Dostum'un başı çektiği Taliban'a karşı savaşmak üzere Kuzey İttifakı'nın kuruluşu dönemi, Ekim 1996

Ülkenin çoğunu ve başkenti ele geçirmesinin ardından Taliban'ı Pakistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan Afganistan'ın yönetimi olarak tanırlarken diğer ülkeler Kuzey İttifakı'nı ülkenin yönetimi olarak tanımaya devam ettiler.

mollaomer2-001.jpeg

Molla Ömer'in nadir fotoğraflarından biri

Taliban çoğunlukla Peştunlardan oluşmakla beraber Tacik, Özbek, Türkmen gibi Afganistan'ın diğer etnik unsurlarını da yönetiminde ve kadrolarında bulunduruyor, Peştun milliyetçisi bir söylemden kaçınıyordu.

afghanistan-politisch-1996.png

Sonbahar 1996'da Afganistan. Yeşil: Taliban, Sarı: Hizb-i Vahdet, Kırmızı: Dostum, Mavi: Rabbani-Mesud

Afganistan'da "yabancı savaşçılar"

1980'li yıllarda Pakistan ve Afganistan'a akın eden, binlerce hatta on binlerce olduğu tahmin edilen Araplar başta olmak üzere gönüllü savaşçıların, yardım gönüllülerinin sayısı Sovyetler Birliği'nin Afganistan'dan çekildiği 1989'dan itibaren inişe geçmişti.

Nisan 1992'de Kabil'deki rejimin yıkılıp şehrin Afgan grupların eline geçmesiyle bu sayı daha da azalmaya başladı. Pek çok gönüllü ülkelerine döndü veya aynı dönemde başlayan savaşlara katılmak üzere Bosna, Çeçenistan, Cezayir, Tacikistan gibi başka coğrafyalara yöneldi. 

Afganistan'da kalan az sayıdaki yabancı gönüllüler yeni dönemde askeri kamplarına çekilerek askeri ve fikri eğitimlerine devam edip gruplar arası savaşa katılmama, katılacak yabancı gönüllüler olursa onları uyarıp bu savaştan çekme kararı aldılar. Bu süreçte Afganistan'ta farklı milletlerden çok sayıda grubun eğitim kampları bulunuyordu. Bu eğitim kamplarında gruplar gerek kendi ülkelerinde, gerekse küresel ölçekte yeni bir askeri mücadele döneminin hazırlığını yapıyorlardı. Taliban öncesinde yabancı savaşçılar daha çok Hikmetyar'ın ve Yunus Halis'in, kısmen de Rabbani'nin kontrolündeki alanlarda faallerdi. Ayrıca Afganistan'da fiilen kimsenin kontrol etmediği izole bölgeler de eğitim kamplarına ev sahipliği yapıyordu.

1996'ya kadar Taliban'ın ilerlemesine kayıtsız kalan bu gönüllüler bu tarihten itibaren Taliban'ı destekleme kararı aldılar.

1980'li yıllarda Afganistan Savaşı'nda Ebu Abdullah künyesiyle ünlenen Usame bin Ladin 1989'da Suudi Arabistan'a dönmüştü. 1990-91 Körfez Krizi ve Savaşı'nda Suudi Arabistan'ın ABD askerlerini ülkesine çağırmasına şiddetle karşı çıkan bin Ladin 1991'de tekrar Afganistan'a gelmiş, 1992'de ise o dönem İslami bir devrim yaptığını ve devlet kurduğunu belirten Sudan'a yerleşmişti.

1992-1996 döneminde Sudan Devleti'yle beraber Sudan'da ortak faaliyetler yürüten bin Ladin, buradan Suudi Devleti'ne muhalif tavrını ve yayınlarını sürdürmüş, 1994'te Suudi vatandaşlığı iptal edilmiş ve Suudi Devleti'nce Sudan'dan iadesi istenmeye başlamıştı. Sudan'ın değişen siyasetiyle bin Ladin'e ülkeden ayrılması konusunda baskı yapması üzerine Mayıs 1996'da Afganistan'a geçmişti.

Afganistan'da Usame bin Ladin'in Molla Ömer liderliğindeki Taliban'ı desteklemesi Arap gönüllülerin de Taliban'ı desteklemesine neden olmuştu. Bu süreçle beraber ilerleyen yıllara dek uzanacak bir El Kaide-Taliban birlikteliği başlayacaktı.

Taliban idaresinde Usame bin Ladin'in El Kaidesi başta olmak üzere Arap ülkelerinden, Orta Asya'dan ve Doğu Türkistan'dan pek çok yabancı gönüllü Afganistan'da yeniden yapılanan kamplarda eğitilecekti.

Ayrıca Taliban'ın kurduğu "Afganistan İslam Emirliği" isimli devlette birçok yabancı savaşçı da rol alacaktı. Ebu Musab es Suri ve Adem Yahya Gaden gibi isimler 1996-2001 sürecinde doğrudan Taliban bünyesinde faal olan kişiler arasındaydı.

Taliban'ı destekleyen Kuveytli ünlü siyaset bilimci Abdullah Nefisi iktidarda olduğu dönemde Molla Ömer ile Kandahar'da görüşmesini anlatıyor

Taliban'ın kuzeyde ilerlemesi (1997-1998)

Mayıs 1997'de Raşid Dostum'un merkez edindiği Mezar-ı Şerif'te Dostum aleyhine şiddetli bir isyan başladı. Dostum gibi Özbek olan, Dostum'un daha önce general ilan ettiği yakın adamı Abdulmelik Pehlivan Dostum'u zalimlik, katillik, hırsızlık gibi suçlarla suçlayarak Dostum'a isyan etti ve Taliban'ı şehre davet etti. Taliban bu fırsatı değerlendirerek güçlerini Mezar-ı Şerif'e doğru harekete geçirdi. 

Dostum Türkiye'ye kaçarken Taliban ve Pehlivan Mezar-ı Şerif'te yönetimi ele aldı. Fakat Dostum'u Mezar-ı Şerif'ten çıkarmada Taliban'dan faydalanan Pehlivan bu kez Taliban'ı Mezar-ı Şerif'ten çıkarıp şehre tek başına hakim olmak istedi. Kuzey İttifakı'na katıldığını açıklayan Pehlivan'ın güçleri ani bir saldırıyla Taliban'ı Mezar-ı Şerif'ten çıkardı. Eylül 1997'de Raşid Dostum Afganistan'a geri döndü. Türkiye'yi kendisine destek olmamakla suçlayan Dostum Rusya, İran ve Özbekistan'ın desteğiyle yeniden Mezar-ı Şerif'i ele geçirdi, Pehlivan anlaşmalı olarak İran'a sığındı.

1998'de yeniden taarruza geçen Taliban önce Hizb-i Vahdet'in elinde kalan son toprakları sonra da Ağustos 1998'de Mezar-ı Şerif'i ele geçirdi, Raşid Dostum yeniden Türkiye'ye kaçtı. Taliban Afganistan'ın kuzey sınırlarına ulaştı ve Orta Asya'ya dayanmış oldu. Daha sonra doğuya yönelen Taliban Kunduz şehrini de ele geçirerek Kuzey İttifakı'nı ülkenin kuzeydoğusuna sıkıştırdı. Böylece ülkenin yüzde 90'ından fazlası Taliban denetimine girmiş oldu.

Ekim 1998'de Taliban'a dair bir belgesel: "Taliban'ın Devrim İhracı" Pakistan'daki Diyobendi medreseleri, Sovyet Savaşı dönemi 7 grubun lideri içinde Yunus Halis ile beraber Taliban'ı destekleyen diğer lider Muhammed Nebi Muhammedi, Taliban ile temasa geçen İran Sünnileri

Taliban'ın açılım çabaları (1998-1999)

Taliban 1998'de diplomatik atağa geçerek Afganistan'ın meşru yöneticisi olduğuna dair tanınma için ülkelerle ilişki kurma çabasına girdi. Afganistan'ın meşru yöneticisi olarak tanınmak üzere Birleşmiş Milletler'e üyeliğe de başvurduysa da daha sonra bu üyeliğin BM üyeliğinin şartlarında yer alan İslam'a aykırı kanunları kabul ve uygulama içerdiğini öğrendikleri gerekçesiyle bu başvuruyu geri çekti. Bu üyelik olmaksızın tanınma çabasını sürdürdü.

Birleşmiş Milletler meselesi

Taliban mensupları özellikle cihat yanlısı kesimlerden bu konuda kendilerine gelen eleştirilere de yanıt veriyordu. Taliban bünyesinde faaliyet gösteren Ebu Musab es Suri, "Afganistan, Taliban ve İslam'ın Bugünkü Savaşı" isimli bir kitabında, bu meseleye temas etmekedir. Es Suri BM'ye katılma talebinin Taliban hakkında şüphelere yol açtığını ve bunun harekete dair en büyük sorunlardan biri olduğunu savunmaktadır. Ebu Musab, Taliban'ın medya sorumlularından Amir Han Muttaki'nin kendisine bunun sebeplerini şöyle açıkladığını ifade etmektedir:

"-Afganistan'da Kuzey İttifakı gibi kesimlerin BM'de Afganistan temsilciliğini ele geçirerek Taliban aleyhine çalışmasını önlemek.

-BM'ye katılım konusundaki ayrıntı ve şartlara henüz vakıf olmamak."

Burada ortaya konulan tanıklıklardan Taliban'ın BM'ye katılma konusunda, kurumun işleyişine dair ayrıntılara vakıf olunmaması ve BM ile bazı ilişki ve hizmetlere ihtiyaç duyulmasının Taliban'ı teşvik ettiği anlaşılmaktadır. Ebu Musab, cehalet ve ihtiyaç sebebiyle Taliban'ı bu konuda mazur gördüğünü ifade etmiştir. Taliban'ın bu konuda daha çok siyasi bir yaklaşım izlediği göze çarpar.

İran krizi

Ağustos-Eylül 1998'de İran ve Taliban savaşın eşiğine geldiler. İran 250 bin askerini Afganistan sınırına yığıp Afganistan'ı istila tehdidinde bulundu. Savaş gerçekleşmese de baştan beri Taliban'a karşı ve Kuzey İttifakı'nı destekleyen İran ile Taliban arasındaki düşmanlık had safhaya vardı. Taliban bu dönemde Mezar-ı Şerif'te İran konsolosluğunu basıp bazı İranlı diplomatları öldürmüştü.

Suudi Arabistan krizi

Usame bin Ladin'in Afganistan'da Ağustos 1996'da ABD'ye savaş ilanı, takip eden dönemde bu minvalde yayınları, Suudi Arabistan rejimine yönelik eleştirileri ABD ve Suudi Arabistan tarafından dikkatle takip ediliyordu. 7 Ağustos 1998'de CIA'in Afrika'daki merkez üssü sayılan ABD'nin Kenya ve Tanzanya'daki elçiliklerinin bombalanmasının ardından Suudi Dışişleri Bakanı Turki bin Faysal Afganistan'ı ziyaret ederek Molla Ömer ile bin Ladin konusuna görüştü. Bin Ladin'in iadesini isteyen Turki bin Faysal bin Ladin kendilerine teslim edildiği takdirde Afganistan'a maddi yardımda bulunacaklarını, aksi takdirde ise Taliban ile ilişkileri keseceklerini ona söyledi. Molla Ömer ise Sovyet işgalinde kendilerine çok yardımı dokunan ve kendilerine sığınmış birini onlara teslim etmeyeceklerini belirterek bu teklifi reddetti.

Bu görüşme üzerine Suudi Arabistan Taliban ile diplomatik ilişkilerini keserek Taliban elçisini ülkeden kovdu.

Çeçenistan'ın tanınması

Savaşın hafifleyerek kuzeydoğuda sürdüğü dönemde Taliban 1999'da yoğun biçimde tüm Afganistanlıların İslami ölçüler paydasında birlik olması, birleşme çağrısında bulundu. 

Taliban rejimi yine bu dönemde Çeçenistan'ın bağımsızlığını tek tanıyan devlet oldu. Bu tanıma Zelimhan Yandarbiyev gibi isimlerin eserlerine de yansıyacak ve onların takdirini kazanacaktı.

Taliban'ın uyuşturucuyu yasaklaması

20. yüzyılda uyuşturucu ticaretinin yayılması ve pek çok devletin haşhaş gibi uyuşturucu ham maddelerin ekimini yasaklamasıyla 1950'li yıllarda Afganistan'da uyuşturucu üretimi ve bunun İran yoluyla Avrupa'ya ulaştırılması bir sektör olarak ortaya çıkmıştı. Afganistan'da 1978'de başlayan ve halen devam eden savaşın oluşturduğu otoritesizlik ve Afgan uyuşturucusuna talebin artması Afganistan'da uyuşturucu üretimini git gide daha da artırmıştı. Özellikle 1992'de başlayan kargaşa ve güç boşluğu döneminde bu artış daha da hızlanmış, Afganistan dünyanın en büyük uyuşturucu üreticisi haline gelmişti. 

Taliban, otoritesini yaydığı 1994'ten itibaren uyuşturucu üretimini yasaklamış ama uyuşturucunun ham maddesi haşhaş başka alanlarda da kullanıldığından Afgan halkının yoksulluğunu gerekçe göstererek haşhaş üretimini tamamen yasaklamamıştı. Yine de üretimi sınırlamış, haşhaşın uyuşturucudan başka alanlarda kullanılmasını zorunlu tutmuştu.

İlerleyen yıllarda tüm yasaklara ve cezalandırmalara rağmen haşhaşın yasadışı yollarla uyuşturucu yapılmasının önünün alınamadığına kanaat getiren Taliban, 2000 yılında tüm Afganistan'da haşhaş ekimini de yasaklamış ve bu kararından ötürü BM'den tebrik almıştı.

Taliban'ın Afganistan'a hakimiyet alanı ve haşhaş üzerindeki kontrolü nedeniyle git gide azalan Afganistan'dan çıkabilen uyuşturucu miktarının 2000 yılında %97 azalması dünya uyuşturucu ticaretini büyük bir krize sokmuştu. Aynı dönemde Mesud güçlerinin kontrolündeki Afganistan'ın kuzeydoğusunda ise uyuşturucu üretiminin sürdüğü ve Mesud güçlerinin finanse edilmesinde kullanıldığı bildirilmektedir.

Taliban'ın dünyanın uyuşturucu tekeli olabilecekken Afganistan'da uyuşturucunun kökünü kazıma çabalarıyla Avrupa ülkelerine yönelik olanı başta olmak üzere dünya uyuşturucu ticaretine büyük darbe vurması, Afganistan'ın 2001'de işgal edilmesinin ana nedenlerinden biri sayılmaktadır.

NATO'nun 2001'de Afganistan'ı işgal edip yönetime Taliban muhaliflerini getirmesiyle Afganistan yeniden büyük çapta uyuşturucu üretim merkezine dönmüştür. 2000'li yıllarda Afganistan dünya eroininin %90'ını, Avrupa'da tüketilen eroinin ise %95'ini sağlamaktaydı. Afganistan'da uyuşturucu üretimi 2008'den itibaren Taliban'ın yeniden yükselişe geçip Afganistan'da geniş alanları elde etmesiyle tekrar düşüşe geçecekti.

El Cezire'nin 1999'daki Afganistan yayını

Katar merkezli El Cezire'nin 9 Ağustos 1999 tarihli Afganistan'daki gelişmelere dair yayını döneme ışık tutması açısından önemli bir veri olarak görülmektedir:

Katar'ın başkenti Doha'daki stüdyodan Hizb-i İslami lideri Hikmetyar'ın, Paris'ten BM sözcüsü olarak Lahdar İbrahimi'nin, Londra'dan ünlü İslamcı gazeteci Teysir Alluni'nin, New York'tan Taliban'ın BM nezdinde temsilcisi Abdulhakim Mücahid'in katıldığı bu yayında Afganistan'daki savaş, Usame bin Ladin'in ülkedeki varlığı, Taliban'ın faaliyetleri, diplomatik tanınma çabaları ve yaptığı birlik çağrıları konuşulmaktadır.

Teysir Alluni Afganistan'ın yıkımından Taliban öncesi grupların birbirleriyle iktidar savaşını suçlarken Taliban'ın ülkeye istikrar getirdiğini vurgulamaktadır. BM adına konuşan İbrahimi, Taliban'ın ülkeye istikrar getirdiğini ve hayat şartlarının gelişimine katkı sağladığını doğrulamaktadır. Abdulhakim Mücahid Taliban adına birlik çağrısını ve tanınma isteklerini yinelerken Hikmetyar Taliban'dan geçici bir idare kurup sonra yönetimi bırakmasını istemekte, yerini Afgan grupların koalisyonunun almasını istemektedir. Abdulhakim Mücahid ve ondan daha sert biçimde Teysir Alluni bu yöntemin defalarca denendiğini, grupların anlaşamayıp Afganistan'ı yerle bir ettiğini Hikmetyar'a hatırlatmaktadır. Sunucu Hikmetyar'a Taliban'ın tüm karşıtlarına af çıkardığını, Afganistan'a dönüp fikirlerini Taliban ile paylaşabileceğini anlatmaktadır.

Lahdar İbrahimi dışındaki katılımcılar ABD'nin Afganistan'da İslami bir yönetim istemediğini, genel olarak her konuda BM'yi menfaatleri için araçsallaştırdığını belirtmektedirler.

Afganistan'a BM Yaptırımları (1999-2000)

Ekim 1999'da ABD'nin tasarısıyla BM Afganistan'a "teröre destek" gerekçesiyle ambargo kararı koydu. BM'nin beş daimi temsilcisi olan ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa'nın tümü de Taliban'a karşı olduğundan yasa oy birliği ve kolaylıkla kabul edildi. Afganistan'ın Taliban yönetiminde olan ve Dubai'ye düzenli sefer düzenleyen hava şirketi 'Aryan Afgan Havayolları' da ambargo kapsamına alındı. Yurt dışı seferleri durduruldu, bu şirkete uçak ve ekipmanlarının satışı yasaklandı. 

Afganistan'da aynı dönemde döngüsel kuraklık yaşandığından halka gıda temininde yurt dışından gelen yardımların önemi vardı. Ambargoyla gıda arzında sıkıntılar başladı. Bazı Arap iş adamlarının Bangladeş'ten 80 bin ton pirinç alıp Afganistan halkına bağışlama projeleri ambargoya takıldığından gerçekleşemedi. Afganistan'ın Pakistan dışındaki tüm komşuları Taliban kontrolündeki bölgelerle her türlü etkileşimi yasaklarken ambargo kararıyla Pakistan da bazı yaptırımlar koysa da Afganistan sınırını kapatmadı. 

2000 yılında ABD Taliban'ı terörist ilan etti. Taliban'ın iktidardan devrilmesi için savaşan gruplara desteğini açıkladı ve yardım sözü verdi. Kuzey İttifakı'na ABD, Özbekistan, Rusya, İran ve Hindistan tarafından gönderilen silah ve diğer çeşit maddi yardımlarla Taliban Kuzeydoğu Afganistan'a sokulmadı. Yardımların artırılıp Kuzey İttifakı'nın savunmadan saldırıya geçmesi projesi gündeme geldi.

Yine 2000 yılında Çin ve Rusya "ülkelerini tehdit eden İslamcı faaliyetlere üs olduğu" gerekçesiyle Afganistan'ı bombalama tehdidinde bulundu.

2001 yılına girilirken Kuzey İttifakı aldığı dış destekle taarruza girişti, kısmi ilerlemeler gösterse de akabinde püskürtüldü. Mart 2001'de Taliban Buda Heykelleri'ni yıktı. 2001 yılının ilerleyen aylarında Afganistan ile İran ve Özbekistan arasında sınır çatışmaları yaşandı.

Mayıs 2001'de Raşid Dostum Taliban'a karşı bir ittifakın finanse edileceği umuduyla Türkiye'den Afganistan'ın kuzeydoğusuna döndü. 

Ahmed Şah Mesud'un Avrupa ziyareti ve öldürülmesi 

1998'den itibaren Şah Mesud daha önceden beri kendisini destekleyen Rusya, İran ve Hindistan'ın yanı sıra ABD ve AB'nin de yoğun desteğini almaktaydı.

Mesud Sovyetlere karşı savaş yıllarında da Avrupa'da kendisine destek ağları inşa etmişti.

Yıllar geçip ABD ve AB'de Taliban karşıtlığı arttıkça bu Mesud'a artan destek olarak döndü. Tüm bu devletler Mesud güçlerine bolca para ve helikoptere varıncaya kadar ağır silahlar sağlamaktaydılar. Bu dönemde Burhaneddin Rabbani de Afganistan'ın halen cumhurbaşkanı olduğu iddiasıyla Mesud güçlerinin siyasi kanadında bulunmakta ve yurt dışında yaşamaktaydı.

Nisan 2001'de Avrupa Parlamentosu başkanı Nicole Fontaine Mesud'u "özgürlük savaşçısı" ve "Afganistan'ın özgürlük kutbu" gibi ifadelerle överek Avrupa'ya ve Avrupa Parlamentosu'nda konuşmaya davet etti. Davetin arka planında ABD'nin Mesud'a yoğun destek ve hatta Mesud'un elindeki bölgeye doğrudan asker gönderip savaşa dahil olarak Taliban'ı devirme planını uluslar arası toplumda meşrulaştırma projesinin yattığı iddia edilmektedir. ABD'nin bu işlemi daha çok meşrulaştırabilmek için doğrudan ABD'ye değil AB'ye davetini ayarladığı, Mesud ile ABD arasında görüşme anlaşmaların bu davetten önce tamamladığı belirtilmektedir. 

Nisan 2001'de Avrupa Parlamentosu'nda konuşan Mesud Afganistan'ın "radikal İslamcılar" tarafından yönetildiğini ve bu haliyle tüm dünyaya tehdit oluşturduğunu belirterek ABD ve AB'den Afganistan'a müdahale etmesini, kendilerine destek vermesini istedi. Mesud AB'li yetkililerle de görüşme ve anlaşmalarda bulundu.

asm4.jpg

Ahmed Şah Mesud Brüksel'deki Avrupa Parlamentosu'nda, geçmiş dönemdeki yardımcısı ve Kabil hükümetinin mevcut iki numaralı ismi Abdullah Abdullah ile beraber

Bu gelişme üzere Mayıs 2001'de Raşid Dostum da tekrar Afganistan'a, Afganistan'ın Mesud güçleri kontrolündeki kuzeydoğu kısmına döndü. Dostum ABD, AB, Rusya, İran ve Hindistan'ın artan yardımlarından istifadeyle güçlerini yeniden oluşturup Taliban'a karşı savaşmak istediğini belirtti. Dostum'un bu hamlesinde savaş üzerinden kendisine maddi çıkar ve güç sağlamaya çalışmasının, teklifinin kabul edilmesinde ise o dönem ABD ve Mesud'un Taliban'ı devirmek için her yolu deneme peşinde olmasının yattığı belirtilmektedir.

9 Eylül 2001'de Mesud, El Kaide ile irtibatlı olduğu düşünülen iki Tunuslu tarafından canlı bomba saldırısıyla öldürüldü. Daha sonra yapılan değerlendirmelerde uzmanlar, Taliban ve El Kaide'nin ABD ve AB ile ilişkilerinden ötürü Mesud'u büyük bir tehdit olarak gördüklerini vurgulamıştır.

Buna göre iki yapı, Afganistan'da muhtemel bir işgalden sonra Mesud'un ABD ve AB ile iş birliğinin çok daha tehlikeli olacağını düşünmektedir. Bu sebeple Mesud'u tasfiye etmeyi öncelemişlerdir. Suikasti El Kaide'nin düzenlemesi ise El Kaide'nin kendisini Afganistan'da barındıran Taliban'a bir "hediyesi" olarak görüldü.

11 Eylül Saldırıları ve Afganistan'ın işgali (2001-2002)

El Kaide'nin 11 Eylül 2001'de ABD'de gerçekleştirdiği saldırılardan sonra ABD Taliban'dan derhal Usame bin Ladin'i kendilerine teslim etmelerini istedi. Bu dönemde işgalin önlenmesi için bazı Taliban yetkililerinin bu teslimden yana olduğu belirtilmektedir. Fakat Molla Ömer Usame bin Ladin'i ABD'ye teslim etmeyeceklerini, hakkında şikayet bildirilirse bağımsız bir İslami mahkemede yargılayabileceklerini söyledi. 

11 Eylül'ün ardından yaptığı konuşmalarda teröre karşı savaş açtığını duyuran ABD başkanı George Bush bu savaşı "Haçlı Seferi" olarak niteledi ve tüm dünyaya "Bu savaşta ya bizlesiniz, ya da teröristlerle" ilanında bulundu. Taliban'ın yaşananları bağımsız bir mahkemeye götürme teklifini kabul etmeyen ABD hızlı bir hazırlık süreciyle 7 Ekim 2001'de Afganistan'a saldırısını başlattı. Yoğun hava bombardımanıyla Afganistan'ın şehirleri vurulmaya başlandı.

Pakistan ve İran da bu saldırıda ABD ile iş birliği yaptılar, bu iki ülkenin hava sahasını açmasıyla ABD uçakları ve füzeleri Afganistan'ı vurabildi. Harekatın stratejisi ABD'nin hava saldırılarıyla Taliban'ı zayıflatması, bir yandan ABD'den yoğun askeri destek alan Kuzey İttifakı'nın ilerlemesiydi, bununla birlikte ABD Kuzey İttifakı hakimiyetindeki bölgelere de asker indirdi.

2002'ye girilmeden başkent Kabil de dahil Afganistan'ın pek çok şehri ABD ve Kuzey İttifakı'nın eline geçti. Aralık 2001'de Afganistan-Pakistan sınırında Tora Bora Dağları'ndaki savaşta ABD Usame bin Ladin ve Molla Ömer'i elinden kaçırdı. Taliban bir cephe savaşına girmeyerek kırsal bölgelere çekildi. Lider isimlerin bir kısmı sınır ötesine çekilirken, çoğu savaşçı ve lider ülkenin güneyi ve doğusunda izole alanlara sığındı. Bu bölgelerde ABD'ye karşı direniş için hazırlık yapmaya başladılar.

Yine bu süreçte, daha önce Taliban ile ittifak halinde olan Celaleddin Hakkani ve grubuna ABD öncülüğündeki hükümete dahil olma çağrısı yapıldı. Hakkani'ye birçok üst düzey makam ve otorite teklif edildi. Hakkani bu teklifleri kabul etmezken Taliban içerisinde kalmaya devam etti. Hakkani'nin teşkilatı 2001 sonrasında ABD'ye yönelik en ciddi saldırıların arkasında yer alacaktı. Bu paralelde ABD de grubu özellikle hedef aldı. Celaleddin Hakkani'nin 4 oğlu Bedreddin, Nasreddin, Muhammed ve ÖmerABD ile savaşırken öldürülecekti. Hakkani'nin oğullarından Siraceddin Hakkani Taliban'ın lider yardımcılığını yapmaktadır. Diğer bir oğlu Enes Hakkani halen

İran bu savaşta ABD ile açık iş birliği yaptı. ABD'ye havadan saldırılar için hava sahasını açmakla yetinmeyerek savaş esnasında Kasım 2001'de Afganistan'ın batısına saldırıya girişti, Herat'ı işgal edip daha sonra ABD ve Kuzey İttifakı'ına teslim etti. Daha sonra Herat Savaşı'nın ABD'li general Tommy Franks ve İranlı general Yahya Rahim Safevi tarafından ortak planlandığı açıklandı. İranlı en üst düzeyde yetkililer o dönemden beri ABD'nin Afganistan ve Irak'ı İran'ın ABD ile iş birliği sayesinde işgal edebildiğini belirtmektedirler.

İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü'nün öldürülen komutanı Kasım Süleymani de bu süreçte rol oynamıştır.

2002'ye girilirken Taliban büyük ölçüde kırsala çekilmiş, işgal esnasında şehir savaşı verme stratejisi izlememişti. Taliban bunu asimetrik ve sonucu belli bir savaşta şehirlerin yerle bir olmaması ve kendilerinin de ağır kayıp vermemesi için yaptığını belirtmişti. Afganistan'da şehirlere ABD ve Kuzey İttifakı hakim olurken 2002'de taktik gereği varlığını hissettirmeme endeksli biçimde kırsalda varlığını sürdürdü. Nuristan gibi dağlık ve zorlu bölgelere ABD ve Kuzey İttifakı varlığı tam olarak hiçbir zaman hakim olamadı. Ayrıca sınır hatları, izole vadiler ve yerleşimler de ABD kontrolüne girmedi.

Taliban'ın bir kısmı, Afganistan'daki yabancı savaşçılardan yakalanmadan hayatta kalanlar Hindikuş Dağları üzerinden Pakistan'ın kuzeybatısındaki kabile bölgesine geçtiler. Halkı Peştun olan bu bölge 1947'de Pakistan'ın kuruluşundan beri fiilen iç bağımsızlığa sahip olduğundan Pakistan'ın kontrolü dışındaydı.

ABD ve Batı bu dönemde Afganistan'da yeni bir hükümet kurulması için konferanslar düzenledi. Kurulan hükümetteki ana unsurlar şunlardı:

-Batı'da yetişmiş seküler Peştun diasporası

-Kuzey İttifakı'nı oluşturan Tacik unsurlar ve savaş ağaları

-İran destekli Şii milisler

-Dostum ve benzeri savaş ağalarının güçleri

-Eski Komünist rejim döneminden ve 'mücahit' gruplardan isimler

ABD tarafından Aralık 2001'de Peştun Hamid Karzai Afganistan'ın cumhurbaşkanı olarak atandı. Kuzey İttifakı'na yakın olan Karzai 1999'dan beri bu ittifak adına Batılı ülkeleri ziyaret etmekte, onlardan Afganistan'a müdahale etmelerini ve yardım istemekteydi. Bu açıdan Batı'da tanınan bir isimdi. 2002'de Afganistan'da bir geçiş hükümeti kuruldu.

Savaş ve işgal bir kez daha Afganistan'ı yerle bir etti. NATO askerleri ve yeni rejimin güçlerince halka karşı işlenen insanlık suçları sık sık rapor edildi. Çok sayıda sivil savaşta katledildi. Pul-i Çarhi ve Bagram gibi işkencelerle tanınan birçok merkez kuruldu. Yabancı savaşçılar ve bazı Afganlar yakalanarak Guantanamo'ya gönderildi.

Eski grup liderlerinden Rabbani ve Seyyaf yeni yönetimi desteklerken Yunus Halis ve Muhammed Nebi Muhammedi Taliban'ı desteklemeye devam etti. İran'da bulunan Hikmetyar ABD'nin Afganistan'ı işgaline karşı çıktığı ve direniş açıklaması yaptığı için İran Devleti tarafından İran'da faaliyetleri yasaklandı, İran'dan sınırdışı edildi.

2002-2016 döneminde Hizb-i İslami'den Hikmetyar'ın nerede olduğuna dair resmi bir açıklama gelmezken Afganistan'da Hizb-i İslami yeniden küçük çapta örgütlenerek rejim ve ABD askerlerine karşı savaşmaya başladı. Bazı saldırılar düzenlerken, Taliban'ın Kabil'de düzenlediği büyük ölçekli saldırılara yardım ettikleri ifade edildi.

2003'te başlayan Irak Savaşı Afganistan Savaşı'nı büyük oranda dünya gündeminden düşürdü.

ABD'nin Taliban'a karşı savaşının Pakistan'a bakan yönü

2003 yılında bir yandan da ülkenin güneyinde ve doğusunda Taliban direnişinin canlanmaya başladığı gözlemlendi. Afganistan-Pakistan sınırındaki kontrolü zor dağlık bölgelerin bu direnişi kolaylaştırdığı ve yabancı gönüllü savaşçıların da burada olduğu iddiaları üzerine ABD Pakistan'a Taliban'a karşı savaş açma baskısını artırdı.

Pakistan 11 Eylül Saldırıları'nın ardından ABD ile yakın işbirliği yapmış ABD füzelerine ve bombardıman uçaklarına, ABD'nin Afganistan'a yerleşen güçlerinin ikmaline hava ve kara sahasını açmıştı. Hatta savaş öncesinde Pakistan Taliban'ı Afganistan'ın resmi yöneticisi olarak tanıdığından Pakistan'da Afganistan'ı temsilen bulunan Taliban mensubu Afganistan büyükelçisini ABD'nin Afganistan'a saldırmasıyla tutuklamıştı.

ABD Pakistan'dan Hindikuş Dağları'nı aşarak Pakistan'a girdiği tahmin edilen Taliban ve El Kaide mensuplarını da yakalayıp ABD'ye teslim etmesini, öldürmesini istemekteydi. Pakistan'ın bu doğrultudaki eylemleri 2004 yılında özerk ve fiilen kendi içinde bağımsız kabileler bölgesinde zaman zaman bu bölgenin de dışına taşan Pakistan ile yerel halkın büyük bir savaşına neden oldu. Bu bölgelerde Pakistan Talibanı olarak isimlendirilecek olan, Afganistan'daki Taliban'dan daha sert bulunan bir yapılanma ortaya çıktı. 2004'ten itibaren artık Pakistan'ın kuzeybatısında topyekun bir savaş vardı. Bu dönemde Molla Ömer liderliğindeki Afganistan Talibanı'nın Pakistan Talibanı'na Pakistan ile savaşta savunma pozisyonunda kalmalarını, bazı Pakistanlı generallerin ABD'den rüşvet alabilmek için savaşı kızıştırmaya çalıştıklarını, Pakistan ile savaşı genişletmenin bir faydası olmayıp zararı olduğuna dikkat etmelerini tavsiye ettiği belirtilmektedir.

'Küresel Cihat' yanlılarının önemli isimlerinden sayılan Ebu Zübeyde (1967-) ve Halid Şeyh Muhammed (1964-) 2002'de, Ebu Mus'ab es-Suri (1958-) gibi bazı isimler Pakistan-CIA ortak operasyonlarıyla yakalanacaktı. Usame bin Ladin (1957-2011, Atiyetullah Libi (1969-2011) 2011'de, Ebu Yahya Libi (1963-2012) ise 2012'de Pakistan toprakları üzerinde ABD'nin operasyonlarıyla öldürülecekti. Bölgede sayısız El Kaide ve Taliban lideri öldürülürken, ikili arasındaki ittifak derinleşti. El Kaide Taliban'ın direniş organize etmesinde rol oynadı.

Afganistan'da rejim inşası

2004 yılında Afganistan'da Hamid Karzai'nin kazandığı cumhurbaşkanlığı, 2005'te ise meclis seçimi yapıldı. 2009 cumhurbaşkanlığı seçimini de Karzai, 2014 ve 2019 cumhurbaşkanlığı seçimlerini ise Karzai gibi Peştu olan Eşref Gani kazanacaktı. 2009, 2014 ve 2019 seçimlerinde aday olan Ahmed Şah Mesud'un yakın adamı ve Mesud gibi Tacik olan Abdullah Abdullah ise her seferinde ikinci gelerek seçimi kaybedecekti.

ABD'de Bush'u destekleyen şahin Neoconlardan (Yeni Muhafazakar) Francis Fukuyama'nın tabiriyle ABD 11 Eylül sonrasında hoşlanmadığı rejimleri işgal yoluyla devirip yerli işbirlikçilerine menfaatine uygun gördüğü rejimler kurdurarak "State Building"e (Devlet İnşası) girişmişti. Bu kapsamda 2001'de Afganistan ve 2003'te Irak işgal edilmiş, ABD isteği doğrultusunda rejimler kurmaya çalışmış, fakat iki coğrafyada da karşılaştığı direniş, verdiği kayıplar ve askeri harcamalardan rejim inşasına düştüğü trilyonlarca dolar masrafla bu proje ilerleyememişti.

Taliban'ın tekrar güçlenmesi

Afganistan'da 2003'ten itibaren özellikle güney ve Hindikuş Dağları üzerindeki bölgelerde yeniden görünür olan Taliban varlığı yıllar geçtikçe artmış, 2006 ve 2008 yılları Taliban'ın sıçrama yaptığı dönemler olmuştu.

2009'a gelindiğinde artık Güney Afganistan ve Pakistan sınırındaki dağlık bölgelerde ABD ve Kabil'deki rejim ordusuyla çatışarak elde edip elinde tuttuğu geniş alanlara sahipti. İşgal öncesi Taliban'ın gayet güçlü olduğu Kabil'in kuzeydoğusundaki Nuristan, Kunar gibi dağlık yöreler de büyük ölçüde Taliban'ın elinde olduğu gibi kuzeybatıda Herat ve Mezar-ı Şerif arasındaki bölgelerde, yine kuzeydeki Kunduz çevresinde de Taliban varlığı yeniden etkili olmaya başlamıştı.

ABD ve Kabil rejimi ordusu havadan ve karadan Afganistan çapında yürüttüğü operasyonlarda Taliban varlığını ortadan kaldırmaya çalışsa da başarılı olamadı. Taliban vurkaç saldırılarıyla yetinmeyerek kırsalda bazı yerleşim birimlerini elinde tutmaya başladı. ABD öncülüğündeki operasyonlar Afganistan'ı yerle bir etmek ve sivil halka katliam başta olmak üzere suçlar işlemekle eleştirildi.

2011'de ABD'nin Afganistan'daki askeri varlığı ve kayıpları doruğa çıkmıştı. Taliban ise savaşın temposunu belirleyen taraftı. ABD ve İngiltere'nin öncülük ettiği Koalisyon saldırılarını artırırken Taliban gerilla taktikleriyle savaşı sürdürdü. Bu kapsamda Koalisyon ağır kayıp vererek bazı bölgeleri ele geçirmeyi başarsa da birkaç ay sonra bu toprakları kaybediyordu. 2011 yılının ardından ABD ülkedeki askerlerini azaltmaya başladı. 2013 yılında güvenlik tamamen hükümet güçlerine devredildi ve ABD askerleri eğitim görevine çekildi. Taliban artan bir şekilde ülkeyi kontrolüne almaya başladı.

Süreç ilerledikçe Taliban hakimiyeti genişledi.

2018 yılında ABD, ülkenin büyük çoğunluğunun Taliban tarafından kontrol edildiğini kabul edecekti.

Taliban ve barış görüşmeleri

2009'da ABD'nin Taliban'ı askeri operasyonlarla ortadan kaldıramayacağını kabullenmesinin ardından Taliban ile görüşülmesi projesi ortaya atıldı. ABD'nin kararına Karzai karşı çıkmamakla beraber ülkedeki Ahmed Şah Mesud geleneğinden gelen bazı kimseler ve Şii-Hazaraların siyasi yapılanmaları karşı çıktı.

2010'da barış görüşmeleri projeleri resmen ilan edildi. Fakat Şubat 2010'da Taliban'ın görüşmelerde görevlendireceği iddia edilen Abdulgani Birader'in Pakistan'da yakalanması bu süreci baltaladı, hatta Birader'in görüşme gerekçesiyle tuzağa düşürüldüğü iddia edildi. Görüşe tartışmaları esnasında savaş sürekli olarak tüm şiddetiyle devam etti.

Haziran 2011'de Karzai, ABD ve Taliban arasında görüşmeler gerçekleştiğini açıkladı ama Ağustos 2011'de de görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlandığı açıklandı. Taliban'ın görüşmeleri gerçekleştirilmesi için yurt dışında temsilcisi olacak, kapatılmayacağının ve üyelerinin tutuklanmayacağının garanti edildiği bir elçilik kurmayı görüşmeler için şart koşmasıyla 2013'te Taliban'ın Katar'da siyasi ofisi kuruldu. ABD anlaşma gereği Katar'a bu temsilciliği kapatması veya mensuplarını tutuklaması, ABD'ye teslim etmesi baskısı yapmadı. Bu temsilcilik Karzai tarafından Taliban'ın sürgünde Afganistan hükümeti kurma çabası olarak eleştirildi.

Katar temsilciliğinin açılmasının ardından Taliban'ın dış dünya ile resmi iletişimi ve ABD ile barış görüşmeleri arttı. Taliban görüşmelerde olmazsa olmaz iki şartı olarak işgalci askerlerin ülkeyi tamamen terki ve ülkede İslami bir idare kurulması olduğunu belirtti. 2015'te Pakistan resmi olarak görüşmelere ev sahipliği yapmaya başladı.

Afganistan'daki savaşın seyri

Görüşmeler neticelenmediğinden Afganistan'da savaş şiddetlenerek sürdü, zaman geçtikçe Taliban Afganistan'daki kontrolünü daha da artırdı. Artık sadece köyler değil pek çok ilçe merkezi de Taliban tarafından yönetilmekteydi. Taliban bu süreçte iktidardayken hakim olamadığı ülkenin kuzeydoğusundaki bölgelerde bile alan hakimiyeti elde etti, kadrolarında Peştun olmayan unsurları artırmaya özel önem verdi.

Özellikle 2006 sonrasında Taliban Afganistan'ın kuzeyinde Peştun olmayan bir Taliban da inşa etmeyi başardı. Bu kapsamda Tacik, Özbek, Türkmen, Aymak gibi etnik gruplarda Taliban yapılanması oluştu. Hareket, 2001 öncesinde hiç elde edemediği bölgeleri kalesi haline getirdi. Kunduz, Badahşan, Cevzcan, Faryab ve Bagdis illeri bunun en büyük örneklerindendir.

Molla Ömer'in ölümü ve Molla Ahtar

2015'te Taliban lideri Molla Ömer'in 2013'te öldüğünü ve Taliban'a Molla Ahtar Muhammed Mansur'un (1968-2016) liderlik ettiğini, bu tarihe kadar güvenlik gerekçesiyle Molla Ömer'in ölümünü açıklamadıklarını duyurdular. Molla Ömer'in yine Taliban mensubu olan oğlu Muhammed Yakub babasının bir saldırıda değil hastalık sebebiyle öldüğünü belirtti.

Molla Ahtar da Molla Ömer gibi Hakkaniye Üniversitesi mezunuydu. Öncesinde Sovyet işgaline karşı Muhammed Nebi Muhammedi'nin grubunda savaşmıştı. 1995'te üniversitenin ardından Afganistan'a dönerek Taliban'a katılmış, Taliban'ın iktidarda olduğu dönemlerde çeşitli görevlerde bulunmuş, ABD işgalinin ardından da Taliban yönetiminde görev almıştı.

Molla Ahtar döneminde Taliban'ın Afganistan'da alan hakimiyeti hızla artarken barış görüşmeleri de sürdü. 21 Mayıs 2016'da Molla Ahtar aracının ABD dronelarınca vurularak öldürüldü. Saldırı Pakistan sınırları içerisindeki Belucistan'da gerçekleştirildi.

a-008.jpg

Molla Ahtar Muhammed Mansur ve ABD drone'unca vurulan aracı

Afganistan'da IŞİD varlığı

2014'te IŞİD lideri Ebubekir Bağdadi'nin "hilafet" ilan etmesinin Afganistan'a tesiriyle 2014 sonunda Afganistan'da ve Pakistan'ın kabileler bölgesinde çeşitli gruplardan ayrılan kimselerin birleşmesiyle IŞİD'in Afganistan'daki örgütlenmesi gerçekleşmiş oldu.

IŞİD'i oluşturan altyapı

Afganistan'da IŞİD yapılanması birçok yönüyle yerel ve küresel çapta birbirinden bağımsız dinamikler barındırıyor.

IŞİD, Afganistan'ın belirli bölgelerinde 2014 yılının sonlarından itibaren yapılanmaya başladı.

afgisid1.jpg

IŞİD'in Afganistan'da kurduğu bir eğitim kampı

Afganistan'daki IŞİD yapılanmasını temel olarak Özbekistan İslami Hareketi mensupları, Pakistan Talibanı'nın eski üyeleri ve sayıları az da olsa Afgan Talibanı'nın eski üyeleri oluşturmuştur. Afganistan'daki bazı yerel Selefi grupların da IŞİD'e katıldığı bilinmektedir. Bu doğrultuda IŞİD'in ülkedeki üç kalesi, Pakistan Talibanı'nın eski üyelerinin yapılandığı, doğu kesimdeki Nangarhar ve Kunar ile, ülkenin kuzeyinde Özbek yapılan etkin olduğu Cevzcan ilinin güney kesimidir.

Afganistan'daki IŞİD liderlerinin de çoğunlukla Pakistan asıllı Peştunlar olduğu ve geçmişte Pakistan Talibanı içerisinde faaliyet gösterdikleri göze çarpmaktadır.

afganistanckn.jpg

Afganistan'da IŞİD'in geçmişi

IŞİD'in Afganistan'a dair yapılanma sürecinin temelinde, diğer bölgelerde de olduğu gibi, IŞİD lideri Ebubekir Bağdadi'nin 2014 yılının Haziran ayında “hilafet” ilan etmesi yer alıyor.

Irak'ta etkin olduğu dönemlerde, 2013 öncesinde Taliban'a dair olumlu ifadeleriyle bilinen yapı, bu sürecin ardından Taliban'ı tekfir edip, dinden çıkmış olduklarını savundu.

afgisidbiat.jpg

Afganistan'ın doğusunda IŞİD lideri Ebubekir Bağdadi'ye biat edenler ve örgütün bölgedeki ilk liderlerinden Hafız Said Han (elinde kağıt tutan isim)

2014 yılında IŞİD'in hilafet ilanı süreciyle beraber örgüt Afganistan'da kendisine taban oluşturmak için girişimlere başladı. Bu girişimler zaman içerisinde bölgede etki etmeye başladı. IŞİD'in Afganistan'daki ilk mensupları ise geneli itibariyle;

- Afgan Talibanı'ndan ayrılan veya aşırılıkları yüzünden ilişiği kesilen isimler (Bölgedeki IŞİD yapılanması içerisinde sayıları en az olan kesimdir)

- Pakistan Talibanı'nın (TTP), Pakistan operasyonları sonrası Afganistan içlerine çekilen ve kendi başlarına hareket ederek TTP'den ayrılan bazı grupları.

- Bölgede El Kaide gibi gruplardan ayrılarak IŞİD'e katılan cihat yanlıları (Bunların da sayıları diğerlerine nispetle oldukça azdır)

gibi kesimlerden müteşekkildi.

Afganistan'da IŞİD'in varlığını bir sonraki boyuta taşıyan ilk büyük adım, 1979 Kabe Baskını'nda yer almış olan, eski bir Taliban mensubu ve Guantanamo mahkumu olan, El Kaide ile de ilişkileri bulunan Afgan Abdurrahim Muslim Dost'un IŞİD'e bağlanmasıydı.

rahimmslm.png

Abdurrahim Muslim Dost

IŞİD'in ülkede yayılmasına ön ayak olan Dost, 2015 yılı sonunda örgüte yönelik sert eleştirilerde bulundu ve IŞİD'den ayrıldı.

Bunu takiben 2014 yılının Ekim ayında TTP'nin üst düzey isimlerinden Hafiz Said Han ve Şehidullah Şehid IŞİD'e biat etti. İkilinin etkinliği ve faaliyetleri ile alanı genişleyen örgüt, 10 Ocak 2015 tarihinde bölgeden yayınlanan videoyla Afganistan'daki varlığını resmi olarak ilan etti.

IŞİD sözcüsü Ebu Muhammed el Adnani 26 Ocak'ta yayınladığı açıklamayla bu varlığı tanıdıklarını belirtti ve IŞİD'in "Horasan Vilayeti" kurulmuş oldu.

saidhanafg.jpeg

Hafız Said Han

Yapı ilerleyen süreçte Afgan Talibanı'ndan ve TTP'den yaşanan bazı ayrılmalarla etkisini artırdı. Taliban, Afganistan'ın güney kesimindeki Hilmend ve Ferah'ta IŞİD'in alan kazanmasına engel olurken, bu dönemde IŞİD Pakistan sınır hattında TTP'den gelen katılımlarla etkili bir güç halini aldı.

shdllhshd.jpg

Şehidullah Şehid

2015 yılının 23 Nisan tarihinde Taliban'ın kurucu lideri Molla Muhammed Ömer'in ölümünün ilan edilmesi, sonrasında oluşan küçük çaplı iç krizler IŞİD'in etkisini artırmasına yol açtı.

2015 yılı Ağustos ayında Afganistan'daki en etkin gruplardan Özbekistan İslami Hareketi büyük bir kırılma yaşadı ve grubun önemli bir bölümü IŞİD'e bağlandı. Grubun bazı mensupları ise Taliban'a bağlı kalmaya devam etti.

oihmhmdali.png

Özbekistan İslami Hareketi'nin IŞİD'e bağlanan kesiminin dini liderlerinden Muhammed Ali

osmangaziozbk.png

Özbekistan İslami Hareketi'nin IŞİD'e bağlanan kesiminin lideri Osman Gazi. Gazi, ilerleyen süreçte hükümet güçleri tarafından öldürülecek, böylece hareketin IŞİD'e bağlı kesimi son bulacaktı.

Bu tarihe gelindiğinde Afganistan'da bazı yapılar IŞİD'e katılmış, TTP'nin bölünmesi gerçekleşmiş ve geneli itibariyle saflar belirginleşmiş, herkes tarafını seçmişti. İlerleyen süreçte ufak çaplı katılımlar ve ayrılmalar yaşansa da, IŞİD'in Afganistan'daki yapılanması genel olarak 2015 yılının sonlarında şekillenmiş oldu ve örgüt alan kazanmak için faaliyetlerine başladı.

Bu dönemde “Horasan Vilayeti”nin liderliğini yürüten Hafız Said Han 2016 yılında Afganistan’da gerçekleştirilen bir ABD hava saldırısında öldürülse de, bugün halen örgütün bölgedeki önemli bir ismi olarak anılıyor.

Taliban'ın karşı hamlesi

IŞİD Afganistan’da örgütlenmeye başladıktan sonra Taliban ilk olarak yerel girişimlerle bölgedeki isimlerin IŞİD'e bağlanmasının önüne geçmeye çalıştı. Dönemin Taliban lideri Molla Ahtar Muhammed Mansur, IŞİD'in yayılmasının önüne geçmek için alınan önlemleri bizzat yürüttü.

Afganistan genelinde ilk olarak, başta Özbek savaşçılar olmak üzere IŞİD'e daha fazla katılım gösteren yabancı savaşçılara yönelik sıkı bir takibat başlatıldı. Yabancıların faaliyetlerine sıkı bir denetim ve inceleme getirildi.

Buna ek olarak IŞİD'e bağlanacağından endişe edilen isimlerin dini ve siyasi yönden iknası için heyetler oluşturuldu. Bu hamlelerle IŞİD'in ülkede alan bulmasının önüne geçmeye çalışıldı. Bu yöndeki ilk büyük adım, ülkenin güneyinde bir IŞİD yapılanması kurmaya çalışan, eski bir Taliban komutanı ve Guantanamo mahkumu olan Abdurrauf Hadim'in yapılanmasının saf dışı edilmesiydi.

2015 yılının Şubat ayında, maddi yönden oldukça iyi durumdaki bu yapı kuşatılarak teslim olmak zorunda bırakıldı.

araufhadim.jpeg

Abdurrauf Hadim

Taliban 2015 ortasına kadar IŞİD ile müzakereler yürütme yolunu izledi. Taliban lideri Molla Mansur'un IŞİD lideri Bağdadi'ye bir mektup yazdığı ve Afganistan'daki mücadeleyi kendilerinin yürüttüğünü, buna engel olmamaları gerektiğini bildirdiği rapor edildi. Girişimlerin sonuçsuz kalmasının ardından, gruplar arasında çatışmalar başladı.

Taliban kapsamlı harekatlar düzenleyerek IŞİD'i mağlup etme stratejisini benimsedi.

Taliban, bu sürecin ardından özel eğitimli birimler kurdu, "Kırmızı Birim" adlı özel kuvvetini de bu süreçte teşkil etti.

Buna karşın IŞİD üç ilde, Cevzcan, Nangarhar ve Kunar'da günden güne güçlendi, çevre illerde yapılanma girişimlerinde bulundu. Afganistan'ın Hilmend, Ferah, Gor, Faryab, Cevzcan, Baglan, Kunar, Nangarhar, Kabil, Lagman ve Logar illerinde Taliban ile IŞİD arasında çatışmalar rapor edildi.

tlbnkirmizibirim.jpeg

Taliban'a bağlı 'Kırmızı Birim' mensupları

Pakistan hattında Taliban tarafından IŞİD'e karşı zaman zaman ilerleme sağlansa da IŞİD’e bağlı unsurlar Pakistan içlerine çekilip, sonrasında ise yeniden Afganistan'a girmeyi ve bölgedeki etkinliğini korumayı başardı.

Bu süreçte özellikle Pakistan istihbarat servisinin (ISI- Servislerarası İstihbarat) bölgedeki dengeleri IŞİD lehine kuracak şekilde hamlelerde bulunduğu ve örgütle bu bağlam çerçevesinde etkileşimini koruduğu ifade ediliyor.

ABD ve Kabil hükümetinin IŞİD unsurlarına yönelik saldırıları ise örgütün kontrol ettiği alana etki etmedi. Ancak IŞİD'in bazı üst düzey isimleri bu saldırılarda öldürüldü.

Çatışmalar Taliban'ın 2018 yılında Afganistan'da diğer cephelerde alan hakimiyetini pekiştireceği ve IŞİD'e yönelik kapsamlı bir harekat başlatacağı döneme dek yerel olarak aralıklarla sürdü.

IŞİD bu süreçte başta Kabil ve Celalabad şehirleri olmak üzere Afganistan'da, sivil alanları da hedef alan çok sayıda bombalı saldırı gerçekleştirdi. Saldırılar 2015 yılından günümüze dek sürdü.

Taliban IŞİD'e harekat düzenliyor

2018 yılına gelindiğinde Taliban, yeni lideri Heybetullah Ahundzade liderliğinde, ülkedeki IŞİD varlığına karşı kapsamlı bir harekata girişmeye başladı. Bu bağlamda ilk olarak hedefte, ülkenin kuzeyinde IŞİD'e bağlı ağırlıklı olarak Özbek grupların kontrolündeki Cevzcan ilinin güneyi vardı.

Cevzcan

Cevzcan ilinin Derzab ve Kuştepe ilçelerinde yaklaşık bir ay süren çatışmalar sonucu Taliban IŞİD'i tamamen kuşattı ve mağlup etti. 2018 yılının Temmuz ayındaki saldırıda çok sayıda IŞİD mensubu Taliban ile devam eden çatışmalarda öldürüldü veya yakalandı.

Çatışmalarda Taliban IŞİD'i tamamen mağlup ederken, ABD destekli Kabil hükümeti güçleri, helikopterlerle ‘kendilerine teslim olan’ IŞİD mensuplarını güvenli bölgelere tahliye etti. Cevzcan'daki IŞİD yapılanmasının eski lideri Kari Hikmet 2018 Nisan ayında öldürülmüştü.

karihikmet.jpg

Kari Hikmet (ortada)

Taliban'dan kaçan Habiburrahman ve Müftü Nimet gibi IŞİD liderleri Kabil hükümeti tarafından kurtarıldı ve bilinmeyen noktalara götürüldü. Bu isimlerin daha sonra serbest kaldığı ifade edildi.

Aynı zamanda Taliban Sözcüsü Zebihullah Mücahid, çatışmalarda ABD uçaklarının Taliban mevzilerini vurduğunu öne sürdü. Bu harekatın ardından IŞİD'in Cevzcan'daki varlığı son buldu.

Nitekim Taliban’a bağlı resmi kaynaklar IŞİD’e yönelik operasyon yürüttükleri dönem içerisinde birçok defa ABD ve Kabil hükümeti güçlerine ait savaş uçaklarının IŞİD karşısında kendi mevzilerini vurduğunu, çatışmalarda IŞİD’in saha çıkarlarının korunduğunu ifade etti.

Nangarhar

Taliban'ın IŞİD’e yönelik ikinci büyük operasyonu ise ülkenin doğusundaki Nangarhar'da gerçekleştirildi.

IŞİD'in Afganistan'daki en büyük merkezi olan ve Pakistan bağlantısını sağladığı Nangarhar'daki Taliban saldırısıyla IŞİD'in Afganistan'daki varlığı büyük ölçüde sona erdi.

2019 yılının Eylül ayında başlayan ve yaklaşık bir ay süren saldırılara Afgan Talibanı'na destek olan eski Pakistan Talibanı grupları da katıldı. Taliban'ın düzenlediği saldırılar Nangarhar'da IŞİD'in varlık gösterdiği yaklaşık 10 ilçede eş zamanlı olarak gerçekleştirildi. Kasım ayının sonlarına gelindiğinde bölgedeki IŞİD varlığı tamamen son buldu. Taliban burada da ABD'nin birçok kez IŞİD'e karşı Taliban mevzilerini vurduğunu ifade etti.

Taliban Nangarhar'da IŞİD'in mağlup edildiği açıklamasında IŞİD'i "Sadece kendi takipçilerini Müslüman kabul eden ve Harici ataları gibi İslam ümmetinin geri kalanının neredeyse tamamını tekfir eden müfsit bir grup" olarak adlandırırken, örgütün "Dünyada İslami hareketleri sekteye uğrattığı, binlerce Müslümanı öldürdüğü, çarşıları, camileri, eğitim merkezlerini, mabetlerini ve toplantılarını bombaladığı, tüm enerjisini Müslümanları katletmeye odakladığı" ifade edildi.

isidtorabora.jpg

Nangarhar güneyindeki Tora Bora bölgesinde IŞİD üyeleri, 2017

Kunar

Afganistan'da IŞİD'e yönelik son büyük operasyon ise Kunar vilayetinde gerçekleştirildi. 2020 yılının Şubat ve Mart aylarında, Kunar ilinin dağlık bölgelerinde ve vadilerde üslenen IŞİD'e kapsamlı bir harekat düzenlendi. Bu harekat bölgedeki coğrafyanın elverişli olmayışı sebebiyle yaklaşık bir senedir aralıklarla devam ediyordu.

Taliban, ABD destekli Kabil hükümetinin bölgede IŞİD'e karşı operasyonlara bir desteği olmadığını, bunun aksine IŞİD'i himaye ettiklerini öne sürdü.

Kunar ilinde IŞİD varlığının sona erdirilmesiyle beraber, IŞİD'in Afganistan'da kontrol ettiği herhangi bir toprak parçası kalmamış oldu.

Cevzcan'da olduğu gibi Nangarhar ve Kunar'da da IŞİD mensuplarının tamamına yakını Kabil hükümetine sığındı.

IŞİD'in Afganistan'daki mevcut gücü

Ülkede doğrudan kontrol ettiği bir toprak parçası kalmayan, ancak varlık gösterdiği bölgeler bulunan IŞİD'in Afganistan yapılanmasının faaliyetlerinde büyük bir düşüş yaşandı.

Örgütün saldırılarına hücre yapılanmaları üzerinden ederken, bu kapsamda IŞİD'in çeşitli illerde etkinliği olduğu zaman zaman öne sürülse de, ağırlıklı olarak Nangarhar üzerinden etkinliğine devam ettiği göze çarpıyor.

IŞİD, halen başkent Kabil'de ve Nangarhar ilinde nokta saldırılar düzenliyor ve bu saldırılarda yoğunluklu olarak sivil toplanmalar gibi yumuşak hedefler seçiliyor.

Taliban'da Heybetullah Ahundzade dönemi

Molla Ahtar'ın ölümüyle Taliban liderliğine Molla Ömer ve Molla Ahtar'a göre askeri ve siyasi olmaktan çok ilmi sınıftan olma yönü ağır basan Molla Ahtar'ın yardımcısı Molla Heybetullah Ahundzade (1961-) geçti. 

Heybetullah Ahundzade döneminde Taliban'ın hem savaşarak Afganistan'da gücünü artırma hem de barış görüşmelerini yürütme stratejisi gelişerek sürdü. Ahundzade devrinde Taliban'ın profesyonelleşmeye önem verdiği, bölgesel ve küresel ölçekte siyasi adımlar attığı ve ciddi atılım yaptığı göze çarptı.

Bu dönemde Hizb-i İslami lideri 2016'da Gulbeddin Hikmetyar Kabil'deki yönetimle anlaşarak 20 yılın ardından Kabil'e döndü. Hikmetyar ilerleyen süreçte Kabil hükümetine muhalefetine siyasi olarak devam etti. Barış görüşmelerinde Taliban'a yakın bir imaj çizdi. Bu dönem sonrasında Hikmetyar'a bağlı olan birçok silahlı grup da Hizbi İslami'yi bırakarak Taliban'a katıldı.

2017'de göreve başlayan ABD başkanı Donald Trump'ın Afganistan'daki savaşı ABD menfaatlerine aykırı ve çok masraflı bulduğunu belirterek ABD'nin Afganistan'dan tamamen çekilmesini istediğini belirtmesi ABD-Taliban müzakerelerini hızlandırdı. Ekim 2018'de Pakistan Molla Abdulgani Birader'i serbest bıraktı. Molla Birader ABD-Taliban görüşmelerine dahil oldu.

Ahundzade ve Trump döneminde Taliban diplomatik atağa geçerek pek çok ülkeye resmi ziyaret için heyetler gönderdi. ABD ve Taliban barış görüşmeleri hızlandı. Taliban görüşmelerde bir yandan savaşla Afganistan'da artan hakimiyetinin verdiği üstünlüğü taşıyordu. ABD ile Taliban arasındaki doğrudan görüşmeler 2018 yılının Ekim ayında resmen başladı.

ABD-Taliban Anlaşması (2020)

Yaklaşık 14 ay süren görüşmelerin ardından 29 Şubat 2020'de ABD ve Taliban arasında esirlerin karşılıklı serbest bırakılması ve Mayıs 2021'de ABD'nin Afganistan'dan tamamen çekilmesine dair bir barış anlaşması imzalandı.

Bu anlaşma ABD'nin, özellikle de ABD'nin hava gücünün ülkeden çekilmesi durumunda Taliban'ın Kabil'e girip rejimi devirmesinden endişe eden Kabil'deki Afganistan yöneticilerini telaşlandırdı. Kabil rejimi bu anlaşmayla ilgili çekincelerine dair açıklamalarda bulundu.

Taliban'ın anlaşma gereği Kabil rejimi ordusu mensuplarından tuttuğu esirleri bırakırken anlaşmaya aykırı olarak Kabil'in Taliban esirlerini bırakmayı pek çok kez reddetmesi Taliban'ın tepkisine neden oldu. Anlaşmaya muhalif gelişmeler nedeniyle Afganistan'da savaş sürdü, bununla beraber 2020'de 2019'a göre savaşın şiddetinde yarı yarıya azalma yaşandı.

Kasım 2020'de başkan seçilip Ocak 2021'de göreve başlayan yeni ABD başkanı Joe Biden'ın ekibinin Afganistan'dan çekilmeye Trump kadar istekli olmaması ve anlaşmanın hilafına olarak Mayıs 2021'de ABD'nin Afganistan'dan çekilmesinin tamamlanmayacağını belirtmesi barış sürecini büyük tehlikeye atarken ABD altına imza attığı anlaşmaya açıkça uymadığı için eleştirildi.

ABD'nin tavrındaki değişim yerel Taliban karşıtı isimleri de ABD'nin Afganistan'da kalması yönündeki açıklamalara cesaretlendirdi.

Ayrıca İran destekli gruplar da Sovyetler Birliği'nin çekilmesinin ardından olduğu gibi bir kez daha yeni bir iç savaş riskini tetikledi.

Taliban ise yaptığı resmi açıklamalarda ABD barış sürecinden cayar ve imzaladığı anlaşmadan dönerse savaşmaya her zaman hazır olduklarını bildiriyor. Afganistan'da devam eden çatışmalarda Taliban'ın alan hakimiyetini genişletmeyi sürdürdüğü bildiriliyor.

Bununla beraber barışa yönelik görüşmelerde iletişim kopmuş değil, görüşmeler devam ediyor. Görüşmelerin Türkiye'de de gerçekleştirilmesi düşünülüyor.

Afganistan'ın geleceği

Stratejik önemi, geniş arazisi, zengin potansiyel kaynakları ve 2021 itibariyle yaklaşık 38 milyon olup hızla artan nüfusuyla Asya'nın en önemli ülkelerinden olan, 1978'den beri adı savaşla anılan Afganistan'ın geleceği tüm bölgeyi ilgilendiriyor. Taliban Hareketi'nin ABD işgalinin ardından zor şartlarda yeniden dirilişi ve ABD'ye rağmen Afganistan'da güçlenebilmesinin bu hareketin Afganistan'ın geleceğinde varolacağının ve başat rol oynayacağının delili olarak gösteriliyor.

2001 sonrası dönemde öncekine oranla daha iyi organize olmuş, daha sofistike bir hareket olarak geri dönen Taliban'ın yeni dönemde Afganistan'ın tüm unsurlarını barındırıp tam olarak Afganistan'ın ortak devleti olma çabası gözlerden kaçmıyor. ABD'nin ise anlaşmadan cayıp savaşa dönmesi durumunda Taliban'ı ortadan kaldırabileceği düşünülmezken eninde sonunda bir anlaşmayla tamamen çekilmek durumunda kalacağı tahmin ediliyor. Kabil'deki rejimin ise ABD'nin tamamen çekilmesi durumunda bu rejimden yöneticilerin de beyanıyla ayakta durabilmesi beklenmiyor. 

1996-2001 döneminde devleti yönetme tecrübesi olan, son dönemde ise iktidar döneminden de daha ileri siyasi ve uluslar arası ilişkilerde tecrübe kazanan Taliban'ın Afganistan'a askeri olarak hakim olması durumunda yönetim tecrübesi zorluğu çekmesi beklenmiyor. Bu durumda esas kritik olanın Taliban'ın Afganistan'ın etnik dengelerini gözetme becerisi olacağı tahmin ediliyor.

Afganistan'ın geleceğinin, tüm bölgeyi etkilemesi ve Afganistan'ın ötesinde yansımaları olması bekleniyor.

Kaynak: Mepa News Akademi

twtbanner-001.jpg

HABERE YORUM KAT

UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.